Bugünlerde
moda bir deyim var, pozitif düşünmek. Bana, "Çok olumlu
işler yapıyorsun, ama çok olumsuz düşünüyorsun" diyorlar.
Oysa oradaki olumsuzu çıkarıp yerine gerçekçi sözünü koymak
lazım.

Malta Köşkü - Yıldız Parkı
|
Yolunuz
birçok kez Yıldız Parkı'na düşmüştür… Belki parkta birçok
kez yürüyüş yaptınız, Malta Köşkü'nde ya da kır kahvesinde
çayınızı yudumladınız. Sultanahmet'teki Yeşil Ev'in rengarenk
çiçeklerle dolu bahçesinde otururken mis kokularla kendinizden
geçtiniz. Ya
da Soğukçeşme Sokağı'ndan, pansiyon haline getirilmiş yan
yana sıralanan dokuz evin önünden birçok kez geçtiniz… İşte
Çelik Gülersoy, burada adı geçen ve geçmeyen birçok yerin,
bugünkü görünümüne kavuşmasını sağlayan kişi.
İstanbulluların,
Çelik Gülersoy ismini çok iyi bilmesi gerek… Kendisi, İstanbul'a
gönül vermiş, hatta sadece gönül vermekle de kalmamış; ömrünü
bu şehirdeki birçok tarihi yapıya ve mekana tekrar hayat kazandırmaya
adamış; kültürüyle, bilgisiyle ve görgüsüyle gerçek bir beyefendi.
Jandarma komutanı babasının doğu hizmeti sırasında Hakkari'de
doğan Gülersoy, 3 yıl sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a
yerleşir. 1958'de Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Türkiye Turing
ve Otomobil Kurumu'nun çeşitli hizmetlerinden sonra 1965'de
kurumun genel müdürlüğünü üstlenir. Kuruluşu yeni baştan organize
ederek ulusal bir çapa kavuşturur. Ülke ve dünya çapında ün
yapan bir dizi parklar, restorasyonlar, teknik servisler ve
film hizmetleri gerçekleştirir. Yıllarını İstanbul'u güzelleştirmeye
adayan Gülersoy'un eski İstanbul'a duyduğu özlem gözlerinden
okumak hiç de zor değil...
Kendisine
İstanbul'u ve çocukluğunu sorduğumuzda, oldukça çarpıcı bir
yanıt alıyoruz…
Benim
İstanbul'um, çocukluğumdur. İstanbul bozuldukça ben oraya
iltica ediyorum, sığınıyorum.

Hidiv Kasrı - Beykoz
|
"Benim
İstanbul'um zaten çocukluğum. Oraya iltica ediyorum, sığınıyorum.
Buraya yerleşemedim. İstanbul bozuldukça benim kaçma isteğim
de artıyor. Herkes Zincirlikuyu'dan Beşiktaş'a doğru iner,
ben inmem. Kalırım orada, hayalim kalır. Çünkü Sabancı Lisesi'nin
olduğu yer bizim bostanımızdı. Arnavut Halil Ağa, oraları
kiralayıp bostan yapmış. Bir tarafı ağaçsız, o yüzden güneş
isteyen sebzeler dikiyor. Öbür taraf ağaçlı, orada yüksek
çamlar var. O yüzden güneş istemeyen sebzeleri mesela ıspanağı
o tarafa dikiyor. Şimdi her şey bambaşka…"
|