Istanbul - Röportaj - Çelik Gülersoy
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Yılbaşı Özel
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
Şimdiki İstanbul'u eski haliyle kıyasladığında ise, gördüklerinin hiç hoşuna gitmediği belli oluyor…
Bazıları, "Gene biz şanslıyız, biz iyi günler gördük ama gençlere daha çok acıyoruz, onlar hiç bir şey görmedi" diyor. Oysa asıl şanssız olan biziz. Ben bizim kuşağa daha çok acıyorum. Çünkü biz geçmişle bugünü mukayese ediyoruz. Bunun neresi güzel?


Eski İstanbul'dan bir konak(1960)

"İstanbul'da iki şeyi bilen insan için güzel hiç bir şey yok. O da eskiyi bilmek ve yurtdışını bilmektir. Biliyorsanız, bedbahtsınız… Bunları bilmiyorsanız, sizden mutlusu yoktur. Şurada iki adım ötede, Bulgar sınırından sonra ağaçlar yolun iki yanında yemyeşil bir tünel yapmış, o tünelin içinden geçiyorsunuz.
Bunu gördükten sonra insan yine de mutlu olabiliyorsa iyi…

Biz her yıl bir şey kaybediyoruz. Ben şöyle özetliyorum; Türkiye'de Doğu gitti, Batı da gelmedi… Doğu neydi; hatır, gönül, saygıydı … Batı neydi; yasa, örgüt, organizasyon… Bunun yerine bin türlü dejenere olmuş alışkanlık geldi…"

Gülersoy, İstanbul depreminden önce yapılan çalışmaları pek gerçekçi bulmuyor…
İstanbul'da deprem öncesi yapılan her tür çaba ya aptallıktır, ya çıkarcılıktır, Bunların ikisi de toplum açısından aynı kapıya çıkar…


1920'lerin başında Sultanahmet

"İstanbul'da deprem öncesi çalışmaları anlamsız. Bugün bir gazetenin manşetinde ihtilafa düşen apartman sakinlerinin haberini okudum. Anlaşmazlık olunca binaya hiç bir şey yapılamamış, para da çarçur olmuş. İşler böyle olunca, o doğrultuda yapılacak her şey beyhude…

Jeologlar, zemin etüdleri bitirilsin diyor, zemin etüdü yapacak adam yok ki Türkiye'de. Bir kere bilgili adam yok. Bilgiliyse, dürüst değiller, çıkara göre hareket eden çok insan var. Diyelim ki; dürüstlükle, iyilikle, sabırla biz bu işi yaptık. O zaman ne yapacağız, toprak üstündeki bütün yerleşimleri yok mu edeceğiz? Bütün bunlar hayal… Deprem öncesi yapılan her tür çaba ya aptallıktır, ya çıkarcılıktır, ikisi de toplum açısından aynı kapıya çıkar. Üstüne üstlük hepsi de vakit kaybıdır. Gerçekçi olursak, tek organize güç ordudur. Hiç vakit kaybetmeden orduya yetki, görev, araç, gereç vermek lazım.

İstanbul önce yollarını kaybedecek. Depremden sonra bölgeye yemek, ilaç, doktor, yardım malzemesi götürmek için önce yolların açık olması gerek. Şuradaki binalara bakıyorum, her bir kat daha ileri çıkmış. Tavandan izdüşümünü verirsek, yolun ortasına geliyor. Bina bulgur gibi yıkılacak. Durduğu yerde dizinin bağı şimdiden çözülüyor. İşte bu yüzden ulaşım şebekesini açmak lazım… Şurada Galata Köprüsü'nün onarımı için harcanan zamana bakın, üzerinden 5 yıl geçti, hala ortada bir şey yok. Bizde atalet var, tembellik var, bürokrasinin işlemez çarkı var. Bunların en az olduğu, hatta hiç olmadığı tek kuruluş ordu. Deprem sonrası için, ihmali, suçu, hırsızlığı, suçu neyse onu kulağından duvara çivileyecek bir yetki düzeni lazım. Bu şehirde daha tentürdiyot stoku bile yok… Önce insanların yetiştirilmesi lazım. Depremden sonra kaos olacak, yağma-tahrip başlayacak. Gördük işte bunları… Kadının kolu çıkıyor, bilezik var diye kolunu kesiyorlar… Böyle bir toplumda yaşıyoruz".

1 2 3
:3...>