|
HÜSEYİN
KÖROĞLU: ‘İnanmadığım
işlerde yokum’
‘Tiyatro
hayatın yansımadısır’ denir. İnsanlık kadar eski
bir sanat kolu olan tiyatro ülkemizde de çok büyük
ustalar yetiştirdi.
Kavuklu Hamdi’den
İsmail Dümbüllü’ye, Cüneyt Gökçer’den, Yıldız
Kenter’e kadar birçok usta oyuncu sahnelerde boy
gösterdi yıllar boyunca. Ustalardan bayrağı devralanlar
arasında her türlü rolün altından başarıyla kalkan,
sıcacık gülümsemesi ile insanın içini ısıtan Kıbrıslı
sanatçı Hüseyin Köroğlu da var.
Geçen yıl olduğu
gibi bu sene de Osmanlı İmparatorluğu’nun en ilginç
padişahlarından IV. Murat’a sahnede can verecek
olan Hüseyin Köroğlu ile oyunlarından hayat felsefesine,
tiyatrodan İstanbul’a dek uzanan sıcacık bir sohbet
gerçekleştirdik.
Geçen sezon Şehir Tiyatroları’nın
en başarılı oyunları arasında yer alan ‘IV. Murat’ta
oyuncu, ‘Saygılı Yosma’da ise yönetmen olarak
yer aldınız. Bu iki oyun ile ilgili neler söylemek
istersiniz ?
“IV.
Murat”ta oyuncu olarak, “Saygılı Yosma”da da yönetmen
olarak çıktım seyircilerimizin önüne doğru. Hatta
Uluslararası Tiyatro Festivali’ne Şehir Tiyatroları
olarak yine benim yönettiğim “Düş Oyuncakları”
adlı oyunla katıldık.
Bildiğiniz
gibi IV. Murat, İstanbul-Mekan-Tiyatro Festivali
bünyesinde, dünya prömiyerini yaptı Topkapı Sarayı’nda.
2002 yılında K.K.T.C.’de, Gazi Mağusa’da Othello
Kalesi’nde “OTHELLO” oyununu oynayarak bir ilki
gerçekleştirmişti Şehir Tiyatroları, bu defa da
Topkapı Sarayı’nda IV. Murat’ı oynamakla, yine
bir ilke imza atmış oldu. Ne mutlu bana ki, her
iki oyunun içinde de vardım ve çok duygulu, çok
keyifli anlar yaşadım ekip arkadaşlarım ile birlikte.
Başka bir açıdan bakarsak da, IV. Murat benim
II. Abdülhamid’ten sonra oynadığım ikinci padişah
rolü oldu.
Günümüze ayna tutması bakımından
IV. Murat, Turan Oflazoğlu’nun Shakespeare’yen
kaleminden ve Engin Uludağ’ın özenli rejisi ile
çıktı ramp ışıklarına. Bizler de çok keyif alarak
çalıştık oyunu.
Haklı ya da haksız sekiz can alıyor
oyun boyunca IV. Murat. Niye ve niçinini oyunu
izleyenler görmüştür, izleyecek olanlar da çok
net bir şekilde görecektir. Zamanla oluşan iktidar
hırsının, anne baskısının, koca bir imparatorluğun
ağırlığının altında ezilen, bunu kapatmak için
de her gün büyüyen topuzu ile var olmaya çalışan
bir sistem mağdurunun dramı aslında oyun.
CUMHURİYET’in ve Cumhuriyeti
bir ULUS ile kuran ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir
insan olduğunu bir kez daha anlamamız açısından
da adeta bir TOKAT gibi bence oyun.
Saygılı Yosma’ya gelince. Ne yazık
ki hala yaşadığımız çağın vebalarından biri ırkçılık,
hala yaşadığımız çağın prangalarından biri anti
özgürlükçü olmak, hala yaşadığımız çağın kirliliği
siyasetin genelde dürüst olmayışı, hala yaşadığımız
çağın yalnızlığının sonuçlarından biri cinsel
tatminsizlik. Sartre, İkinci Dünya Savaşı’nın
hemen sonrasında yazdı "Saygılı Yosma"
oyununu. Kapitalizme karşı adeta bir başkaldırı
"Saygılı Yosma." oyunu.Yıl 1946, yıl
2006. Dile kolay, tam 60 yıl önce yazmış oyunu
büyük usta.
Doğru,
teknoloji ve hayat standardı olarak insanlık kendini
çok geliştirdi. Peki bu gelişme insanlığa ne getirdi?
Geçen yüz yıl boyunca "Tarih tekerrürden
ibarettir." cümlesi niye hala bütün gerçekliği
ile karşımızda duruyor?
Sartre ''Varoluşçuluk'' olarak adlandırdığı öğretisini
yalnız felsefe yapıtlarında değil, etkisi çok
büyük olan bir çok roman, deneme, tiyatro oyunu
ve eleştirilerinde de ortaya koymuştur. Hiçlik
deneyi, Sartre'a göre, bir özgürlük deneyidir.
İnsan arzu içinde özgürlüğünü gerçekleştirir.
İnsan sürekli bir aşma deneyi içindedir, kendini
aşarken insan özgürlüğünü gerçekleştirmiş olur.
Tıpkı "Saygılı Yosma" oyununda olduğu
gibi.
Oyunumuzun baş karakteri Lizzie'nin
yaşadığı evi 1948 yılı olarak aldık. Evin dışını
ise nerede ise bütün zamanlardaki SİSTEM. Hayatta
sadece bir tren yolculuğu sırasında , olayların
negatif bir şekilde gelişmesi ile karşılaşan iki
insanın, üstelik 1948 yılı Amerikası'nda biri
zenci, biri beyaz olan iki insanın kaderlerinin
kesişmesiyle ortaya çıkan dramdan çıkaracağımız
birçok ders var.
Siyah- beyaz, iyi- kötü, aydınlık-
karanlık ve tabii ki savaş- barış. Bütün bu uç
naktadaki karşıtların kurduğu koca bir sistemin
bir parçası Lizzie'nin karşısına dikilen güç.
Bütün bu sisteme de "İNSAN" olduğu için
karşı duruyor Lizzie.
Gerçek anlamda insan olmak ne
kadar önemli değil mi? Bosna'da, Irak'ta, Vietnam'da
biçimi farklı olsa da aynı şeyler olmadı mı? Hatta
yakın geçmişte Kıbrıs’ta. Lizzie'ye oyunda göreceklerinizi
yapanlar, yani onların sistemdeki uzantıları bu
olayları gerçekleştirmiyor mu hala? Sırada hangi
ülke var acaba?
Sartre
"Saygılı Yosma." oyununda "SİSTEME
KARŞI BAŞARILI OLMA ŞANSINIZ YOK." cümlesinin
altını çiziyor kalın puntolarla. Önümüze de yaşam
savaşı veren, hayalleri olan, özlemleri peşine
düşen, en kötü anında bile mutlu ve umutlu olamaya
çalışan bir yosmayı koyuyor en çaresiz hali ile.
Aslında Lizzie'nin yaşadığı cehennem,
ne gariptir ki hepimizin de cehennemi. İşte 1948
yılında var olan bu cehennem, hala VAR. Üstelik
1948 yılından daha güçlü, daha sistemli, daha
bilinçli olarak VAR. Peki, bizler bu cehennemin
karşısında ayakta durmak, özgürce yaşamak, bir
kızılderili atasözünde olduğu gibi, çocuklarımızdan
emanet aldığımız bu dünya için ne yapıyoruz, NE
YAPIYORUZ?
|