bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler

 
Kamera Arkası
Hücre


“İnsanların duyularına adeta bir saldırı niteliğindeki “The Cell”i yapmak için harcanan onca çaba yerine, insanları küçücük bir odaya kilitleyip aralarına da iki saat boyunca hiç susmaksızın çığlık atan biri konulsa, yine aynı sonuç elde edilirdi.” ( Los Angeles Times )

Yönetmenliğini Tarsem Singh’ın yaptığı, başrollerinde şarkıcı-aktris Jennifer Lopez, Vincent Vaughn ve Vincent D’Onofrio’nun yer aldığı “ The Cell”, empatik yeteneği sayesinde hastalarını iyileştirmesiyle üne kavuşan Catherine Deane isimli bir çocuk terapistinin (Lopez), bir genç kızın hayatını kurtarabilmek amacıyla seri cinayetler işleyen bir katilin (D’Onofrio) zihnine girebilmek amacıyla yeni bir zihinsel transfer tekniği üzerinde çalışmasını konu almaktadır.

Akıl hastası olan Carl Stargher, kapatılmış bir çiftlik evinin sınırları içerisinde, kadın kurbanlarını sakladığı ve onları öldürdükten sonra bedenlerini kullanarak sadistçe törenler düzenlediği camla kaplı bir hücre inşa etmiştir. FBI tarafından sıkı bir takibe alınan katil, şiddetli bir kovalamaca sonucunda yakalanır.

Komaya giren Stargher, yakalanmadan önce son kurbanını canlı olarak hücrede bırakmıştır. En fazla kırk saat yaşayabilecek kurbanının yerini tek bilen kendisidir. Bu esnada sahneye çıkan Deane, Stargher’in hafızasını kurcalarken, FBI ajanları Peter Novak ve iş arkadaşı Gordon Ramsey, gerekli ipuçları toplayarak ölümle cebelleşen kurbanı kurtarmak için kolları sıvarlar.

“Singh’ın bize herhangi bir şey hissettirmek konusundaki başarısızlığı, filmdeki herhangi bir sahneden çok daha dehşet verici”

Reklam filmleri ve video-klip çekimleriyle tanınan Tarsem Singh, ilk uzun metrajlı film denemesi olan “The Cell”de , izleyiciyi diken üstünde tutmak için elinden gelen ne varsa yapıyor. Ancak eleştirmenler, filmin herhangi bir amacı olduğundan ve izleyiciyi bir sonuca götürdüğünden oldukça şüpheliler.

Film hakkında yazılıp çizilenlerden çıkan sonuç, filmin görsel efektlerle uğraşırken kaybolup gittiği yolunda. Örneğin ‘Newsweekly’ film için “ Parıltılı imgelerden başka bir şeyi olmayan bir yaz sonu hüsranı daha.” yorumunu yaparken, Detroit Free Press filme dair, “Singh’ın bize herhangi bir şey hissettirmek konusundaki başarısızlığı, filmdeki herhangi bir sahneden çok daha dehşet verici” demiş. Yine de filmin “Yılın en iyi filmlerinden biri” olduğunu düşünenler de yok değil. (Chicago Sun-Times).

Filmle ilgili bir diğer eleştiri de filmin bir çok filmden (ç)alıntılarla dolu olduğu yolunda. Bu konuda Sun-Sentinel “ “The Cell”i bir mikroskobun altına koyup bakacak olursanız onun DNA sarmalında sayısız başka filmin izlerine rastlarsınız, bunlardan en baskın olanları “The Silence of the Lambs” ( Kuzuların Sessizliği) ile “ Altered States” dir.” yorumunu yapıyor.

“Singh’ın beğendiği bir görüntüyü alıp üzerinde biraz oynayıp, sonra da kendisine maletmesini engelleyecek hiçbir şey yok.”

Aynı görüşü paylaşan bir diğer isim, Michael Atkinson. Atkinson’a göre film Fellini, Andrei Tarkovsky, Sergei Paradjanov, Jeff Koons, Joel-Peter Witkin, Damien Hirst ve The Quay Brothers’ın filmlerinden bölük pürçük alıntılarla bir yamalı bohça görüntüsü arz ediyor. Ona göre Singh’ın beğendiği bir görüntüyü alıp üzerinde biraz oynayıp, sonra da kendisine maletmesini engelleyecek hiçbir şey yok.

