Bizans
Mimarisinin en iyi görüldüğü yer başkent İstanbul'dur. Bizans
Mimarisi, başlangıçta ilk Şam mimarisinden faydalanmış ve bunları
yeni amaçlarına uydurmasını bilmiştir. Esası bir bir toplantı
yeri olan bazilikayla,ufak ticari anlaşmazlıkları halleden hakimin
yerine İsa mefhumunun alınması ile Hıristiyanlaştırarak bir
kilise haline getirmişlerdir. Bazilika şeklindeki kilise, uzun
bir yapıdır. Doğu ucunda yarım yuvarlak bir şekilde dışarı taşan
bir apsis, batı ucunda ise, narteks adı verilen bir hol bulunur.
Narteksin iki yanındaki merdivenlerden yan neflerin üzerinde
uzanan ve kadınlara ait olan galerilere çıkılır. Bir bazilikanın
üstü çift meyilli ve kiremit kaplı ahşap bir çatı ile örtülü
olurdu. Bu basit ve sade kilise tipi: Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında
ve Bizans Sanatının özellikle ilk devrinde hayret verici bir
derecede tutulmuş ve sayısız denecek kadar çok örnek meydana
getirilmiştir.
Bu tipin
en karakteristik örneklerinden biri, başkent İstanbul'dadır.
461 'de kurulan Studios Manastırının Aziz Hagios Loannes ' e
ithaf edilen kilisesi olan bu bina, İmrahor İlyas Bey Cami adını
alarak, zamanımıza kadar gelmiştir. Harap bir halde olan bu
bina, Bazilika tipinin en saf çekli ile karşımıza çıkmaktadır.
Binanın iç mekanı bütün normal bazilikalarda olduğu gibi, iki
sütun dizisi ile üç nefe ayrılmıştır. Fakat 18. yüzyıldaki yangından
sonra sütunlardan sağ taraftaki nef kaldırılmıştır. Yapım üzerine
örten ahşap çatıdan ise, artık hiçbir iz kalmamıştır. Henüz
ayakta duran sol taraftaki sütun dizisinin yangından süslemelerini
tamamen kaybetmiş olan başlıklarının üstünde, zengin bir şekilde
işlenmiş mermer bloklardan meydana getirilmiş bir arşitrav uzanmaktadır.Bir
gereksinmenin en basit şekilde cevaplandırılmasını yansıtan
bazilikanın yanında revaç bulan ikinci bir yapı tipi ise,merkezi
plan şemasıdır. Yuvarlak bir mekan esas oluşturacak şekilde
kurulan bu binalarda, mekanın üstü yapının bütününü kaplayan
bir kubbe ile belirtilmiştir.
Bu tipin
gayet güzel bir örneği, İstanbul' da bugün K. Ayasofya Cami
adını taşıyan eski Sergio ve Bakkhos Kilisesi'nde karşımıza
çıkar. İmparator I. Justinianos tarafından 526-530 yılları arasında
yapılan bu binada dış duvarların düzgün olmayan bir kare meydana
getirdikleri görülür. Batıya bakan cephede uzanan sütunlu son
cemaat yeri Türk döneminde yapılmıştır. İçeride sekiz kuvvetli
paye, ortada sekiz köşeli bir saha meydana getirdikleri basık,
dilimli bir kubbe örtmektedir. Bu orta mekan, doğu yönüne ileri
doğru uzanan ve dışarı taşan bir apsise sahiptir.
Payeler ve bunların arasındaki sütunlar ile orta mekandan ayrılan
dehliz kısmı, bir at nalı gibi burayı kuşatmaktadır.
Bizans Mimarisi,
Bazilika ve merkezi plan tipini birleşerek, yeni bir mekan çekli
bulmak yolunda çalışmaktan geri kalmamış ve bunun sonunda, 5.
yüzyıl sonlarında kubbeli Bazilika denen tip doğmuştur. Bu tipin
en görkemli örneği 6. yüzyılda İstanbul'da yapılmış olan Ayasofya'dır.Trallesli
Anthemios ve Miletos'lu Isidoros'un, yani Anadolulu iki mimarın
Justinianos'un emri ile 532 - 537 yılları arasında yanmış daha
eski bir kilisenin yerinde yaptıkları Ayasofya, kubbeli Bazilika
tipini en güzel şekilde verir. Burada, merkezi planlı binalarda
görülen mimari sistemin esası, orta nefin üst mimarisinde ve
ana mekanda bulmak
mümkün olduğu gibi, klasik Bazilika mekanının karakteristik
özelliklerinden sayılan, yan neflerin yardımcı, adeta orta mekanın
görkemi ve genişliği uğruna "harcanmış" mekanlar olmalarında
da görmek olasıdır.Yapının
iç kısmı, adeta çatlı bir Bazilika gibi paye ve sütün dizileri
ile üç nefe ayrılmıştır. Bunlardan ortadakine, esas ağırlığı
dört payeye binen 31 m. çapındaki büyük bir kubbenin hakim olduğu
görülür. Orta nem, esas aks üzerinde düzenlenmiş, ana kubbeye
doğu ve batı yönden birleştirilen iki yana kubbe ile daha örttürülmüştür.
Bu
kubbeler vasıtasıyla aynı zamanda, ana kubbenin iki yönden basıncı
karşılanarak, alttaki duvarlara geçişi sağlanmıştır. 77 m. uzunluğundaki
orta nefin doğu ucu, dışarı ve üstü yarım kubbeli bir apsis
ile sonuçlanmaktadır .
