|
Spielberg’in
unutulmaz klasiği 20 yıl sonra izleyicisiyle yeniden buluşuyor!
“ Korkuyor. Çünkü 3.000.000 Işık
Yılı uzaktan gelmiş ve tamamen yapayalnız. ”
“
E.T. ”nin orijinal reklam kopyasında yer alan bu sözler, macera,
duygusallık ve gizem dolu yepyeni bir filmin müjdesini veriyordu.
Seyircilerin ekranlarda gördüğü sonuç ise, tanıtım çalışmalarıyla
oluşturulan beklentinin kat kat üzerine çıkan kusursuz bir film
oldu.
Efsane haline gelmiş birçok filmde sıkça rastlanan bir özellik vardır.
Bu filmler öncelikle yaratıcılarının beyninde şekillenir ama sonradan
ortaya çıkan film, yaratıcısının düşündüğünden çok farklıdır. “E.T.”de
de bu gelenek değişmedi ve herşey çok farklı bir öyküyle başladı.
Daha sonra birçok değişiklik gerçekleşerek bugün hepimizin bildiği
film ortaya çıktı.
“E.T.”nin
yaratıcısı Steven Spielberg’di. Ünlü yönetmen bu filmin öyküsünü
geliştirdiği sırada bir önceki çalışması olan ve bir başka gezegenden
gelen yaratıkların insanoğluyla ilk karşılaşmasını anlatan “ Close
Encounters of the Third Kind ” üzerinde çalışıyordu.
“
Yazılan ilk öyküde uzaydan gelen gremlin benzeri yaratıklar tarafından
saldırıya uğrayan bir çiftlik ailesinin başına gelenler anlatılıyordu.
Uzaylı yaratıklar onların evine girmeye çalışıyor ve insanlar çılgına
dönüyordu. Hatta bu öyküden yola çıkılarak ‘Night Skies’ adını taşıyan
bir senaryo taslağı da yazılmıştı. ” diyor Spielberg ve herşeyin
neden değiştiğini şu sözlerle anlatıyor: “ Ancak senaryo taslağını
okuduğumda yönetmek istediğim filmin o olmadığını hissettim. O türde
bir filmi yönetmek en başta kendime ve inançlarıma ters düşmek anlamına
gelecekti. ”
Bu
sözlerinin anlamını ise çocukluk yıllarından verdiği örnekle açıklıyor:
“ Çocukken uzaylı yaratıkları düşündüğümde şu soru üzerinde kafa
yorardım: Eğer günün birinde gezegenimizi ziyaret etmiş olsalar
bize dostça mı yoksa düşmanca mı davranırlardı? Bu iki farklı görüşten
ilki bana daima cazip gelmiştir.
Hayatımın
ilk meteor yağmurunu gördüğümde dört-beş yaşlarındaydım. Babam beni
New Jersey’de açık araziye götürmüştü. Battaniyelerimize sarınıp
gökyüzünü seyrederken ışık demetlerinin hareket ettiğini gördüm.
Bu durumu hiç de endişe verici bulmadığımı anımsıyorum."
ÇOK
ÖZEL BİR ARKADAŞ...
Spielberg
sözlerine şöyle devam ediyor: “ Babam sürekli bilimkurgu kitapları
okuyan bir adamdı ve o kitaplarda dünyayı ele geçirmeye çalışan
kötü uzaylılar vardı. Buna rağmen babam bana şu düşünceyi aşıladı:
Eğer ki uzaylı yaratıklar milyonlarca ışık yılı uzaklıktan kalkıp
buraya gelecek kadar teknolojik birikime sahipse saldırgan olamazlardı.
O denli gelişmiş yaratıkların dünyamızı ele geçirmek gibi bir derdi
olamazdı. O kadar uzaktan gelmelerinin sebebi ellerindeki bilgiyi
kendilerine göre daha az gelişmiş diğer gezegenlerle paylaşmak olmalıydı.
Babamın beynime işlediği bir düşünce vardı. Eğer orada bir yerlerde
uzaylı yaratıklar gerçekten varsa, bunlar iyi olmalıydı, kötü değil...”
Spielberg
bu düşünceler ışığında “ Night Skies ” projesini iptal etmeye karar
vermişti. Ancak senaryonun sonundaki bir ayrıntıyı çok beğendiği
için bundan vazgeçmeyi de istemiyordu. Uzaylı yaratıklardan bir
tanesi kendi gezegenine dönemiyor ve dünyamızda kalıyordu. “ Night
Skies ” projesini bir yana bırakan Spielberg, farklı dünyaların
buluşması üzerine bir film daha yapma düşüncesini benimsemişti.
Bunu
başarmak için kendi kişisel düşüncelerine dalıp anılarının izini
sürmeye başladı. Gerisini yine Spielberg’den dinleyelim: “ Henüz
10 yaşında olan bir çocuğun anne-babasının boşanması karşısında
verebileceği tepkilerin filmini yapmayı hep istemiştim.
