Erken uyanırım. Spor benim için çok önemli. Her gün 2-3 saat tenis oynarım. Sonra evime dönerim. Bir dinlenme sürem var doğal olarak. Gazetelerimi okurum, günlük gelişmeleri takip ederim, haber merkeziyle sürekli görüşürüm. Banyomu yaptıktan sonra kuaförüme koşarım.Kuaföre her gün mutlaka gidiyorum. Ondan sonra yola koyulurum, işimin başına geçerim. "İyi akşamlar sayın seyirciler" diyene kadar orada işimle ilgili çalışmalar yaparım.
Saat 18.30 dolaylarında makyajıma başlarım. Makyajım 10 dakika sürer. Senelerdir yüzüme kimsenin elini değdirmedim, makyajımı hep kendim yaparım. Çok koyu bir makyajım yoktur, zaman zaman ışıkta değişimler gösterir. "Bugün nasıl koyu çıkıyor ya da bugün hasta gibi görünüyorum" derim. Ama o ışığın şiddetinden kaynaklanan bir şey.
Haber bülteninden sonra evime dönerim, ya çocuklarımla yemek yeriz, ya sinemaya gideriz ya yemekten sonra çıkar yürüyüş yaparız... Köpeğimiz var, kedimiz var. Onlarla oynarız. Çok sık misafirim gelir. Ama zamanımın bana ait olan bölümlerini hep okuyarak geçiririm.
İzleyiciler beni ekranda görüp "Gülgün Hanım niye gülmüyorsunuz?" diyorlar. Ama Türkiye'nin gündemi çok neşeli haberlerle dolu değil, bizler de rating adına biraz seviyoruz insanın için acıtan, duygularını yoğunlaştıran haberleri yapmayı. O bakımdan çok gülemiyoruım. "Yüzünüz çok asık" diyorlar. Nasıl olmasın şimdi 10 ölülü bir trafik kazasının haberini verirken gülemezsiniz, ya da ekonomik hayatın kötüye gittiğini söylerken gülemezsiniz. İşimi bitirip özel hayatıma döndükten sonra kahkahalarla gülmeyi seven, arkadaşlarıyla birlikte olmaktan zevk alan bir insanım. Ama belli saatler içinde işimi yapıyorum.
Bunca yıldır hep o kadar koştum ki bundan sonrasını biraz da kendime ayırmak istiyorum.Güneşin batışını seyrederken çocuklarımla olmak istiyorum. Ben o saatlerde hep iş yerimdeyim. Gözüm saatte olmadan yaşamak istiyorum, biraz da özgürlüğü elime almak istiyorum. Gürültünün patırtının daha az olduğu yerlere gitmek istiyorum. Bol yeşillik görmek istiyorum. Sukunet görmek istiyorum işin açıkçası. Çocuklarımla, sevdiklermle huzur dolu bir hayat istiyorum. Bu telaştan yoruldum galiba. Özdemir Asaf'ın bir sözü var, "Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek" diye.
Geçtiğimiz günlerde çok hoş bir konuşma geçti. Bir seminerde, konuşmacı eline cetveli alıyor, katılanlardan birine "kaç yaşındasınız?" diye soruyor. "50 yaşındayım." diyor katılımcı. "Kaç yaşına kadar yaşayacağınızı tahmin ediyorsunuz?" diyor. "70-80" diyor. Cetvelin 50 cm'lik bölümünü gösteriyor, sonra geriye kalan kısmını. "Bakın" diyor "bu kadar uzun bir zamanı yaşamışsınız geriye şu kadarlık bir süre kalıyor. Artık elinizde olabilir onu nasıl değerlendireceğiniz." Ben de aynı şeyi düşünüyorum, bundan sonrası benim elimde olsun arzusundayım. Bu arzumu gerçekleştirmek için adımlarımı attım. Ama çok net bir şey söyleyemem. Bakarsınız bugün karar verir el sallar kaçarım.