Bizans Sanatının
ilk devresi siyasi ve askeri gerilemelerle beraber 726'da ortaya
çıkan ve kiliselerin dini resimlerle süslenmesini yasak eden
bir cereyan ile sarsıntı geçirmiş ve bu durum, kısa bir ara
ile 842 tarihine kadar sürmüştür. Bu döneme ikonaklasma denir
.
İkonaklasmanın
842'de ortadan kalkması ile gerçek anlamı ile başlayan Orta
Bizans devri sanatı, ı204'de Bizans'a karşı yapılan Haçlı seferlerinin
sonunda İstanbul'u 'u ele geçiren Latinlerin burada bir Latin
İmparatorluğu kurmalarına değin sürmüştür.
Bu devirde
Bizans Sanatı, kilisenin İkonaklasmaya karşı kazandığı zaferle
yeni bir yön almış ve sanat, önceki devrindeki özgünlüğünü yitirerek,
kilisenin günden güne kuvvetlenerek hakimiyeti altında belki
de sert ölçülere bağlanmak zorunda kalmıştır.
Orta Bizans
devrinde ufak ölçüler hakim olmakla beraber dış çizgilerin zarif,
ölçülerinse uyumlu olmasına önem verilmiştir. Yunan Haçı plan
bu devirde mimari tiplerin başında gelmekte, hatta uzun süre
tek mimari tipi teşkil etmektedir. Bu tipte binanın orta kısmının
bir Yunan haçı biçimindedir ve tam ortada bir kubbe bulunmaktadır
. Başlangıçta hayli kaba ve ağır bir görünüşe sahip olan Yunan
haçı planı sonradan geliştirilerek iç çizgilerin incelmesi ile
daha hafif bir görünüş almıştır.
Bu ikinci
safhada kubbe Kalenderhane Caminde olduğu gibi ağır masif köşe
duvarlarına değil,
paye ve sütunlara bindirilmiş ( Bu tip yapılardan biri olan
Bodrum Cami yüksek bir kripto üzerinde kurulmuştur. Dört sütunlu
Yunan haçı planı bütün özelliklerini burada gayet açık bir biçimde
görmek mümkündür. Bir
narteksi takip eden naos dört ince payenin yardımı ile taksim
edilen bir Yunan haçı çeklindedir. Binanın dış cephelerine konulan
birtakım yan yuvarlak payeler ve bunların arasına yerleştirilen
kor kemerlerle hareket ve plastik bir ifade kazandığı görülmektedir.
10. yüzyılda
inşa edilen Lips Manastırı kilisesi olan Fenari İsa Cami'nin
kuzey kanadı da aynı tipin gayet karakteristik bir örneğidir.
Yalnız burada 17. yüzyıldaki bir tamir esnasında dört sütun
kaldırılarak yerlerine iki büyük kemer inşa edilmiş ve 13. yüzyılda
güney tarafına ikinci bir kilise eklenmiştir . Eski
adı bilinmeyen ve 10. veya 11. yüzyılda. yapıldığı tahmin edilen
Vefa Kilise Cami adıyla da bilinen Molla Gürani Cami ise, 14.
yüzyılda eklenen büyük Theotokos ton diakonissa Kilisesi (Akataleptos)
= Kalenderhane Cami ve anıtsal dış narteksi bir tarafa bırakacak
olursa dört sütunlu Yunan haçı planı veren bir Orta Bizans devri
kilisesidir .
Komnenos
sülalesi zamanında 1081 - 1118 yılları arasında yapılan ve Pantepoptes
Manastırının kilisesi olan Eski imaret Cami ise. aynı tipin
en güzel örneğidir. Komnenos sülalesi tarafından kurulan ve
esası 1136.da yapılan Pantakrator Manastırının kilisesi olan
Zeyrek Kilise Cami, bu devirde büyük kiliselerin ancak ufak
kiliselerin birleşmesiyle meydana getirildiğini gösteren karakteristik
bir örnek olarak dikkati çeker.
Yunan hacı
planlı kiliselerin en büyük örneklerinden biri olan Zeyrek Cami
güney kanadı ancak 16 m. uzunluğundadır. Orta Bizans devrinde
daha az uygulama alanı bulmuş plan tipine sahip yapılara da
rastlanmaktadır. Bu
yapılardan biri, Kariye Cami olarak tanınan Khora Manastırının
kiborium planlı naos kısmıdır. Son Bizans devrinde, İstanbul'da
yeni bir mimari tipin doğduğunu ve bunun 12841294 yılları arasında
yapıldıkları bilinen üç kilisede uygulandığını görüyoruz. Bunlar,
fetihten sonraki isimleri ile Koca Mustafa paşa Cami, Fenari
İsa Cami ve Fethiye Cami esas binasıdır.
Bu tip binalarda
görülen plan şemasının, Orta Bizans devrinde görülen Yunan haçı
planıyla hiç bir suretle ilgisi yoktur. Zira, bu plan şemasında
naos kısmında dört kemer üstünde yükselen bir kubbe bulunmakta
ve orta mekan bu kare alanın altında kalmaktadır. Bu orta kısmın
etrafında, üç taraftan onu bir at nalı gibi saran basık tonozlu
dehlizler uzanmakta ve bu yüzden de bu plan tipine kısaca Dehlizli
tip adı verilmektedir .
|