Ancak ‘film’ denilen şeyin ‘çekici görüntüler toplamı’ndan daha fazla bir şey olması gerektiğinden, Atkinson’a göre “The Cell”, bir noktadan sonra tekrar eden, hiçbir yere varmayan, bundan ötürü de hayal kırıklığı yaratan görüntüleriyle, iki saatlik bir video- klip ne kadar can sıkıcı olabilirse, o kadar can sıkıcı bir film.

Film hakkındaki eleştirileri bir kenara bırakıp, filmle ilgili basında çıkan haberlere bakılacak olduğunda, 18 Ağustos’ta gösterime giren filmin, iki gün içinde $17.2 milyonluk hasılatla Amerika box-office listesinin başına yerleştiğini görüyoruz. Spike Lee’nin $ 3 milyonluk komedi filmi “ The Original Kings of Comedy” ile aynı hafta gösterime giren “The Cell”, daha başlangıçtan itibaren üstünlük sağlayarak, “ The Original Kings of Comedy”yi ikinci sırada bırakmıştı. “ The Cell” gösteriminin beşinci haftası sonunda bu birinciliğini koruyamamakla birlikte, 17 Eylül itibariyle $55 milyonluk hasılatı ile box-office’de hala ilk ondaki filmler arasında yer almakta.

“Senaryoyu ilk okuduğumda biraz acayip olduğunu düşünmüştüm”

Filmle ilgili magazin haberlerine bakıldığındaysa, adı en çok tekrarlanan ismin film çocuk terapisti rolüyle izleyici karşısına çıkan Latin aktris Jennifer Lopez’in olduğunu görüyoruz. Filmin prömiyerine göz kamaştırıcı gümüş renkli elbisesi ve pembe şalıyla katılan Lopez, geceye katılan sayısı 1000’e yakın hayranının yüreklerini hoplatırken, filmle ilgili olarak “Senaryoyu ilk okuduğumda biraz acayip olduğunu düşünmüştüm” yorumunu yapıyor. 31 yaşındaki aktris, filmin “sersemletici bir film” olduğu görüşünde. Filmde korkunç sahnelerin var olduğunu reddetmeyen Lopez, her şeye rağmen filmde rol aldığına memnun.

“The Cell”in gösterime girmesinin ardından, bir sahnede Meryem Ana kıyafetleriyle boy göstermesi sebebiyle Katoliklerin hedefi haline gelen Lopez, London Express’e yaptığı bir açıklamada “ bu konuda çok tepki alacağımızın farkındaydık. Çekimler esnasında öyle günler oldu ki, bu işin içinden çıkıp çıkamayacağımızı düşündük. Aşırıya kaçtığımızın biz de farkındaydık” demiş.

“Müziksiz bir opera”

Filmin yönetmeni Tarsem Singh (asıl soyadıyla Dhandwar) ise filmin “müziksiz bir opera” olduğunu söylemiş. “İzleyiciye sunduğumuz şeyin çok keskin olduğunu biliyorum. Amacım, onların korkmaksızın parmaklarını bıçağın kesici tarafına koymalarını sağlamaktı.” diyor. Filmin en mide kaldırıcı sahnelerinden birinin ne olduğu sorusuna ise katil D’Onofrio’nun kurbanlarından birinin bağırsaklarını bir harp gibi çaldığı sahne cevabını veriyor ve ekliyor: “İnsanlar filmi seyrederken bir ölüm sessizliğine bürünecekler. Ya da tam tersi, histerik kahkahalar atacaklar.

‘Erotik’, ‘Gerilim’ ya da ‘Bilim Kurgu’ olarak sınıflandırılabilecek “ The Cell” içerdiği seks ve şiddet sahneleriyle, tuhaflıkları ve dili sebebiyle Amerikan basınını uzun süre meşgul edeceğe benziyor...

 
 
   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 




Film FotoArşivi

Jennifer Lopez Foto Arşivi için tıklayın

Tarsem Singh ile Röportaj

 
   

| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com