Istanbul - Röportaj - Yüksek Sadakat
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri

:2

Kutlu, grubu sen kurdun. Sınıf başkanı da sen misin? Kararları nasıl alıyorsunuz? Fikir ayrılıklarına düştüğünüz durumlar oluyor mu?

Kutlu: Sınıf başkanlığı dememek lazım tabi. Kararları oturup karşılıklı konuşarak alıyoruz. Ayrıca fikir ayrılıkları her zaman olur. Bu gibi durumlarda karşılıklı birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Ancak grubumuz öyle çok rijit insanlardan oluşmuyor. Bu sebeple konuşarak her şeyi çözebiliyoruz.

Kenan:
Zaten tartışmak değil de müzikal anlamda fikir ayrılıkları yaşanabiliyor. Bunlar da genelde parçanın bu kısmını şöyle mi çalsak böyle mi çalsak şeklinde. Mütevazılık geliyor esasında ama o konu da çok rahatız gerçekten. Yani stüdyoda birbirimizin ne çalacağına karışmak, "O notayı değil de abi şunu çal" demek çok hoş değil esasında. Çünkü kimse çaldığı enstrümanın nasıl çalması gerektiğini söylenmesini istemez. Yani ben de vokalime karışılmasından çok hoşlanmam ama,

Ama eleştirilere açıksınız!

Kenan: Eleştiri de dememek lazım aslında. Sanırım bizim yaptığımız tartışmalar o parçayı daha iyi nasıl yansıtabiliriz tarzında. Sonuçta herkes bir şey söylüyor. Sonra onları çarpıştırıyoruz. Zaten çok öyle fikir ayrılıklarına da düştüğümüz zamanlar olmadı. Birbirine çok paralel fikirler gelişiyor. O yüzden de ben çok sıcak ve samimi buluyorum grubu.

İyi bir grup olmanın sırrı nedir? Ve bir grubun uzun yıllar dağılmadan bir arada kalabilmesinin kriterleri arasında grup üyelerinin birbirlerine duydukları "Yüksek Sadakat" ne kadar etkilidir?

Kutlu: İyi bir grup olmanın birçok kriteri var aslında. Grubu oluşturan insanların müziğe katılımı aynı zamanda gruba ağırlıklarını da ölçen bir parametredir. Ben ona her zaman inanmışımdır. Siz kendinizden müziğe katkıda bulundukça gruba olan sahipliğiniz bağlılığınız da artar. Kendinizi yansıtamadığınızı düşünüp başka bir yöntem aramaya çalışırsınız. Görünüşte kendi arzu ettiğiniz türde bir şeyi yapabileceğiniz başka bir gruba doğru yol almanız anlamına gelir. Hepimiz ona çok özen göstermeye çalışırız her zaman. Çünkü tersi olduğu zaman hem yaratıcılığı bloke etmiş olursunuz hem de kendi geleceğiniz ile ilgili istikrarı riske etmiş olursunuz. Yani gerçekten çok yetenekli birisi olabilir grupta ve mükemmel fikirler hep ondan çıkıyor olabilir. Fakat biz de öyle çok aşırı bir durum yok. Birbirimizden farklı bakış açıları olanlar var ama herkes ortak bir noktada fikir üretmeyi becerebilen müzisyenler. Zaten en güzeli budur her zaman.

Özgeçmişlerinize bakarken aynı yaş grubunda olduğunuzu gördüm. Özellikle seçilen bir şey mi?

Kutlu: Kendiliğinden olan bir şeydir. Yani ilk albüm çıktığında mesela davulcumuz Deniz ve Uğur vardı. Benden 15 yaş küçükler. Deniz ayrıldı. Uğur hala var fakat gelen arkadaşlar biraz daha yetişkin insanlar. Mesela; Kenan'da Cemil'den daha büyük. Deniz'in yerine gelen Alpay'da 38 yaşında. Sonradan kendi içinde bir jenerasyon dengelenmesi oldu. Bir tek Uğur kaldı genç jenerasyondan. Ama o da küçük sayılmaz 28 yaşına geldi. Belli bir yaştan sonra da insanların algıları birbirine yaklaşmaya başlıyor. 28 yaşındaki insanla 38 yaşındaki insan arasındaki farklar o kadar da büyük değil. Ama 20 yaşında olsa fark ediyor tabi. Uğur'u gruba ilk aldığımda 18 yaşındaydı. Bizim aramızda o da büyüdü.

Bir röportajınızda amacınızın; "Dünyada nasıl Amerikan ve İngiliz ekolleri varsa benim de amacım Türk Rock ekolünün oluşmasına katkıda bulunmak" demişsiniz. Bu ekolün oluşması için siz neler yapmayı düşünüyorsunuz ya da yapıyorsunuz?

Kutlu: Yaratmak istiyoruz derken bu işin misyonerliğini üstlenmek gibi algılanmasın. Buna öyle demek değil de öyle olması gerekir demek lazım. Eşyanın tabiatı böyledir. Yani kendi kimliğiniz sizin doğal bir parçanızdır ya. Eğer o silikse ve kendini ortalarda çok fazla göstermiyorsa, bu dünyaya söyleyecek sözünüz yok ise aslında siz de yoksunuz. Oraya denk gelir bu. Şimdi biz Türkiye'de doğup büyümüş ve Türk kültürünü doğal olarak kendi içimizde barındıran müzisyenler olarak böyle bir şey olması da gerekir. Yani bizim yaptığımız müziğin kendiliğinden Türk Rock ekolü olarak algılanması gerekir. Bunu ifade etmeye çalıştım. Bunun için ne yapmamız gerekiyor dersek bir şey yapmamız gerekmiyor. Kendimiz gibi olmamız yeterli. Zaten olay kendiliğinden oraya doğru gider.