|
Düşünen insanın filmi...
Korkunç
bir cinayet ekranda başa alınıyor... Bir fotoğraf basılmadan önceki
halini alır ve flaş patlayan bir polaroide geri döner. Kan revan
içinde bir görüntü... Bir silahın çarpık bir ağızdan çekilişi...
Bu görüntü daha sonra insan imajını alır... Christopher
Nolan'dan müthiş bir gerilim filmi: '' Akıl Defteri ''...
Açılış sahneleri film boyunca zaman akışını tersine çevirir. “ Akıl
Defteri ”nde zaman, bir adamdaki hafıza kaybının yol açtığı karışıklık
içinde yükselip alçalan bir ritmde yol alıyor. Filmin senaryosu
Nolan'ın kardeşi Jonathan'ın yazdığı kısa bir öyküye dayanıyor.
Film, fotoğraf, pano, not ve dövmeler tarafından yönlendirilen bir
hayatı anlatıyor. Başrollerde Carrie Anne Moss, Joe Pantoliano ve
Guy Pearce’in rol aldığı filmde Leonard'ı canlandıran Pearce; geçmişindeki
karışıklığın kalıntılarıyla kendisini bulmaya çabalayan bir adam
rolünde.
“ Akıl Defteri ”, derin ve iz bırakan bir gerilim. Finansmanını
bütünüyle Newmarket'in üstlendiği filmin yapım sorumluları Aaron
Ryder, Will Tyrer ve Chris Ball. Yapımcılığını bağımsız yapımcılar
olan Team Todd'un (Suzanne Todd ve Jennifer Todd) gerçekleştirdiği
'' Akıl Defteri '', geleneksel anlatının teselli edici düşüncelerini
ürpertici, zorlayıcı ve hayranlık verici bir film gösterimiyle çarpıtmakta...
Filmin konusuna gelince:
Leonard Shelby (Guy Pearce), pahalı takım elbiseler giyer; son model
bir Jaguar kullanır; ucuz, tanınmamış motellerde konaklar ve ödemelerini
hep nakit parayla gerçekleştirir. Başarılı bir işadamı görüntüsündedir...
Ancak Leonard'ın tek işi intikam almaktır; karısının ırzına geçip
öldüren adamın peşindedir.
Şüpheleri polis tarafından dikkate alınmayan Leonard'ın yaşamındaki
tek mücadelesi, adalet arayışı üzerine kurulmuştur. Katili belirlemekte
ise büyük bir zorlukla karşı karşıyadır. Leonard'ın nadir görülen,
tedavisi olmayan bir hafıza kaybı hastalığı vardır. “ Kaza ” öncesi
olayları tüm ayrıntılarına kadar hatırlayabilen Leonard, onbeş dakika
önce ne olduğunu, ne yaptığını, nereye gittiğini ve neden gittiğini
bilememektedir.
Eski
bir sigorta müfettişi olan Leonard bu probleminin farkındadır. Üstelik,
bununla başa çıkacak disiplin ve motivasyona da sahiptir; sevgili
karısının son dakikalarının zalim anısı. Kaybettiğinin gölgesinde
kalarak, yaşamını kart indeksleri, fotoğraflar, dosyalar, tablolar,
dövmeler ve geçmişi hatırlamasını sağlayacak, tutku haline gelmiş
alışkanlıklarla yeniden biçimlendirmiştir.
Bunlar kendisine zaman ve yere ait yardımcı deliller sunarken, onu
misyonuna da yaklaştırmaktadır. Karakterlerini veya dürüstlüklerini
iyi kestiremediği halde , hastalığı sebebiyle Leonard başka insanlara
güvenmek zorundadır.
Geçmişini
ancak bir dereceye kadar hatırlayan Leonard, kendisi hakkındaki
parçacıkları bir araya getirinceye kadar ne hale gelecektir? Sıradışı
bir film olan “ Akıl Defteri '', bu psikolojik alanı, Leonard'ın
biriktirdiği rasgele kanıtları yorumlamaya çalışan bir tarz sergilemekte...
Düşündüğümüzden daha az şey biliyoruz...
Cinayet, açılış sahnelerinde geri alınarak gördüğümüz Leonard'ın
öyküsünün son aşamasıdır. Öğrendiğimiz şeyler daha önceki bir zamana,
bize gösterilenin birkaç dakika öncesine ait. Öykü ilerlediğinde
ise olayların anlamı değişiyor. Müteffikler, düşmanlar, kurbanlar,
cellatlar, bir renk cümbüşü içinde seyrediyorlar adeta.
Leonard'ın öyküsü kimi sahnelerde renkli, kimi sahnelerde siyah
beyaz olarak aktarılıyor. Tek başına geçmişinin yap boz bulmacasını
bir araya getirmekte olan Leonard'ın yaşamı tanınmamış bir motel
odasında siyah beyaz görüntülerle gösteriliyor. Daha sonrasında
O, Natalie (Carrie Anne Moss) ve Teddy (Joe Pantoliano ) gibi belirsiz
karakterlerin bulunduğu, anlaşılmaz, yağmalayıcı gerçek hayatla
buluşurken, “ Akıl Defteri ” renklenmeye başlıyor.
Öykü, gözümüzde şekillenmeye başlıyor ve yardımcı karakterler yeniden
belirip geliştiğinde düşündüğümüzden daha az şeyi bildiğimiz ortaya
çıkıyor. Bu intikam mücadelesi, inanılmaz engellere karşı kahramanca
bir savaş mı, yoksa hafıza kaybı olan Leonard'ın nevrozuna dair
bir belirti mi; daha kötüsü bir psikopatın tutku dolu arzusunun
sadece bir bahanesi mi?
Natalie adalet arayışında onun yanında mı, yoksa kendisine pay çıkarmak
için ondan yararlanmaya çalışan biri mi? Aynı şekilde, Teddy'nin
kurnaz arkadaşlığı da daima şüphe verici. Kendisi gerçekten bir
polis memuru mu, önemsiz bir serseri mi, ya da hiçbiri mi? Leonard'ın
yüzündeki kararlılık ve misyon bilinci bu kaybını karşılayabilmekte...
Suçlulardan çok kurbanların bulunması nasıl açıklanabilir?
Hafıza kaybında; isteyerek seçilmiş bir hatıra, doğruyu yanlıştan,
gerçeği sahtelikten, şimdiyi geçmişten ve gerçeği hayalden ayırt
edebilecek güvenilir bir ahlaki şahsiyet yaratabilir mi?
''
Tartışma götürmez bir gerçek var ki, Akıl Defteri karmaşık ve düşünen
insanın filmidir '' diyen yapımcı Jennifer Todd, bu filmde Suzanne
Todd ile bir ikili oluşturuyor. Todd, bu görüşe, '' Ancak, bu gerçekten
değecek malzemedir. Kendine özgüdür, seni çalıştırır, rahatsız edici
soruları ortaya çıkarır '', diye katılıyor; '' Bütün güçlüğüne karşın
Suzanne ve benim bu projede yer almamızın nedeni, senaryonun ileri
düzeyde tatmin edici olmasıdır. ''
|