Doğa Rutkay anlatıyor

30 Ekim 1978 Ankara doğumluyum. Ortaokulu Yükseliş Koleji’nde okudum. Sonra İstanbul’a geldim ve Özel Işık Lisesi’ni bitirdim. Bitirir bitirmez de Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı bölümüne girdim. Haziranda mezun oldum.

Ben ilkokul 3’teyken babam Ankara Sanat’ta bir oyun sahneledi. “Bir Halk Düşmanı” diye ve orada bana çok büyük bir rol oynattı. Orada hatayı yaptı işte, o rolden sonra benim oyuncu olacağım çok kesindi. O günden sonra bütün hayalim konservatuara girmek oldu.

Şansım yardım etti. ATV’de bir dizi projesine başladık. Ekimde gösterime girecek: “Günaydın İstanbul Kardeş”. İnsan ilişkilerini anlatıyor. Sevgi dolu, sıcacık, içinde aşk motifi olan bir dizi. Komedi unsurları çok fazla. Dizide ben sakar bir kız rolündeyim. Yürürken düşüyorum, kafamı çarpıyorum falan. Volkan Severcan benim nişanlım. Fakat her bölümde bir şekilde bahaneler bulup nişanımı atıyorum. Bir küsüp, bir barışıyoruz.

Dizide hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş bir kızı canlandırıyorum. Adım Sadenaz. Mehmet Ali de bundan sonra herhalde Sadenaz’ın sevgilisi Memoli olarak kalıcam diye espri yapıyor.

Bu dizi benim herhalde bir-bir buçuk senemi alacak. Ama tutarsa ve sevilirse üç yıla çıkarmayı düşünüyor prodüktörümüz. O üç yılı şu anda garanti edemiyorum. Çünkü ben de büyüyeceğim ve sürekli aynı rolü oynamak bir yerden sonra beni de sıkmaya başlayacak mutlaka.

Bir de film projesi var. Çekimlerine ekim gibi başlayacağız.: “Şeytan Torbası”. Savaş Ay’ın senaryosunu yazdığı kendi hayatını, çocukluğunu anlattığı ve yine yönetmenliğini kendisinin yapacağı bir sinema filmi.

1965 yıllarını anlatan bir film olacak. Yer yer bir sirkte geçecek, turneye giden oyuncuları anlatan bir hikaye, ben de orada sihirbaz bir adamın asistanını oynayacağım, çok keyifli bir rol. Önce Mehmet Ali Alabora’ya teklif götürüldü, benim sevgilimi oynaması için. Fakat o dönemde Mehmet Ali’nin dizisinin çekimleri başlayacağı için vakti olmayacağından vazgeçildi ve Beyaz’a sunuldu. Beyaz çok beğenmiş senaryoyu, henüz kesin değil ama büyük bir ihtimalle Beyaz oynayacak.

En büyük düşüm tiyatro. Ama Türkiye’de tiyatro yapmak o kadar kolay değil. Çok iyi bir yönetmen, iyi oyuncular ve iyi bir tekst gelmesi gerekiyor. Bu fırsatı dört gözle bekliyorum. Öyle bir şey geldiği takdirde diziden kalan zamanlarımda tiyatro oynamak isterim.

Tiyatro sahnesinde Shakespeare’in herhangi bir oyununda rol almayı, çok iyi yönetilmiş bir Shakespeare oynamayı çok istiyorum. Machbet olabilir, Hamlet olabilir, III.Richard olabilir... Fark etmez. Ama Shakespeare’in yazdığı herhangi bir kadını oynamayı çok istiyorum.

6 senedir yalnız oturuyorum. Lise 1’e geçmiştim tek başıma yaşamaya başladığımda. Annemle babamın sürpriziydi bu ev bana. Ben hiç böyle bir şey beklemiyordum. Her şey hazır, ev belliydi. Annemle babam oturup konuşmuşlar: “bu kız geç geliyor, kitap okuyor sabahlara kadar, kendi düzeni olmalı” demişler ve bana böyle bir hediye yaptılar. Yalnız şöyle de bir şey var. Annem çaprazımdaki apartmanda oturuyor. Her sabah bende, ben her akşam ondayım. Ailemle dialoğum hiçbir zaman kopmadı. Birçok arkadaşım ev arkadaşıyla birlikte yaşıyor. Mehmet Ali’nin bile hala bir ev arkadaşı var. Ama benim yapacağım en son şeydir. Ben yalnızlığı çok seven bir insanım. Üç gün bir arkadaşım bende kalsa dördüncü gün sıkıntı geliyor bana. O kadar tek başıma kalmayı seviyorum.

