|
TRT1’de yaptığınız ‘Ademler Havvalar’ programı
ile ilgili bilgi verebilir misiniz ? Bu programda
neleri amaçlıyorsunuz?
Programda
kadın-erkek ilişkilerinin temel alınıyor ama ekran
önündeki her Adem ve Havva kişinin günlük hayatta
daraldığı konulara çözüm önerileri getiriliyor.Yani
bu program bir nevî psikoterapi gibi. Günlük hayatımızı
ilgilendiren her türlü aktüel konu ve olaylar
kadın-erkek bakış açısından ele alınıyor. İzleyici
de bir psikiyatriste danışmış kadar sağaltılıyor,
birey olarak önemsendiği bir topluma ait olduğunun
farkına varıp pozitif düşüncelere yer açıyor…
Konu aktüel olaylardan yola çıkarak belirleniyor.
Psikiyatristimiz Göksel Bayam vasıtasıyla belirlenen
bir “akıl haritası” yöntemiyle işleniyor. Giriş-gelişme-sonuç
mantığıyla tartışmayı yürütüyoruz. Türkiye’de
ruhsal sıkıntılarla boğuşan kesim hızla karamsarlıkla
boğuşurken hayata bakışlarına farklı bir açı getiriyoruz..Kadın-erkek
düşünce yapısından kaynaklanan farkları sergiliyoruz,
karşılıklı iletişim ve uzlaşma yolunda da adımlar
gösteriyoruz.
Tahammül sınırlarımız nerede başlayıp nasıl bitmeli?
Bizi üzen birine karşı tavırlarımız nasıl olmalı?
Beklentilerimizin sınırlarını nasıl belirlemeliyiz?
Yardım aradığımızda kimleri seçebiliriz? Problemlerle
baş etme yetimizi nasıl geliştirebiliriz gibi
hepimizin hayatında temel sorunları alıp inceleyip
yol haritası gösteriyoruz..
Toplumun %30’u depresyonda denilen bir dönemde
bu program gerçek bir on-line terapi!
Programınıza
konukları davet ederken hangi özelliklerini dikkate
alıyorsunuz? Programla ilgili halkımızdan nasıl
tepkiler alıyorsunuz?
Toplumda
sadece “ünlü” değil, değerli ve yaşam şekilleri,
sanata bakışları ve örnek duruşları(dirençleriyle)
sağlam konuklarımız oluyor. Magazin programlarında
sadece dedikodu yaparak sanatçı kimliğini diri
tutmaya çalışan insanlar konuğumuz değil…
Zaten onların toplumun öz sorunlarından haberdar
olmasını ummuyorum ve sosyal hayata dair söyleyecek
sözleri de olamayacaktır…Konuklarım değerli insanlar.!
Halkın gerçekten örnek gördüğü kimlikler.
Tepkiler mi?
İleti kutuma profesörlerden, öğretmenlerden eve
çakılı kalmış kadınlardan, gazetecilerden çok
olumlu tepkiler geliyor.
Bu,
TV içinde doğru bir şeyler yapma adına 25 yılını
vermiş birine en güzel ödüldür.
Hep şunu tekrar ediyorum:
“Ben sizin hayatınız daha iyi olsun diye, sizin
hisleriniz hakkınızda konuşmak için buradayım…
Siz değerli olduğunuzun farkında olun diye konuşuyoruz.
Televizyonu başkalarının hayatlarını görmek için
değil kendi hayatınız daha sorunsuz olsun diye
seyredin”
‘Kolay
program ucuzdur’
Yıllardır ekranlarımızın en kaliteli ve düzgün
iş yapan televizyoncularının başında geliyorsunuz.
Sizce Türkiye ekranlarındaki kalitesizlik nereden
kaynaklanıyor?
Nereden
mi?
Parayla beslenen reyting canavarının büyüklüğünün,
insan ruhunun öneminden daha öncesinde yer almasından
kaynaklanıyor… Yani “kolay” program ucuzdur. Ucuz
olsun ama herkes satın alsın (seyretsin) isterseniz,
malınızı ilkel duygulara hitap eder şekilde hazırlamalısınız…
Dedikodu, başka hayatları gözetleme ve cinsellik,
mali külfeti olmayan şeylerdir. Herkesin içindeki
ilkel duyguları dürter… Kaliteli iş emek ister
ve bilgi…
Hangisi daha kolay? Çok para döküp aldığınız reytingi,
az para dökerek de alıyorsanız niye birincisini
tercih edesiniz ki?