Yemeklerden, sebzeleri çok severim. Çok da güzel yemek yaptığımı söyler arkadaşlarım, iddialıyım da o anlamda. Çok fazla sevmediğim için et yemiyorum. Kiloma çok dikkat etmiyorum. Sağlık sorunları nedeniyle tatlı yemem yasak. Zaten tatlıyı pek sevmem ama bir parça çikolatadan da uzak kalmadım hiçbir zaman. Günde 6 öğün yemek yemek ve dengeli beslenmek zorundayım. Beyaz eti tercih ediyorum, hamurişlerinden de uzak duruyorum.
Her gün mutlaka sporumu yaparım. Senelerdir tenis oynuyorum. Eğer hava koşulları o gün tenis oynamama elvermiyorsa, oturduğum site içinde bir salon var orada spor yapıyorum. Onun dışında, yürüyorum. Bol bol yürüyorum. Fırsat buldukça ve İstanbul'un çukurları izin verdikçe.
Kendimi geliştirmek için sürekli okurum. Kitap okumak benim için aynı zamanda büyük bir zevk. Hayatın bütün koşuşturması içinde başka bir dünyaya dalıyorsunuz.
Çok çeşitli çevrelerden arkadaşlarım var. Ekonomistlerle sohbetten çok büyük zevk alıyorum. Bütün ekonomi dergilerini, gazetelerin ekonomi sayfalarını okurum. En az yöneldiğimiz konu bu çünkü ve her an karşımıza bu konuda bir konuk çıkabilir. Bilmediğim bir konuyla karşılaştığımda hiç gocunmadım bilgisi olanları ararım, sorarım. Bir sözcükle karşılaştığım zaman mutlaka sözlüğü açar, doğru okunuşunu ararım, bulamazsam birkaç tanıdığım Türkolog var, onlara sorarım. Öğrenmek istediğim şeyleri, eksik kaldığım konuları daima okurum.
Diksiyon dersler veriyorum. Huşdili Merkezi'nde, Tuna Huş'la birlikte. Tuna Bey eski bir haber spikeri. Cumartesi günlerimi oraya ayırıyorum. Çok büyük bir zevk, tatmin yaşıyorum. Tarifi imkansız bir haz. Bunca senelik hem meslek, hem yayın konusundaki birikimlerimi o gençlere aktarmak. Çok başarılı öğrencilerim oldu. Şu anda değişik yayın kurumlarındalar. En iyi öğrencilerimden biri de Didem Tolunay. Şu anda ATV'de sabah haberlerini sunuyor. Didem'inki inanılmaz bir azim. Cuma gecesi İzmir'den otobüse binerdi. Cumartesi sabahı derse gelirdi. Cumartesi akşamı hiç uyumadan tekrar otobüse binip İzmir'e dönerdi. Azmin elinden hiçbir şey kurtulmuyor. Didem şimdi çok başarılı bir TV sunucusu.
Televizyon kıyafetlerimi Vakko hazırlıyor. Onun dışında evime yakın yerlerden alışveriş yapıyorum. Çok da alışveriş yaptığımı söyleyemem. Evime çok yakın olduğu için çoğu zaman Akmerkez'den. Özellikle belli markalarım yok. Sevdiğim zaman, bir şey hoşuma gittiği zaman, kalitesini de uygun gördüğüm zaman alıyorum. İlla bu marka olacak diye bir tercihim yok. Ayağımda bir kemik problemi olduğu için yumuşak derili ayakkabıları tercih ediyorum Günlük hayatımda da spor giysileri…
Yüzümü korumam gerekiyor.
Bu yüzden kozmetik, yani güzellik malzemelerini çok fazla kullanıyorum.
Makyaj malzemelerinden: fondöten, göz kalemi, bol pudra, rimeller,
rujlar, allıkları ister istemez bolca kullanıyorum. Alışverişim
de ağırlıklı olarak kozmetik ürünlerine kayıyor.