Hırslıyım ama bu zarar veren bir hırs değil. Belki en fazla kendime zarar veririm. Kimseyle bir yarış içine girmiyorum. Kendi isteklerim ve prensiplerim doğrultusunda yapmak istediğim bir takım şeyler var. Geliştirici bir hırs bu. Kendini sürekli yenileyen bir hırs. Kıskanç hiç değilim.

Akrep burcuyum. Burçlara çok inanırım. Akrep çok intikamcıdır, kincidir aynı zamanda da çok sadıktır. Bana yapılan hiçbir şeyi unutmam ve zamanını beklerim. Dostlarıma, arkadaşlarıma sadığımdır. Nankör değilim. Son derece sevecenimdir. Direkt bir insanım. Saklayabileceğim şeyler yapmıyorum, öyle büyük gizlerim yok. Ama herkesle çok iyi anlaşan, öyle çok kolay geçinilebilecek bir tip de değilim. Duvarlarım var, kendimi korumaya çalıştığım için her zaman bir naif tarafım var. Zor da bir tipim ben. Çok büyük kavgalar ettiğim olur, bir sene biriyle hiç konuşmadığım olur.

Sebze dışında her şeyi yerim. Ispanaklar, kerevizler bunlar hiç bana göre değil. Hiç yemedim zaten. Makarna, et bir de salatayı çok severim. Güzel salata yapan yerlerden çok memnun kalıyorum. Meksika mutfağını hiç sevmem mesela ama Çin mutfağına düşkünüm. Evdeyken fazla yemek yememeye çalışıyorum, öyle domates salatalık filan, çabuk kilo alıyorum çünkü ben. İçkilerden kırmızı şarap içerim. Onun dışında pek içki içmem. Su ve süt çok tüketirim. Sete bile yanımda süt ve su taşıyorum.

Yılan Hikayesini beğeniyor muyum... Zor bir soru. 1-2 bölüm yayınlandıktan sonra çok soruluyordu. Ben de o zaman çok beğeniyorum, en büyük fanatiğiyim diyordum. Zamanla bir şeyleri keşfetmeye başladım. Çok iyi bir yönetmenleri var. Çok iyi bir senaristleri var. Malum prodüktörleri de öyle. Meltem’le Mehmet Ali’yi birbirine çok yakıştırıyorum. Çok uyumlu bir çift oldukları kanısındayım. Yalnız acaba diyorum bu kadar çok vurdu-kırdı, silahlar tabancalar olmalı mı? Çünkü çok yakın aile tanıdıklarımızdan aldığım bilgilere göre her hafta çocuklara tabanca alınıyormuş. Çocuklar ben Memoliyim ve silah çekerim gibi yaklaşıyorlarmış. Son zamanlarda biraz bu beni rahatsız etmeye başladım. Ratinglere bakınca demek ki Türkiye bunu istiyor diyorsunuz. Silah istiyor, tabanca istiyor, yaşanamayan yarım kalan bir aşk istiyor.

Oyunculuğum - İlkelerim

Belirli ilkelerim ve duvarlarım vardır. Mesela sete gittiğim ilk gün, ilk kez profesyonel olarak çalışmaya başladığımda diyorlardı ki “bu konservatuardan yeni mezun olmuş acaba ne biliyor burayla ilgili”. Ama ezberim vardı. Elimde tekstim, senaryom vardı. Senaryonun üzerinde notlarım vardı.

Giydiğim kostümden saçımın devamlılığına kadar kendim dikkat ediyorum. Bunu yapan asistanlar olsa da bu konularda hiç kendime laf ettirmem. Oyuncu disiplinim, prensiplerim vardır. Başarının en büyük koşulu disiplinli olmak ve mümkün olduğu kadar geniş bir pencereden bakmak her şeye.

Belli bir karakter oyunculuğu tercihim değil. Çünkü dört sene boyunca her türlü rolü oynadığım bir eğitimden geliyorum. Hocalarım belli. Müşfik Kenter, Zeliha Berksoy, Zekai Müftüoğlu, Cihan Ünal... Bu hocalar hep farklı roller oynattılar bize. Çok dramatik bir rolde de oynayabiliyorum, çok komik bir rolde de. Hep komedi oynayacağım, ya da hep dram-trajedi oynayacağım diye bir tercihim yok. Çok iyi çıkarabileceğime inandığım zaman her türlü rolü oynarım. Müzikallerde oynamayı çok isterim. Zaten müzikal de oyuncunun işidir.

