10 yıldan fazla bir zamandır İstanbul'da oturuyorum. İstanbul'u çok seviyorum. Ne zaman seviyorum, akşamın gölgesi İstanbul'un üstüne düştüğü zaman, biraz daha ortalıktan el etek çekildiği zaman, biraz daha denizin şıpırtısını duyabilecek hale geldiği zaman İstanbul'un sessizliği… İstanbul'u seviyorum. İstanbul'un eski mahalleleri bir ara restore edilmişti Çelik Gülersoy tarafından. Şimdi bilmiyorum artık ne haldeler, kıyamıyorum gidip bakamıyorum. Oralarda gezmeyi severdim. İstanbul'un eski yerlerini daha çok seviyorum.
Hal'ini seviyorum, Balık Pazarı'nı seviyorum. Oralarda dolaşmak çok keyifli geliyor bana. Balık Pazarı'nda çok güzel lokantalar var. Balık Pazarı'na giriyorsunuz biraz ileride camii var. Balık Pazarı'nın içinden kiliseye giriyorsunuz, öbür taraftan sinagoga. Bütün renklerini bir arada görebiliyorsunuz İstanbul'un. Oraların kokusunu seviyorum. Evimi seviyorum, çocuklarımı seviyorum Yeşille suyun kavuştuğu yerleri seviyorum.
24 saat balık yiyebilirim. Deniz kıyısındaki balıkçıları seviyorum. O çok özene bezene yapılmış balık lokantalarını değil, özentisiz yapılmış temiz ve lezzetli yemek veren balık lokantalarını. Kavaklar çok güzel o anlamda. Bizim eski meyhanelerimiz var. Onlardan biri de Süheyla'dır. Süheyla'ya gitmeye bayılırım. Süheyla çok zarif bir hanımdır.
Gürültülü yerleri
sevmiyorum. Bundan 7-8 sene önce harekete bayılırdım. Yemek
yiyeyim, oradan bir yere gideyim arkadaşlarımla birlikte dans
edeyim. Ama şimdi bakıyorum o başka bir arzuymuş, başka bir
istekmiş. Aman Allahım ben oralara nasıl gittim, o gürültünün
içine nasıl girdim diyorum. O belki de öyle bir deşarj arzusuymuş.
Şimdi daha sakin, daha oturup konuşabileceğim yerleri tercih
ediyorum. Kalabalık olamayan, gürültünün patırtının olmadığı
yerleri seviyorum. Bir de herkesin gittiği yerleri sevmiyorm
artık.