|
Sizin iyi bir Fenerbahçe taraftarı
olduğunuzu da biliyoruz. Bir sanat adamı ve sporsever
olarak son yıllarda Türkiye’de artan futbol terörü
hakkında neler düşünüyorsunuz ?
Tabii ki onaylamıyorum. Bütün
bunların eğitimle ilgili olduğunu, sanatla ilgili
olduğunu, aile hayatı ile ilgili olduğunu düşünüyorum.
Söylediklerimin kökünün sağlam olduğu bir toplumda,
bırakın futbol terörünü, hiç bir terörün olabileceğini
düşünmüyorum. İşte tam bu noktada da bir önerim
var.
Spor kulüplerimizin hepsinde bir
“SANAT KURULU” nun olması gerektiğine inanıyorum.
Bu sanat kurulu takımların maç programlarına göre,
takımı çeşitli sanat olaylarına yönlendirecekler.
O takımdaki sporculara hayran
olan eğitilmemiş insanlarımız da onlara özenip
tiyatrolara, operalara, bale gösterilerine, sergi
açılışlarına gitmeye başlayacaklardır. Tabii ki
buna basının da destek vermesi gerekiyor.
Düşünebiliyor
musunuz Fenerbahçe takımı “Kuğu Gölü Balesi” ne
gitmiş, ertesi gün spor sayfaları bu haberle dolu.
Güzel bir düş değil mi?
Ülkemizde futbola olduğu kadar
tiyatroya da ilgi gösterilse sizce nasıl bir Türkiye’de
yaşarız ?
Tek kelime ile özlenen BARIŞ’ı
yaşamaya başlarız diyebilirim gönül rahatlığı
ile. Ama tam bu noktada şu bilgiyi de aktarmak
isterim. İngiltere’de biliyor musunuz ki, futbol
seyircisinden daha fazla tiyatro seyircisi var.
Herhangi bir oyuna iki ay öncesinden,
bazen bir sene öncesinden bilet almak zorundasınız.
Gördüğünüz gibi, bizim için hayal olanlar, başka
ülkelerde GERÇEK.
Biraz da yaşadığımız kentten
söz edelim. Çok yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz
ancak İstanbul’da fırsat buldukça gitmekten zevk
aldığınız en gözde mekanlarınız hangileri ? Sizce
semt olarak İstanbul’un en güzel yeri / yerleri
neresi ?
Ben genelde İstanbul’da oturduğumuzu
düşünüyorum. Çok az yaşıyoruz İstanbul’da. O kadar
yoğun geçiyor ki yaşam. İşte, bu yoğunluk durulduğu
zaman, şöyle bir etrafıma bakıp nefes aldığım,
yaşamaya başladığım zaman herkes gibi ben de kendimi
boğaz kıyılarına atıyorum ve çok huzurlu hissediyorum
kendimi o zamanlarda.
Yalnız değil, sevdiklerimle paylaşmayı
daha çok tercih ediyorum. Kuzguncuk, Çengelköy,
Moda, Sapanca’da Maşukiye’deki Vadi Restorant’a
sık sık giderim. Haftanın belirli günlerinde de
Flex Spor Merkezi’ne gidip spor yapıyorum. Hem
sağlık için önemli, hem de sahne performansımız
için.
Size göre bu kentte yaşamanın
en güzel ve en kötü yanı hangisi ?
En güzel yanı her şey elinizin
altında, en kötü yanı, ya da yanları ise insanların
birbirlerine olan yabancılığı ve trafik.
İnternet sitenizde kendinizi
anlattığınız yazının başlığı “Oyuncu olmaya çalışıyorum
ve çalışacağım.” Bu sözü açabilir misiniz ? Bundan
10 sene sonra nerede olmayı hedefliyorsunuz ?
Aslında o cümleyi açmaya gerek
yok. Bence her şeyi anlatıyor. Bunda dört sene
önce bir şiir yazmıştım, benim mesleğime olan
bakış açımı anlatan önemli bir şiir bence. Adı
da OYUNCU…
Oyun bitmiş.../
Alkışlar kulağında selam veriyor./
Seyirciler üçer beşer yerlerini terk etmişken,
kapanan perde o asil haliyle tekrar açılıyor./
Işığın altında, sahnenin tam ortasında henüz selamından
doğrulmamış oyuncu.../
Ona baktığınızın farkında, eğik başını kaldırıyor./
Doğrulurken, oyundaki maskesini usulca çıkarıyor
yüzünden.
Gülümsüyor. /
Spotlara şöyle bir bakıp sahnenin önüne ilerliyor,
en uca, kalbinizin tahtına oturuyor.../
Tekrar selamlıyor sizi, gururla.../
Tekrar o tanıdık sesini duyuyoruz sanki, bizim
hayalimizdeki sahnede./ Kah gülüyor,kah ağlıyor,yüreğinize
yazdığı yazıda.../
Zamanı gelince tekrar dönüyor yerine. /
Bir ışık topu gibi, sahnenin ucundan yine ortasına
kayıyor, görevini yapmış bir kahraman gibi. /
Sonra, yavaş, yavaş kapanıyor perde.../
Perde kapandıktan sonra da, çıkıyor o kutsal mabedin
kapısından... / Tekrar kendi hayatındaki oyununa
dönüyor... /
Kendi maskesini takıp...
Size çok teşekkür ederim.
Çok keyifli anlar geçirdik birlikte. Sevgiyle
ve dostlukla kalın.
Hüseyin KÖROĞLU
Röportaj: Ahmet GÜLEN
|