Gece hayatı bir insanı çok rahat mahvedebilir, beni de mahvedebilir. 2-3 gece oralara buralara gitmek... Bunları yapmamaya çalışıyorum, kendimi olabildiğince korumaya çalışıyorum. Magazinciler beni hiç yakalayamazlar. Bir tek Mehmet Ali’yle tiyatro galalarında, oyunların galalarında ve birtakım açılışlarda görebilirler.

1’den 3’e kadar say, 3’ten 1’e ters gel... Bana gelip de böyle abuk subuk anket soruları da hiç sormadılar. Öyle bir şey dedikleri zaman “ya abicim bana öyle şeyler sorma” diyorum “peki” diyorlar, saygı gösteriyorlar. Ama kişinin tavrı önemli. O söylediğim duvarı koyarsan “oyun hakkında ne düşünüyorsun”dan öteye gitmiyor sorular.

Soyunmak sözkonusu olduğunda Mehmet Ali’yle hiç anlaşamıyoruz. O bir röpotaj yapmıştı. “Soyunmayan oyuncu oyuncu değildir” diye. Asıl oyuncu çıplaktır, sonra giyinir demişti. Buna hiçbir zaman katılmadım. Çünkü Türkiye’de Temel İçgüdü gibi bir film çekeceksek, mükemmel görüntüler, mükemmel senaryo, mükemmel kurgusu olan bir film... O zaman bir düşünürsün ama günümüz şartlarında durum hiç de böyle değil. Billur Kalkavan bir oyun oynadı. “Soyunuyor ayıplamıyor musun?” diye sordular. Oyunu izlediniz mi dedim oyunda bir metin anlatılıyor ve sadece 30 saniye kadın striptiz yapıyor. Oyunun gerisinde çok büyük bir trajedi var, aslında oyun bambaşka bir şey anlatıyor. Kadın 30 saniye soyunuyor diye bir hafta her gün o soyunma sahnesini izledik. E bu Türkiye’de böyleyse bir oyunda soyunmadan önce çok iyi düşünmem gerekir. Bana da “sen soyunmazsan oyuncu değilsin” derlerse “valla kusura bakmayın” diyeceğim.

Benim biraz megalamon bir tarafım var. Ve bir oyuncuda olması gereken bir şey bu. İnsanın kendini sevmesi lazım ki başka şeyleri sevebilsin, kendiyle barışık olması gerekiyor ki insanlarla iyi geçinsin, işini sevsin.

Konservatuar eğitimli bir oyuncuyum bu benim için çok önemli. Çok büyük ustalarla çalıştım. Atlanamayacak gibi bir babam var. Ondan her gün yeni bir şey öğreniyorum. Ben kendimi de çok iyi bir şekilde geliştirdiğime inanıyorum. 22 yaşındaki genç bir oyuncu adayı olarak ne kadar izleyip, okuyup düşünmem gerekiyorsa hepsini yaptım ve yapmaya da devam edeceğim.

Kimseyi örnek almadım. Kimi örnek alayım ki, Fatma Girik’i mi, Türkan Şoray‘ı mı, Yıldız Kenter’i mi... Yıldız Hoca hepimizin hocası. Onu örnek almak için onun yaşlarına gidip, onun Türkiyesini yaşamak lazım. Bizim yetiştiğimiz dönem ortada. 2000 yılı Amerikan sistemi, her şey bambaşka bir noktaya dönüyor. Her şey eskide kalıyor. Sadece kendi kendini yaratabiliyorsun. Kendi kendine ya ben böyle bir şey yapmalıyım diyebiliyorsun. Ben daha çok siyah beyaz filmlerin artistlerine hayranımdır. Ava Gardner’lar, Rita Hayworth’lar filan. Onlar gibi yaşamayı çok isterdim. Onların hayatları çok temiz, çok asil, çok kibar. Kendim olmaya, Doğa Rutkay olmaya çalışıyorum

Doğa ve Memoli

Memoş’tan bahsetmem mi? Canım o benim. Çıkmaya başladığımızdan bu yana 1 sene 5 ay oldu. Bize de 10 sene gibi geliyor. Onunla gündeme gelmem çok doğal. Bir yandan bakarsanız babam Rutkay Aziz. Ama hiçbir zaman “Aa Rutkay Aziz’in kızı” demediler benim için. Çünkü babam hiçbir zaman beni ön plana çıkarmadı, kendi de zaten hep işleriyle gündeme geldi. Öyle popülarist bir yanı olmadı babamın, şu bara gider, burada yemek yer gibi.

