bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler

Kamera Arkası
E.T. the Extra-Terrestrial

Spielberg’in unutulmaz klasiği 20 yıl sonra izleyicisiyle yeniden buluşuyor!

“ Korkuyor. Çünkü 3.000.000 Işık Yılı uzaktan gelmiş ve tamamen yapayalnız. ”

“ E.T. ”nin orijinal reklam kopyasında yer alan bu sözler, macera, duygusallık ve gizem dolu yepyeni bir filmin müjdesini veriyordu. Seyircilerin ekranlarda gördüğü sonuç ise, tanıtım çalışmalarıyla oluşturulan beklentinin kat kat üzerine çıkan kusursuz bir film oldu.

Efsane haline gelmiş birçok filmde sıkça rastlanan bir özellik vardır. Bu filmler öncelikle yaratıcılarının beyninde şekillenir ama sonradan ortaya çıkan film, yaratıcısının düşündüğünden çok farklıdır. “E.T.”de de bu gelenek değişmedi ve herşey çok farklı bir öyküyle başladı. Daha sonra birçok değişiklik gerçekleşerek bugün hepimizin bildiği film ortaya çıktı.

“E.T.”nin yaratıcısı Steven Spielberg’di. Ünlü yönetmen bu filmin öyküsünü geliştirdiği sırada bir önceki çalışması olan ve bir başka gezegenden gelen yaratıkların insanoğluyla ilk karşılaşmasını anlatan “ Close Encounters of the Third Kind ” üzerinde çalışıyordu.

“ Yazılan ilk öyküde uzaydan gelen gremlin benzeri yaratıklar tarafından saldırıya uğrayan bir çiftlik ailesinin başına gelenler anlatılıyordu. Uzaylı yaratıklar onların evine girmeye çalışıyor ve insanlar çılgına dönüyordu. Hatta bu öyküden yola çıkılarak ‘Night Skies’ adını taşıyan bir senaryo taslağı da yazılmıştı. ” diyor Spielberg ve herşeyin neden değiştiğini şu sözlerle anlatıyor: “ Ancak senaryo taslağını okuduğumda yönetmek istediğim filmin o olmadığını hissettim. O türde bir filmi yönetmek en başta kendime ve inançlarıma ters düşmek anlamına gelecekti. ”

Bu sözlerinin anlamını ise çocukluk yıllarından verdiği örnekle açıklıyor: “ Çocukken uzaylı yaratıkları düşündüğümde şu soru üzerinde kafa yorardım: Eğer günün birinde gezegenimizi ziyaret etmiş olsalar bize dostça mı yoksa düşmanca mı davranırlardı? Bu iki farklı görüşten ilki bana daima cazip gelmiştir.

Hayatımın ilk meteor yağmurunu gördüğümde dört-beş yaşlarındaydım. Babam beni New Jersey’de açık araziye götürmüştü. Battaniyelerimize sarınıp gökyüzünü seyrederken ışık demetlerinin hareket ettiğini gördüm. Bu durumu hiç de endişe verici bulmadığımı anımsıyorum."

ÇOK ÖZEL BİR ARKADAŞ...

Spielberg sözlerine şöyle devam ediyor: “ Babam sürekli bilimkurgu kitapları okuyan bir adamdı ve o kitaplarda dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü uzaylılar vardı. Buna rağmen babam bana şu düşünceyi aşıladı: Eğer ki uzaylı yaratıklar milyonlarca ışık yılı uzaklıktan kalkıp buraya gelecek kadar teknolojik birikime sahipse saldırgan olamazlardı. O denli gelişmiş yaratıkların dünyamızı ele geçirmek gibi bir derdi olamazdı. O kadar uzaktan gelmelerinin sebebi ellerindeki bilgiyi kendilerine göre daha az gelişmiş diğer gezegenlerle paylaşmak olmalıydı. Babamın beynime işlediği bir düşünce vardı. Eğer orada bir yerlerde uzaylı yaratıklar gerçekten varsa, bunlar iyi olmalıydı, kötü değil...”

Spielberg bu düşünceler ışığında “ Night Skies ” projesini iptal etmeye karar vermişti. Ancak senaryonun sonundaki bir ayrıntıyı çok beğendiği için bundan vazgeçmeyi de istemiyordu. Uzaylı yaratıklardan bir tanesi kendi gezegenine dönemiyor ve dünyamızda kalıyordu. “ Night Skies ” projesini bir yana bırakan Spielberg, farklı dünyaların buluşması üzerine bir film daha yapma düşüncesini benimsemişti.

Bunu başarmak için kendi kişisel düşüncelerine dalıp anılarının izini sürmeye başladı. Gerisini yine Spielberg’den dinleyelim: “ Henüz 10 yaşında olan bir çocuğun anne-babasının boşanması karşısında verebileceği tepkilerin filmini yapmayı hep istemiştim.

