Istanbul - Röportaj - Ayşenur Yazıcı
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Bulutsuzluk Özlemi
Mario Levi
Sunay Akın
Sultana
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri

:1

TRT1’de yaptığınız ‘Ademler Havvalar’ programı ile ilgili bilgi verebilir misiniz ? Bu programda neleri amaçlıyorsunuz?

Programda kadın-erkek ilişkilerinin temel alınıyor ama ekran önündeki her Adem ve Havva kişinin günlük hayatta daraldığı konulara çözüm önerileri getiriliyor.Yani bu program bir nevî psikoterapi gibi. Günlük hayatımızı ilgilendiren her türlü aktüel konu ve olaylar kadın-erkek bakış açısından ele alınıyor. İzleyici de bir psikiyatriste danışmış kadar sağaltılıyor, birey olarak önemsendiği bir topluma ait olduğunun farkına varıp pozitif düşüncelere yer açıyor…
Konu aktüel olaylardan yola çıkarak belirleniyor. Psikiyatristimiz Göksel Bayam vasıtasıyla belirlenen bir “akıl haritası” yöntemiyle işleniyor. Giriş-gelişme-sonuç mantığıyla tartışmayı yürütüyoruz. Türkiye’de ruhsal sıkıntılarla boğuşan kesim hızla karamsarlıkla boğuşurken hayata bakışlarına farklı bir açı getiriyoruz..Kadın-erkek düşünce yapısından kaynaklanan farkları sergiliyoruz, karşılıklı iletişim ve uzlaşma yolunda da adımlar gösteriyoruz.
Tahammül sınırlarımız nerede başlayıp nasıl bitmeli? Bizi üzen birine karşı tavırlarımız nasıl olmalı? Beklentilerimizin sınırlarını nasıl belirlemeliyiz? Yardım aradığımızda kimleri seçebiliriz? Problemlerle baş etme yetimizi nasıl geliştirebiliriz gibi hepimizin hayatında temel sorunları alıp inceleyip yol haritası gösteriyoruz..
Toplumun %30’u depresyonda denilen bir dönemde bu program gerçek bir on-line terapi!

Programınıza konukları davet ederken hangi özelliklerini dikkate alıyorsunuz? Programla ilgili halkımızdan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Toplumda sadece “ünlü” değil, değerli ve yaşam şekilleri, sanata bakışları ve örnek duruşları(dirençleriyle) sağlam konuklarımız oluyor. Magazin programlarında sadece dedikodu yaparak sanatçı kimliğini diri tutmaya çalışan insanlar konuğumuz değil…
Zaten onların toplumun öz sorunlarından haberdar olmasını ummuyorum ve sosyal hayata dair söyleyecek sözleri de olamayacaktır…Konuklarım değerli insanlar.!
Halkın gerçekten örnek gördüğü kimlikler.
Tepkiler mi?
İleti kutuma profesörlerden, öğretmenlerden eve çakılı kalmış kadınlardan, gazetecilerden çok olumlu tepkiler geliyor.
Bu, TV içinde doğru bir şeyler yapma adına 25 yılını vermiş birine en güzel ödüldür.
Hep şunu tekrar ediyorum:
“Ben sizin hayatınız daha iyi olsun diye, sizin hisleriniz hakkınızda konuşmak için buradayım… Siz değerli olduğunuzun farkında olun diye konuşuyoruz. Televizyonu başkalarının hayatlarını görmek için değil kendi hayatınız daha sorunsuz olsun diye seyredin”

‘Kolay program ucuzdur’


Yıllardır ekranlarımızın en kaliteli ve düzgün iş yapan televizyoncularının başında geliyorsunuz. Sizce Türkiye ekranlarındaki kalitesizlik nereden kaynaklanıyor?

Nereden mi?
Parayla beslenen reyting canavarının büyüklüğünün, insan ruhunun öneminden daha öncesinde yer almasından kaynaklanıyor… Yani “kolay” program ucuzdur. Ucuz olsun ama herkes satın alsın (seyretsin) isterseniz, malınızı ilkel duygulara hitap eder şekilde hazırlamalısınız… Dedikodu, başka hayatları gözetleme ve cinsellik, mali külfeti olmayan şeylerdir. Herkesin içindeki ilkel duyguları dürter… Kaliteli iş emek ister ve bilgi…
Hangisi daha kolay? Çok para döküp aldığınız reytingi, az para dökerek de alıyorsanız niye birincisini tercih edesiniz ki?
Bir de işin şu yanı var: İnsanlar sosyal açıdan daralmış, geleceğe ait tedirginlikleri artmış durumdalar. Biraz da kafayı bir şeye yormadan –düşünmeden- TV karşısında oyalanmak istemeleri kalitesiz işlere daha çok bakmalarını sağlıyor… Kısır döngü işte!