Yılan Hikayesi ile birlikte Mehmet Ali’ye birden ilgi doğdu. Biz sürekli her tarafa beraber giden bir çiftiz. Ben de Mehmet Ali’nin yanındaki kız oluverdim. Kim bu kız dediler. Adı Doğa’ymış, soyadı neymiş? Rutkay. Aynı zamanda Rutkay Aziz’in kızıymış gibi zincirlemeler ortaya çıktı. Çok doğal bir şey bu. Tarkan’la beraber olsam, Tarkan’ın yanında gezsem yine aynı şey olurdu.

Bu noktalara geleceğimizi hiç tahmin etmiyordum. Mehmet Ali de öyle. İlişkimiz başlayalı 6 ay olmuştu. Eve “Yılan Hikayesi” diye bir senaryo geldi. Beraber okuduk “Aa Memoli kimmiş” dedik. Hiç aklımıza gelmezdi yani, Memoli olacak yolda yürüyemeyecek. Evin önünde kızlar bekleyecek 500 kişi arayacak evi... Geçen gün yolda yürüyoruz yine Mehmet Ali’yi görünce kızlar çığlıklar atıp, bayılıyorlar. “Yaa Mehmet Ali” dedim “ben acaba Tom Cruise’la falan mı yürüyorum haberim yok ne bu sana bu kadar ilgi?” Anlayacağınız ben bile şaşırıyorum.

Kendi çizgisi olmayan, kendine güveni olmayan ya da ne yaşadığından emin olmayan birini belki rahatsız ederdi bu durum. Çünkü benim yaşadığım da kolay bir şey değil. Uzaktan idare etmesi çok kolaymış gibi görünen aslında diplerden çok da zor olan bir şey. Benim tek bir şansın var: Erkek arkadaşımın yani Mehmet Ali’nin hiçbir şekilde değişmemiş olması. Yılan Hikayesi senaryosu eve gelmeden önce nasılsa hala öyle. Hiçbir şeyi değişmedi. Karşınızda böyle bir insan olunca da zaten ne üzülüyorsunuz, ne sıkılıyorsunuz.

Mehmet Ali asla cep telefonu kullanmaz, eve internet girmez. Bense aileme anormal bağlıyım. Mutlaka bir saat annem arasın, öbür saat babam arasın isterim. Bu yüzden telefonu kolay kolay bırakamıyorum. Geçen sene yılbaşında Mehmet Ali’ye “sana çok güzel bir telefon aldım” dediğimde o da bana “hayatım onu senin kafana atarım. Sakın” dedi. Ben zaten Mehmet Ali’yle görüştüğüm andan itibaren cebimi kapatırım. Çalmasına bile tahammül edemiyor. Evde bile telefonda konuşmaz. Çok zordur onu telefonda konuşurken görmek.

Mehmet Ali çok sempatik, sıcak ve disiplinli bir oyuncu. Gayet de yetenekli bence. Çok güzel yüreği olan bir insan, çok akıllı. Oturup her şeyi konuşabiliyorsun onunla. Çok olgun. Beni hiçbir zaman kısıtlamaz. Ufak ufak kıskançlıklar başladı onlar da yeni yeni. Ben de şaşırıyorum. Hiçbir zaman beni rahatsız edecek bir şey yapmadı. Her şeyini çok seviyorum onun, çok iyi arkadaşım.

ATV’de “Özel Hat” Memoli’yi yakaladık diye bir haber hazırlamış. Mehmet Ali’ye benzer birini bulup çekim yapmış, reklamlarını dönüyor. Sabah kahvaltı ediyordum. Annem de banyoda. “Aa anne” dedim “bizimkini yakalamışlar”. “Yaa” dedim “bizimki çapkınlık yapmış. Bak kerataya insan bi söyler.” O kadar eminim ki öyle bir şey yapmadığından. O kadar eminim ki öyle bir otele gidip de oradan bir kız alıp da o kızın arabasıyla bir yerlere gitmediğinden. O çok akıllı bir adamdır. Yapacaksa da öyle bir şekilde yapar ki kimsenin ruhu duymaz. Mehmet Ali’yi aramadım bile ona sormadım bile böyle bir şey yaptın mı diye. Akşam beraber izledik güldük. Ben de aptal değilim mutlaka sezerim kaçak et operasyonları falan hemen anlarım.

