|
Fasıal'ın
karısı baya güzel yemek pişiriyor, çayları da harika.
Houseboatlar bizdeki eski evlere benziyor (anneanne evi gibi), heryer
oymalı tahta, dantel örtüler, el halıları...
Kashmir Başkent Srinagar
Sabahları kurulan vegetable market
Tekne çok hafif sallanmasa gölde olduğunuzu anlıyamazsınız. Hemen her
houseboat'un bir de verandası var (4-5 oda, salon, banyoi nutfak dışında),
o verandada oturup lotus çiçekleri arasında batan güneşi seyretmek ömre
bedel - yalnız turistleri sivrisinek gibi izleyen ve devamlı birşeyler
satmaya çalışan bakkal/kartpostalcı/halıcı/kumaşçı kayıkların gazabından
kurtulabilirseniz.
En iyisi houseboat sahibinize hiçbirşey almayacağınızı ve rahatız olduğunuzu
çok kesin bir dille anlatmak - o zaman onlar gelen kayıkları kendileri
kovalıyor.
Houseboat sahibiniz (komisyon aldıklarını sanıyorum) sizi mutlaka eş dost
halıcı tahtacı gibi yerlere götürmek isteyecek, ben hepsine gittim atelyelerini
gösteriyorlar hoş oluyor. Birşeyler almak istiyorsanız muhteşem pazarlık
yapın, hiç göstermeseler de hemen hepsinde kredi kartı geçiyor (param
yok dediğinizde ortaya çıkıyor) ama mutlaka alabiklerince çok nakit para
almaya çalışıyorlar.
Srinagar'da 2 tane
Moğol bahçesi var - Moğollar Hindistanda çok eser bırakmışlar, bahçecilikleri
de çok meşhur.Bahçeler son derece temiz ve bakımlı, halk çalışır mı bilmiyorum
ama bahçeler insan dolu.
Benim gözümün önüne hep küçüklükteki masal kitaplarım geldi, arkada dağlar
önde göl yemyeşil bahçeler, içlerinde fıskiyeler sular akıyor, ve her
renkten canlı canlı çiçekler. Bir de manzaraya o canlı renkleriyle giyinmiş
güzel kadınları ekleyin, işte görünüm bu!
Savaş olgusu filan kalmıyor insanda. Sadece huzur ve güzellik. Sanki canlı
bir minyatüre bakıyorsunuz.
Dal gölünün hemen yanında dik bir tepe var, üzerinde de Hindu tapınağı,
şehrin yukarıdan manzarası harika.
Şehrin yeni kısmı var, dükkanlar dışında fazla bir atraksiyon yok.
Bir sabah erkenden
kalkıp Vegetable market'a gidilmeli, sabahın ilk ışıklarında dağılıyor.
Gölden çıkan herşey satılıyor, lotus kökü, çiçeği, patates, turp, ve saire.
Şehirde hemen hiç turist yok, bu turist başına düşen satıcı sayısını çoğaltması
dışında çok güzel.
Şehirde hemen tüm yol kesişimlerinde tüfekli askerler var, kum torbalar
yığılı tahtadan barikatlar içinde. Bunlar olmasa bu huzur aleminde savaşın
olduğuna kimse inanamaz.
Müslümanlar bence hem Hindulardan hem de Budistlerden çok farklı, ve bana
diğer iki topluluğu da hiç sevmiyorlarmış gibi göründü.
Pislik açısından fazla bir fark göremedim ama.
Dal nehrindeki gondol benzeri kayıkların adı Şikara - kimisi renkli v
süslü kimisi ise sırf tahta, kimi toplanmış yosunları taşıyor, kimisi
halı kumaş. Önde veya arkada oturan bir adam ucu kalkık duran teknede
çömelerek tek kürekle çekiyor - şekilleri öyle zarif ve ustaca yapılmış
ki çok hızla kayıyorlar.
|
Leh 3500 metrede kurulmuş
bir şehir. 1950'lerde turistlere açılmış ve hızla da turistik olmuş. Otel,
trekking ve rafting şirketleri dolu - o sarp dağları zorla aştıktan sonra
böyle bir vaha bulmak bence çok şaşırtıcıydı.
Oldukça emniyetsiz bir yoldan ve yoldaki kötü otelden sonra ben hoş bir
yerde kalmak istedim -
Hotel Dragon. 194101 - Ladakh, J&K,
telefon ise 91-1982-52139,
çok çok güzel bir oteldi, yeni, tertemiz, merkeze yakın, harika bir bahçesi
vardı ve yemekleri de süperdi.
Hatırladığım kadarıyla 1 gece 20 USD idi. Kahvaltı 75 rupee, ögle ve aksam
yemekleri ise açık büfe ve 150 rupee idiler.
Leh'e Delhi'den uçakla gelinebiliyor, sanırım 100 USD civarı. Yalnız direk
3500 metreye inilince yükseklikten hasta olunur mu bilmiyorum.
Leh'in
şehir merkezinde eski kısmında daracık sokak aralarında gezmek çok keyifli,
yalnız turistlerin üzerine öyle çok atlıyorlar ki insanın gerçekten canı
sıkılıyor.
Ladakh-Leh, Tikse manastırı(yörenin en önemli ve en büyük manastırı)
Tam merkezde Potala (Lhasa'daki, Budist merkez gompası) benzeri eski bir
gompa var, ismi Leh Palace. 17. yüzyılda Potala'nın minyatürü olarak yapılmış
ama uzun süredir kullanılmıyor ve pek kötü bir görüntüsü var. Ben çıkmaya
yeltenemedim.
Yine şehir merkezinde bir cami var, Budizm diyarında bir cami ilginç,
mimari açıdan da bizim bildiklerimize pek benzemiyor.
Leh'de bir sürü dükkan var, halı, yastık, değerli taşlar, yerel giysiler
satılıyor. Tibet lokantaları ve bir sürü bakery bulmak mümkün.
Çok fazla turist var, genelde kırmızı ya da mor saçlı, yüzlerinde veya
vücutlarında bir sürü gümüş takılı turistler bunlar. Ya da grup halinde
gelmis kalabalık Amerikalı veya Fransız orta yaş üzeri insanlar.
Leh'in
çevresinde bir sürü gompa var, kimisi uzak bir köyde. Buralara maalesef
yalnızca Leh'den tutacağınız taksilerle gitmek zorundasınız, Ladakh bölgesine
girdiğimiz andan itibaren hiçbir yerde duramadık. Ladakh Gompa içi
Söför durursak arabanın taşlanacağını (geçmişde yakıldığı da olmuş) söyledi.
İlkönce inanmadım ve Leh'de bindiğim taksiye de sordum ama doğruymuş -
sonsuz hoşgörülü ve barışcıl olarak tanıdığım Budistlerin, turistlerden
para kazanmak için bu tip şeyler yapmalarına hala da inanasım gelmiyor:
Heryere sadece Leh plakalı taksilerle gidilebiliniyor.
Saatte 30-40km hızla ilerlenebiliyor, bu nedenle 1 günde gezebileceginiz
yer sayısı oldukça sınırlı.
Devam 
|