Şimdiki
İstanbul'u eski haliyle kıyasladığında ise, gördüklerinin
hiç hoşuna gitmediği belli oluyor…
Bazıları,
"Gene biz şanslıyız, biz iyi günler gördük ama gençlere
daha çok acıyoruz, onlar hiç bir şey görmedi" diyor. Oysa
asıl şanssız olan biziz. Ben bizim kuşağa daha çok acıyorum.
Çünkü biz geçmişle bugünü mukayese ediyoruz. Bunun neresi güzel?

Eski İstanbul'dan bir konak(1960)
|
"İstanbul'da
iki şeyi bilen insan için güzel hiç bir şey yok. O da eskiyi
bilmek ve yurtdışını bilmektir. Biliyorsanız, bedbahtsınız…
Bunları bilmiyorsanız, sizden mutlusu yoktur. Şurada
iki adım ötede, Bulgar sınırından sonra ağaçlar yolun iki
yanında yemyeşil bir tünel yapmış, o tünelin içinden geçiyorsunuz.
Bunu gördükten sonra insan yine de mutlu olabiliyorsa iyi…
Biz her yıl bir şey kaybediyoruz. Ben şöyle özetliyorum; Türkiye'de
Doğu gitti, Batı da gelmedi… Doğu neydi; hatır, gönül, saygıydı
… Batı neydi; yasa, örgüt, organizasyon… Bunun yerine bin
türlü dejenere olmuş alışkanlık geldi…"
Gülersoy, İstanbul depreminden önce yapılan çalışmaları pek
gerçekçi bulmuyor…
İstanbul'da
deprem öncesi yapılan her tür çaba ya aptallıktır, ya çıkarcılıktır,
Bunların ikisi de toplum açısından aynı kapıya çıkar…

1920'lerin başında Sultanahmet
|
"İstanbul'da
deprem öncesi çalışmaları anlamsız. Bugün bir gazetenin manşetinde
ihtilafa düşen apartman sakinlerinin haberini okudum. Anlaşmazlık
olunca binaya hiç bir şey yapılamamış, para da çarçur olmuş.
İşler böyle olunca, o doğrultuda yapılacak her şey beyhude…
Jeologlar,
zemin etüdleri bitirilsin diyor, zemin etüdü yapacak adam
yok ki Türkiye'de. Bir
kere bilgili adam yok. Bilgiliyse, dürüst değiller, çıkara
göre hareket eden çok insan var. Diyelim ki; dürüstlükle,
iyilikle, sabırla biz bu işi yaptık. O zaman ne yapacağız,
toprak üstündeki bütün yerleşimleri yok mu edeceğiz? Bütün
bunlar hayal… Deprem öncesi yapılan her tür çaba ya aptallıktır,
ya çıkarcılıktır, ikisi de toplum açısından aynı kapıya çıkar.
Üstüne üstlük hepsi de vakit kaybıdır. Gerçekçi olursak, tek
organize güç ordudur. Hiç vakit kaybetmeden orduya yetki,
görev, araç, gereç vermek lazım.
İstanbul
önce yollarını kaybedecek. Depremden sonra bölgeye yemek,
ilaç, doktor, yardım malzemesi götürmek için önce yolların
açık olması gerek. Şuradaki binalara bakıyorum, her bir kat
daha ileri çıkmış. Tavandan izdüşümünü verirsek, yolun ortasına
geliyor. Bina bulgur gibi yıkılacak. Durduğu yerde dizinin
bağı şimdiden çözülüyor. İşte bu yüzden ulaşım şebekesini
açmak lazım… Şurada Galata Köprüsü'nün onarımı için harcanan
zamana bakın, üzerinden 5 yıl geçti, hala ortada bir şey yok.
Bizde atalet var, tembellik var, bürokrasinin işlemez çarkı
var. Bunların en az olduğu, hatta hiç olmadığı tek kuruluş
ordu. Deprem sonrası için, ihmali, suçu, hırsızlığı, suçu
neyse onu kulağından duvara çivileyecek bir yetki düzeni lazım.
Bu şehirde daha tentürdiyot stoku bile yok… Önce insanların
yetiştirilmesi lazım. Depremden sonra kaos olacak, yağma-tahrip
başlayacak. Gördük işte bunları… Kadının kolu çıkıyor, bilezik
var diye kolunu kesiyorlar… Böyle bir toplumda yaşıyoruz".
|