Sana er ya da geç bir gün mutlaka ihanet edecek ne yapacaksın diye soruyorlar. Ben de diyorum ki Mehmet Ali eğer başka biriyle bir şey yaşayacaksa kesin iyi bir sebebi vardır. Ya o kadın Sharon Stone’dur ya da benden yana mutsuzdur artık aşk bir yerde bitmeye başlamıştır, ilişki tıkanmıştır, başka bir yere kaymıştır ilgisi. O yapacak da biz yapamayacak mıyız? Öyle bir şey kalmadı artık. Ben onun kelepçesi değilim ki. Kız arkadaşıyım.

Mehmet Ali inanılmaz özgürlüğüne düşkün bir adamdır. Ben ona şimdiye kadar nerede kaldın ne yapıyorsun diye bir şey hiç sormadım.

Kızlar beni sokakta çeviriyorlar. Nasıldır, evde ne yer, pijama giyer mi gibi sorular soruyorlar. Bir de tanısalar diyorum herhalde ölürler. Valla hiç sormayın çok üzülürsünüz sonra diyorum.

Evlenecek misiniz diye o kadar çok ısrar ediliyor ki. En sonunda dedik ki “bir gün siz bizi herhalde zorla evlendireceksiniz.” Bir sabah bir uyanacağız parmağımızda yüzük var. Herkesin anlaması gereken bir şey var ki 22 yaşındayım. Annelerimizin babalarımızın döneminde de değiliz. Hayat çok hızlı değişiyor, gündem çok hızlı değişiyor. Evet ben ilişkime çok güveniyorum. Aşkıma sevgime çok güveniyorum ama önce meslek var, önce kariyer var. Daha yapmak istediğim o kadar çok şey var ki. Öyle şeyler yazıldı ki evlenmek istiyor, can atıyor filan gibi hiçbir zaman böyle bir şey düşünmedim.

Zaten ben bir oyuncuyla da evlenmeyi düşünmüyorum. Hiç öyle bir delilik yapmam. Çünkü anormal insanlarız biz, normal değiliz. Yine bir sanatçıyla beraber olabilirsin ama kendi dalında biriyle olmak insanı sıkar diye düşünüyorum. Onca sanatçı beraberlikleri içinde hiç öyle iyi de bir örnek görmedim karşımda.

Evlilik bana çok sıcak gelen bir şey değil. Çok büyük bir idealim var. Benim 5 sene sonra kesin bir çocuğum olacak diyorum. Anne olmayı çok istiyorum. Çocuk olursa belki evlilik düşünebilirim.

Köyden indim şehire

Ankara’dan İstanbul’a gelmek köyden şehre inmek gibi. Bunu Ankara’da yaşamayanlar anlayamaz. Ankara köy gibi bir yerdir, gidebileceğin en fazla 2 yer vardır. Onun dışında hep evindesindir. İstanbul’da gidebileceğim bir sürü yer var, olanak var. Her şeyden önce kültür etkinlikleri ve faaliyetleri burada çok yoğun. Festivaller burada, koca koca sinema salonları var, her türlü oyunu izleyebiliyorsun, o yüzden buraya gelmeyi çok istedim. Özellikle de mesleğim ve kariyerim açısından. Çok da faydalı oldu.

Gece hayatı olan bir insan değilim. Olsaydı zaten magazin basınında mutlaka çıkardı. Öyle bara, diskoya gitmiyorum. Eskiden çok sık Bebek’teki Shipahoy’a giderdim. Şimdi Mey oldu. Oranın işletmecisi arkadaşım. Akşam bir yere gideceksem mutlaka oraya giderim. Onun dışında Cafe Latte’yi çok severim. Daha çok Beyoğlu’nda, Taksim’deyim. Beyoğlu’nda Dulcinea’ya giderim. Oranın yemeklerini çok beğeniyorum çünkü. Bambi’ye uğrarım ayaküstü bir şeyler atıştırmak için. Babamı görmek için Arif Çiçek Bar’a çok sık giderim.

Boğaz’a çok sık gittiğim oluyor balık için, orada çok derme çatma bir yer var. Kamil’in Yeri galiba, böyle baraka gibi yerleri seviyorum. Köhne yerleri. Salata yemek için Cafe Marmara’ya gidiyorum. Eskiden babamla hep orada buluşurduk. Orada herkesi görüyorum. Ortaköy’e çok giderim. Ortaköy’de Çaydanlık vardır mesela orayı da çok severim. Bir yerin müptelası olacak bir tip değilim. Daha çok ev insanıyım çünkü. Elimde olsa hiç evden çıkmam.

