Istanbul - Röportaj - Çelik Gülersoy
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Yılbaşı Özel
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
Değişen her şeye rağmen, az da olsa değişmeyen ve hala sevdiği semtler olmalıydı...
Benim İstanbul'da sevdiğim semtler, betonun üstüne damlamış reçel damlası gibi…



Sultanahmet'le buluşmalar(1951)

Birincisi Sultanahmet tabii… Beyoğlu'nu yer yer severim. Yıldız güzeldir. Orada da çocukluğum geçti… Boğaz köylerini severim, vadilere girmiş köyleri… Büyükada da güzeldir. Güzel derken zenginliği kastetmeyorum, çeşitliliği kastediyorum. Piyerloti'nin ise artık gidilecek bir yeri kalmadı. Piyerloti'nin oturduğu kahve kalktı, yerine arabesk bir şey yaptılar. "Bu sedirde Loti otururdu" demek başka, "Ben buraya bu arabesk sarayı yaptım" demek başka. Bu tür yerleri özelliğiyle korumak gerekir.

Batı böyle yapıyor. Kızkulesi'nde patronla şairler arasında küçük çapta bir harp yaşandı, biliyorsunuz. Şairler; edebiyat evi olsun, şair evi olsun dediler. Iyi güzel ama paraları yok. Kızkulesi'ni zengin bir adama vereceklerdi, yoksul bir adama, şaire değil. Dediğim gibi de oldu. Benim üçüncü bir önem daha vardı, o da Kızkulesi'ni şehrin akvaryum müzesi haline getirmekti, ama olmadı…"
İstanbul artık Floransa, Paris, Roma gibi olamaz. 1950'lere kadar bir şansımız vardı belki ama artık o treni kaçırdık.


Yeşil Ev ve komşusu Mavi Cami...

"1979 ile 83 arası köşklerin yapım tarihleri, 83'den 94 sonuna kadar kullanım tarihleriydi. 95'ten sonra film koptu. İlk eser Yıldız Parkı'nın kendisi ve Malta Köşkü'ydü. Malta Köşkü akla gelir ama park unutulur. Halbuki biz parkı imar ettik. İçine çadır köşkü, sonra da üç tane de kır kahvesi yaptık. Ekonomik açıdan halkın bütün kademelerine, her kesimine hitap etsin istedik.

Daha sonra Emirgan Parkı içinde önce sarı köşk, sonra da pembe ve beyaz köşk, ardından yine bir kır kahvesi. Bunlardan sona Çamlıca Tepesi geliyor. Sonra da Hidiv Kasrı. Bir de Yeşil Ev var tabii... Bunlardan başka bilinmeyen bir tane daha var. 1972 - 73'ten bu yana her yıl bir şey yaparak Edirnekapı'da Kariye Müzesi ve çevresini de imar ettik. Bütün evler onarıldı, yol trafiğe kapandı. Bunlar hep bağış olarak yapıldı. Sonra bir Kariye Oteli yaptık. Bunları yaparak tarihle sanatla halkı buluşturduk.

Bizden önce de onarım yapılıyordu, resmi amaçlarla kışlı, okul yapılıyordu. Ancak halkın kültür hayatı için ilk defa biz çabaladık. İlk defa halk bir sarayın içine girdi, oturabildi. Dolmabahçe Sarayı'nı gezer çıkarsınız, caiz de değildir oturmanız, ama Malta Köşkü'nün Çadır Köşkü'nün içinde oturabilirsiniz. Çiçekleme yaptık, çiçek zevkini vermeye çalıştık, her ağacın altını taş teraslarla banklar koyarak değerlendirdik, ağaç sevgisini aşılamaya çalıştık. Bu çok yönlü bir konudur, sırf köşkte sahlep içmke meselesi değildir; işin içinde doğa vardır, kültür vardır, müzik vardır. Biz Mozart'la, Çaykovski'yle halkı buluşturmaya çalıştık.

Buraları dünya literatürüne geçti, dış basında yer aldı, yabancı rehber kitaplarında yer aldı. Hatta bir Amerikan rehberi, "İstanbul'dan Yıldız Parkı'nı görmeden dönmeyin" dedi; bunları dedirttik yani… Ama sonra, bildiğiniz gibi sosyal duvara çarptık. Örneğin, Soğukçeşme Sokağı ile ilgili çalışmalara başlayacaktık. Daha önceden verilmiş izni varken, izin veremeyiz dediler. Sebep olarak da 'padişah evinin önü böyle gecekondu olmaz' diyorlar. Bunun örneği tarihte yok. Bir gravür var, oradan göründüğüne göre, Ayasofya'nın arkası değil, önü de öyle, tarihte. Kısacası biz iş yapabilmek için harp ediyoruz…"

Çelik Gülersoy'ya içten teşekkürlerimizle...
Röportaj ve fotoğraflar: Meltem Özgün

1 2 3