Bir de işin şu yanı var: İnsanlar sosyal açıdan
daralmış, geleceğe ait tedirginlikleri artmış
durumdalar. Biraz da kafayı bir şeye yormadan
–düşünmeden- TV karşısında oyalanmak istemeleri
kalitesiz işlere daha çok bakmalarını sağlıyor…
Kısır döngü işte!
Ekranlarda seviyesiz magazin programları sürekli
eleştiriliyor ancak yine de bu programlar en çok
izlenenler arasında yer alıyor. Sizce gerçekten
Türk insanı bu tür yapımları izlemekten zevk alıyor
mu?
Alıyor
tabii. Yukarıda söz ettiğim, kafanın içini dinlendirme
seansı bu programlar. İnsanların yaşamın gerçeklerinden
daralıp beyinsel olarak kaçışları! Seviye dediğiniz
şey nedir ki? Aşağılık ile daha da beteri olan“çukur”
arasındaki farkı şu an halk fark ediyor…
Zamanla sıkılacaktır. Ama iş ki, halk bundan sıkıldığında
bakabileceği alternatif olsun!
Magazini seyretmeyeceğim diyenin seçeneği ne o
saatte bir bakın. Yine magazin yahut mafyalı dizler…
Ben TV yöneticisi değilim. Ama inanın elimde olsaydı
MUTLAKA hem ilgi çekecek, hem güldürecek hem bilgilendirecek
hem de daha huzurlu yaşamaya yardımcı olacak programlar
işaret edebilirdim.
Bugün Türk medyasının bulunduğu yeri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Toplum yapımızı dejenere etmeye doğru sinsi sinsi
ilerlemekte. Farkına varıyor musunuz gençlere
empoze edilen şeylerin?
Ama en güzeli, ayağını dibe vurup tepeye sıçrayacağı
günün yaklaşıyor
olmasına olan inancım… Çünkü medya içerisinde
çok kabiliyetli, hatta uluslararası düzeyde birçok
kişi de çalışıyor. Onların ürettikleri de yavaş
yavaş fark edilecek. O zaman beyin uyuşturucusu
magazinden sıyrılmayı öğrenecek halk da.
Kadınların aşağılandığı kadın programını “kadınların
zevkle seyrediyor olmasına” akıl sır erdiremiyorum.
Tüm açık televizyonların seyircilerinin ne seyrettiğini
gösterebilen bir sistem olsa eyvallah…
Ben reytinge inanmıyorum… Halk bir şekilde istediği
programı kendi girip oylasa… Yahut “reyting kaygısı
ana haber bülteni için olmalı mıdır” sorusunu
kendine sorabilse yöneticiler?
Temiz kalıp güven kazanmak, reytingden önemli
değil mi bazı durumlarda?
‘Şiddet özendiriliyor’
Sizce TV’ler amacına uygun yayın yapmadığı
zaman toplum açısından hangi sakıncaları doğurabilir?
Bir
kere TV’ler, ana-babadan, öğretmenden daha çok
gençlik üzerine etki eden bir faktör. Bunu asla
unutmamalıyız. Türkler ABD’den sonra TV önünde
en çok vakit geçiren toplum... Doğal olarak edinilen
sosyal rollerde TV’de göz önüne sürülen örnekler
önemli etki yapıyor. Toplum ahlakına uygun olmayan
şeylerin, şiddeti “normal” bir olguymuş gibi gösteren
özendiren, dizi yahut programların kişilik üzerine
etkileri korkunç boyutta.
Okul basan çocuklar, mafya özentisi duyan gençler,
evlilik dışı çocuk doğurmanın normal olabileceğine
ikna olan izleyiciler, bir kadının resmi nikâhı
olmayan adama “kocam” diye hitap etmesine olağanmış
gibi bakanlar nasıl oluştu sizce?
Sakıncalar
Özcan Köknel’in toplumsal
ve bireysel şiddeti anlatan
kitabında
çok vurgulayıcı örneklerle
anlatılmış… Keşke
daha duyarlı ve uzun vadede toplum üzerinde izdüşümleri
hesaplanarak programlar yapılsa…
Tabii ki eğleneceğiz, tabii ki komik insan halleri
de olacak programda ama değişimlere açık olmak
değerlerini yitirmek olmamalı… ATV’ de Yalnız
Değilsin adlı programı yaparken, Kadın ve Aileden
Sorumlu bakanlığa “beraber çalışalım” teklifimde
ısrarcı olmam bundandı!
|