İstanbul’un herhalde en büyük sorunu trafik. Onu da daha yeni yeni arabayla çıkmaya başladığım için anladım. 18.30’la 19.30 arası sokakta olmamaya çalışıyorum. Trafik 20.30 gibi kesiliyor.

Her türden insan yaşıyor burada, bir sürü renk var, bir sürü hayat var. Trafik kazaları, kavgalar, varoşlarda cinayetler her gün bambaşka bir şey oluyor. Çok renkli yaşayan bir şehir burası. Bunun da biz oyunculara çok büyük faydası oluyor. Her şeyden haberdarsın. O yüzden keyifli.


Modayı takip eden, moda neredeyse ben ordayım diyen bir insan hiçbir zaman olmadım. Ama her zaman düzgün giyinmeye, temiz giyinmeye ve kendime yakışanı seçmeye gayret ederim. Hoşuma giden ne varsa, nerede gördüysem de alırım. Hiç öyle etiket takıntısı olan bir tip değilim. Afrodit var Nişantaşı’nda orayı çok seviyorum. Mehmet Ali’yle ikimizin çok sık gittiği bir dükkan orası. Artık bize kart verdiler, üye olduk. Kotlarımı Aqua Verde’den alıyorum. Onun dışında şu dükkan olsun, bu dükkan olsun diye bir takıntım yok.

Hobilerim, sporlarım ve özel zevklerim

Macera düşkünü hiç değilim. Camel Trophy yapayım, çok hızlı araba kullanayım, bungee jumping yapayım... Böyle şeyler hiç bana göre değil. Son derece sağlıklı yaşamaya çalışan bir insanım. Kendimi seviyorum, risklere girmiyorum. Yaptığım en büyük macera ata binmek aslında hiç kolay bir şey değil çünkü. Biliyorsunuz kaç kişi sakat kaldı, kaç kişi hayatını kaybetti.

Günde üç buçuk saat spor yapıyorum. Çekimlere başlamadan önce daha çok vaktim oluyordu. Ceylan Inter-Continental’e üyeyim. Oranın fitness salonunda çalışıyordum. 7 senedir de ata biniyorum. Maslak’ta Sipahi Ocağı var, hafta sonları mutlaka oraya kaçıyorum.

Sağolsun annem çocukken bana her şeyi yaptırdı. 7 sene Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde bale eğitimi gördüm. O sırada buz pateni eğitimi aldım, aynı dönemde ata binmeye başladım, bir yandan basket oynadım, kayak yaptım. Spor olarak aklınıza gelebilecek her şeyi yaptım. Ama sonunda elene elene geriye sadece ata binmek kaldı.

Çok kitap okurum. Her tarzda. Agatha Christie de okurum, Aziz Nesin de. Gündemde olan bütün kitapları takip etmeye çalışıyorum.

Frederico Fellini delisiyim. Film festivalinde İstanbul’a geldiğinde bütün filmlerini gördüm, Dolce Vita favorim, Alfred Hitchkok’a da bayılırım. 39. basamak en sevdiğim filmi. Sonra Charlie Chaplin’in Varyete Işıkları... Bunları her yakaladığımda izlemeye çalışıyorum.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Doğa Rutkay’ın ATV’de yayınlanacak bir dizide Sadenaz adında sakar bir kızı canlandıracağını,

Savaş Ay’ın hayatını anlatan filmde rol alacağınım.

Lise 1’e geçtiğinden beri yalnız yaşadığını,

Burçlara çok inandığını ve akrep burcunun özelliklerini taşıdığını,

Ağzına sebze koymadığını,

Cafe Latte, Cafe Marmara, Dulcinea ve Bambi’ye sık sık uğradığını,

Elinde olsa hiç evden çıkmayacağını,

Rol gereği soyunmaya pek sıcak yaklaşmadığını,

Mehmet Ali Alabora’ya olan yoğun ilgiye şaşırdığını,

Bir oyuncuyla evlenmeyi asla düşünmediğini,

Gece hayatına hiç takılmadığını,

Fellini ve Hitchkok filmlerine bayıldığını,

Siyah-beyaz filmlerin artistlerine hayran olduğunu,

Her hafta sonu Maslak Sipahi Ocağı’nda ata bindiğini.

Pencereyi Kapat