Boşanma
olgusunun küçük bir çocuğun yaşamını nasıl etkileyeceğini anlatan
bir film olmalıydı bu. Çocukluk yıllarımdan bu yana süregelen bir
bilinçaltı fantezim vardı ve bu belki de uzaylı yaratık E.T.’nin
ta kendisiydi. Annesiyle babası boşanmış bir çocuğun kendisini hayatı
boyunca daha az yalnız hissetmesini sağlayacak esrarengiz bir dost...
Acılarının hafiflemesini sağlayacak çok özel bir arkadaş...”
TUNUS
ÇÖLLERİNDEN UNIVERSAL STÜDYOLARINA
Aradan
yıllar geçti ve Spielberg’in beyninde gelişen bu düşünceler, evinden
binlerce mil uzakta bir kum tepeceğindeki deniz kabuklarına bakarken
tam anlamıyla biçimlenmeye başladı. “ Tunus’taki bir çölde ‘ Raiders
of the Lost Ark ’ı çekiyorduk. Çölün ortasında yapayalnız oturan
bir yönetmendim. Cumartesi matinelerine uygun tipte bir film yaptığımız
için kendimi oldukça farklı hissediyordum. Sanki kendi kişiliğimden
biraz ayrı düşmüş gibiydim. Yönetmenlikte böyle şeyler sık sık olur.
Ve sonra aniden BANG! Bir anda aklıma E.T.’nin öyküsü geldi. Birkaç
gün içinde de başlangıcı, ortası ve sonuyla biçimlendi. ”
Spielberg’in
çok sevdiği “ The Black Stallion ” adlı bir film vardı. Bir deniz
kazasından sonra bir çocukla vahşi bir at arasında giderek büyüyen
arkadaşlığı konu alan o filmi Carroll Ballard yönetmişti. Senaryo
yazarı ise genç ve yetenekli bir yazar olan Melissa Mathison’du.
O günlerde evli olduğu kocası Harrison Ford ile birlikte Tunus’ta
olan Melissa, kendisini oldukça mutsuz hissediyordu. Mutsuzluğunun
sebebi ise, yazmaya çalıştığı bir senaryoyu bir türlü istediği şekilde
bitirememesiydi.
“
Bir gün Steven Spielberg ile birlikte kayaların altına baka baka
akrep arıyorduk. İşte o sırada bana yeni bir senaryo yazıp yazamayacağımı
sordu. Üzerinde çalıştığım senaryoyu bitirmekte başarısız kaldığım
için teklifini kabul etmedim. Ancak Steven filmin temasından söz
edince dondum kaldım. Dünyaya gelen küçük bir uzaylı yaratık ve
onun bakımını üstlenen çocuklar... Uzaydan gelen bir yaratığın başrolde
olduğu bir çocuk filmi senaryosu yazma fikri bana cazip geldi.”
Tunus’tan
Los Angeles’a dönüldükten sonra Spielberg ile ortağı Kathleen Kennedy,
en azından bir taslak yazması konusunda Melissa Mathison’u ikna
etmeyi başardılar. Yazmaya başladığında E.T.’nin dış görünümünün
neye benzemesi gerektiği konusunda soru işaretleri vardı. Spielberg
ile yaptığı ilk sohbetlerde uzaylı bir yaratığın çirkin olacağına
karar vermişlerdi. Ancak asla korkutucu olmayacaktı. Dış kabuğu
olmayan bir kaplumbağaya benzeyecekti. Küçük çocuğun uzaylı yaratığa
duyduğu sevginin temelinde onun dış görünümünün güzelliği yer almayacaktı
kesinlikle.
107
sayfadan oluşan ilk taslağı bitirdiğinde götürüp Spielberg’e verdi.
Ünlü yönetmen bu taslağı sadece bir saatte okuyup bitirdi. Bu oldukça
sıradışı bir durumdu. Çünkü yavaş okumasıyla tanınırdı. Melissa’nın
yazdığı senaryo taslağının doğrudan doğruya yüreğine seslendiğini
hissetti. Uzaylı yaratığın öyküsünü anlatan 107 sayfalık taslağı
okuduğu andan itibaren filmi çekmeye hazırdı.
Spielberg
bu taslağı hemen Universal Pictures’ın o yıllardaki başkanı olan
Sidney Sheinberg’e gönderdi. Kağıtların yanına E.T.’nin kafasının
balçık çamurdan yapılmış bir büstünü ve Ed Verreaux tarafından hazırlanan
prodüksiyon çizimlerini de ekledi. Ertesi gün Sheinberg’den telefon
geldi. Film için Universal Pictures’tan onay çıkmıştı. E.T.’nin
serüveninin startı verilebilirdi.
|