Istanbul - Röportaj - Hüseyin Köroğlu
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Ramazan Özel
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri

:3

Sizin iyi bir Fenerbahçe taraftarı olduğunuzu da biliyoruz. Bir sanat adamı ve sporsever olarak son yıllarda Türkiye’de artan futbol terörü hakkında neler düşünüyorsunuz ?

Tabii ki onaylamıyorum. Bütün bunların eğitimle ilgili olduğunu, sanatla ilgili olduğunu, aile hayatı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Söylediklerimin kökünün sağlam olduğu bir toplumda, bırakın futbol terörünü, hiç bir terörün olabileceğini düşünmüyorum. İşte tam bu noktada da bir önerim var.

Spor kulüplerimizin hepsinde bir “SANAT KURULU” nun olması gerektiğine inanıyorum. Bu sanat kurulu takımların maç programlarına göre, takımı çeşitli sanat olaylarına yönlendirecekler.

O takımdaki sporculara hayran olan eğitilmemiş insanlarımız da onlara özenip tiyatrolara, operalara, bale gösterilerine, sergi açılışlarına gitmeye başlayacaklardır. Tabii ki buna basının da destek vermesi gerekiyor.

Düşünebiliyor musunuz Fenerbahçe takımı “Kuğu Gölü Balesi” ne gitmiş, ertesi gün spor sayfaları bu haberle dolu. Güzel bir düş değil mi?

Ülkemizde futbola olduğu kadar tiyatroya da ilgi gösterilse sizce nasıl bir Türkiye’de yaşarız ?

Tek kelime ile özlenen BARIŞ’ı yaşamaya başlarız diyebilirim gönül rahatlığı ile. Ama tam bu noktada şu bilgiyi de aktarmak isterim. İngiltere’de biliyor musunuz ki, futbol seyircisinden daha fazla tiyatro seyircisi var.

Herhangi bir oyuna iki ay öncesinden, bazen bir sene öncesinden bilet almak zorundasınız. Gördüğünüz gibi, bizim için hayal olanlar, başka ülkelerde GERÇEK.

Biraz da yaşadığımız kentten söz edelim. Çok yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz ancak İstanbul’da fırsat buldukça gitmekten zevk aldığınız en gözde mekanlarınız hangileri ? Sizce semt olarak İstanbul’un en güzel yeri / yerleri neresi ?

Ben genelde İstanbul’da oturduğumuzu düşünüyorum. Çok az yaşıyoruz İstanbul’da. O kadar yoğun geçiyor ki yaşam. İşte, bu yoğunluk durulduğu zaman, şöyle bir etrafıma bakıp nefes aldığım, yaşamaya başladığım zaman herkes gibi ben de kendimi boğaz kıyılarına atıyorum ve çok huzurlu hissediyorum kendimi o zamanlarda.

Yalnız değil, sevdiklerimle paylaşmayı daha çok tercih ediyorum. Kuzguncuk, Çengelköy, Moda, Sapanca’da Maşukiye’deki Vadi Restorant’a sık sık giderim. Haftanın belirli günlerinde de Flex Spor Merkezi’ne gidip spor yapıyorum. Hem sağlık için önemli, hem de sahne performansımız için.

Size göre bu kentte yaşamanın en güzel ve en kötü yanı hangisi ?

En güzel yanı her şey elinizin altında, en kötü yanı, ya da yanları ise insanların birbirlerine olan yabancılığı ve trafik.

İnternet sitenizde kendinizi anlattığınız yazının başlığı “Oyuncu olmaya çalışıyorum ve çalışacağım.” Bu sözü açabilir misiniz ? Bundan 10 sene sonra nerede olmayı hedefliyorsunuz ?

Aslında o cümleyi açmaya gerek yok. Bence her şeyi anlatıyor. Bunda dört sene önce bir şiir yazmıştım, benim mesleğime olan bakış açımı anlatan önemli bir şiir bence. Adı da OYUNCU…

Oyun bitmiş.../
Alkışlar kulağında selam veriyor./
Seyirciler üçer beşer yerlerini terk etmişken, kapanan perde o asil haliyle tekrar açılıyor./
Işığın altında, sahnenin tam ortasında henüz selamından doğrulmamış oyuncu.../
Ona baktığınızın farkında, eğik başını kaldırıyor./
Doğrulurken, oyundaki maskesini usulca çıkarıyor yüzünden.
Gülümsüyor. /
Spotlara şöyle bir bakıp sahnenin önüne ilerliyor, en uca, kalbinizin tahtına oturuyor.../
Tekrar selamlıyor sizi, gururla.../
Tekrar o tanıdık sesini duyuyoruz sanki, bizim hayalimizdeki sahnede./ Kah gülüyor,kah ağlıyor,yüreğinize yazdığı yazıda.../
Zamanı gelince tekrar dönüyor yerine. /
Bir ışık topu gibi, sahnenin ucundan yine ortasına kayıyor, görevini yapmış bir kahraman gibi. /
Sonra, yavaş, yavaş kapanıyor perde.../
Perde kapandıktan sonra da, çıkıyor o kutsal mabedin kapısından... / Tekrar kendi hayatındaki oyununa dönüyor... /
Kendi maskesini takıp...

Size çok teşekkür ederim. Çok keyifli anlar geçirdik birlikte. Sevgiyle ve dostlukla kalın.

Hüseyin KÖROĞLU

Röportaj: Ahmet GÜLEN


<...2