Ekranlarda seviyesiz magazin programları sürekli eleştiriliyor ancak yine de bu programlar en çok izlenenler arasında yer alıyor. Sizce gerçekten Türk insanı bu tür yapımları izlemekten zevk alıyor mu?

Alıyor tabii. Yukarıda söz ettiğim, kafanın içini dinlendirme seansı bu programlar. İnsanların yaşamın gerçeklerinden daralıp beyinsel olarak kaçışları! Seviye dediğiniz şey nedir ki? Aşağılık ile daha da beteri olan“çukur” arasındaki farkı şu an halk fark ediyor…
Zamanla sıkılacaktır. Ama iş ki, halk bundan sıkıldığında bakabileceği alternatif olsun!
Magazini seyretmeyeceğim diyenin seçeneği ne o saatte bir bakın. Yine magazin yahut mafyalı dizler… Ben TV yöneticisi değilim. Ama inanın elimde olsaydı MUTLAKA hem ilgi çekecek, hem güldürecek hem bilgilendirecek hem de daha huzurlu yaşamaya yardımcı olacak programlar işaret edebilirdim.

Bugün Türk medyasının bulunduğu yeri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Toplum yapımızı dejenere etmeye doğru sinsi sinsi ilerlemekte. Farkına varıyor musunuz gençlere empoze edilen şeylerin?
Ama en güzeli, ayağını dibe vurup tepeye sıçrayacağı günün
yaklaşıyor olmasına olan inancım… Çünkü medya içerisinde çok kabiliyetli, hatta uluslararası düzeyde birçok kişi de çalışıyor. Onların ürettikleri de yavaş yavaş fark edilecek. O zaman beyin uyuşturucusu magazinden sıyrılmayı öğrenecek halk da.
Kadınların aşağılandığı kadın programını “kadınların zevkle seyrediyor olmasına” akıl sır erdiremiyorum.

Tüm açık televizyonların seyircilerinin ne seyrettiğini gösterebilen bir sistem olsa eyvallah…
Ben reytinge inanmıyorum… Halk bir şekilde istediği programı kendi girip oylasa… Yahut “reyting kaygısı ana haber bülteni için olmalı mıdır” sorusunu kendine sorabilse yöneticiler?
Temiz kalıp güven kazanmak, reytingden önemli değil mi bazı durumlarda?


‘Şiddet özendiriliyor’


Sizce TV’ler amacına uygun yayın yapmadığı zaman toplum açısından hangi sakıncaları doğurabilir?

Bir kere TV’ler, ana-babadan, öğretmenden daha çok gençlik üzerine etki eden bir faktör. Bunu asla unutmamalıyız. Türkler ABD’den sonra TV önünde en çok vakit geçiren toplum... Doğal olarak edinilen sosyal rollerde TV’de göz önüne sürülen örnekler önemli etki yapıyor. Toplum ahlakına uygun olmayan şeylerin, şiddeti “normal” bir olguymuş gibi gösteren özendiren, dizi yahut programların kişilik üzerine etkileri korkunç boyutta.
Okul basan çocuklar, mafya özentisi duyan gençler, evlilik dışı çocuk doğurmanın normal olabileceğine ikna olan izleyiciler, bir kadının resmi nikâhı olmayan adama “kocam” diye hitap etmesine olağanmış gibi bakanlar nasıl oluştu sizce?
Sakıncalar Özcan Köknel’in toplumsal ve bireysel şiddeti anlatan kitabında çok vurgulayıcı örneklerle anlatılmış… Keşke daha duyarlı ve uzun vadede toplum üzerinde izdüşümleri hesaplanarak programlar yapılsa…
Tabii ki eğleneceğiz, tabii ki komik insan halleri de olacak programda ama değişimlere açık olmak değerlerini yitirmek olmamalı… ATV’ de Yalnız Değilsin adlı programı yaparken, Kadın ve Aileden Sorumlu bakanlığa “beraber çalışalım” teklifimde ısrarcı olmam bundandı!