Boşanma olgusunun küçük bir çocuğun yaşamını nasıl etkileyeceğini anlatan bir film olmalıydı bu. Çocukluk yıllarımdan bu yana süregelen bir bilinçaltı fantezim vardı ve bu belki de uzaylı yaratık E.T.’nin ta kendisiydi. Annesiyle babası boşanmış bir çocuğun kendisini hayatı boyunca daha az yalnız hissetmesini sağlayacak esrarengiz bir dost... Acılarının hafiflemesini sağlayacak çok özel bir arkadaş...”

TUNUS ÇÖLLERİNDEN UNIVERSAL STÜDYOLARINA

Aradan yıllar geçti ve Spielberg’in beyninde gelişen bu düşünceler, evinden binlerce mil uzakta bir kum tepeceğindeki deniz kabuklarına bakarken tam anlamıyla biçimlenmeye başladı. “ Tunus’taki bir çölde ‘ Raiders of the Lost Ark ’ı çekiyorduk. Çölün ortasında yapayalnız oturan bir yönetmendim. Cumartesi matinelerine uygun tipte bir film yaptığımız için kendimi oldukça farklı hissediyordum. Sanki kendi kişiliğimden biraz ayrı düşmüş gibiydim. Yönetmenlikte böyle şeyler sık sık olur. Ve sonra aniden BANG! Bir anda aklıma E.T.’nin öyküsü geldi. Birkaç gün içinde de başlangıcı, ortası ve sonuyla biçimlendi. ”

Spielberg’in çok sevdiği “ The Black Stallion ” adlı bir film vardı. Bir deniz kazasından sonra bir çocukla vahşi bir at arasında giderek büyüyen arkadaşlığı konu alan o filmi Carroll Ballard yönetmişti. Senaryo yazarı ise genç ve yetenekli bir yazar olan Melissa Mathison’du. O günlerde evli olduğu kocası Harrison Ford ile birlikte Tunus’ta olan Melissa, kendisini oldukça mutsuz hissediyordu. Mutsuzluğunun sebebi ise, yazmaya çalıştığı bir senaryoyu bir türlü istediği şekilde bitirememesiydi.

“ Bir gün Steven Spielberg ile birlikte kayaların altına baka baka akrep arıyorduk. İşte o sırada bana yeni bir senaryo yazıp yazamayacağımı sordu. Üzerinde çalıştığım senaryoyu bitirmekte başarısız kaldığım için teklifini kabul etmedim. Ancak Steven filmin temasından söz edince dondum kaldım. Dünyaya gelen küçük bir uzaylı yaratık ve onun bakımını üstlenen çocuklar... Uzaydan gelen bir yaratığın başrolde olduğu bir çocuk filmi senaryosu yazma fikri bana cazip geldi.”

Tunus’tan Los Angeles’a dönüldükten sonra Spielberg ile ortağı Kathleen Kennedy, en azından bir taslak yazması konusunda Melissa Mathison’u ikna etmeyi başardılar. Yazmaya başladığında E.T.’nin dış görünümünün neye benzemesi gerektiği konusunda soru işaretleri vardı. Spielberg ile yaptığı ilk sohbetlerde uzaylı bir yaratığın çirkin olacağına karar vermişlerdi. Ancak asla korkutucu olmayacaktı. Dış kabuğu olmayan bir kaplumbağaya benzeyecekti. Küçük çocuğun uzaylı yaratığa duyduğu sevginin temelinde onun dış görünümünün güzelliği yer almayacaktı kesinlikle.

107 sayfadan oluşan ilk taslağı bitirdiğinde götürüp Spielberg’e verdi. Ünlü yönetmen bu taslağı sadece bir saatte okuyup bitirdi. Bu oldukça sıradışı bir durumdu. Çünkü yavaş okumasıyla tanınırdı. Melissa’nın yazdığı senaryo taslağının doğrudan doğruya yüreğine seslendiğini hissetti. Uzaylı yaratığın öyküsünü anlatan 107 sayfalık taslağı okuduğu andan itibaren filmi çekmeye hazırdı.

Spielberg bu taslağı hemen Universal Pictures’ın o yıllardaki başkanı olan Sidney Sheinberg’e gönderdi. Kağıtların yanına E.T.’nin kafasının balçık çamurdan yapılmış bir büstünü ve Ed Verreaux tarafından hazırlanan prodüksiyon çizimlerini de ekledi. Ertesi gün Sheinberg’den telefon geldi. Film için Universal Pictures’tan onay çıkmıştı. E.T.’nin serüveninin startı verilebilirdi.

 
Sonraki
 
   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 




| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com