|

Herkes kendine göre bir İstanbul yaşayabilir!..
İstanbul'un güzelliklerini herkes kendine
göre keşfedebilir bence. Benim için İstanbul denizdir; balıktır. Benim için İstanbul,
İstanbul'un insana birden bire yeni bir dünyanın kapısını açabilecek sokaklarıdır,
çarşılarıdır; çok eski köşeleridir. İstanbul'un kokularıdır, İstanbul'un sesleridir,
örneğin İstanbul'un martı sesleridir. Şimdi bütün bunlar İstanbul'da yaşamanın
ayrıcalıklarıdır. Bana göre herkes kendine göre bir İstanbul bulabilir, herkes
kendine göre bir İstanbul yaşayabilir.
Ben bütün bu güzelliklerinin yanısıra İstanbul'un
yemeklerinin çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Bu da bir ayrıcalıktır. Dünyanın
bir çok şehrinde bulamayacağınız kadar çok lezzetli yemeğin, lezzetli sebzenin,
meyvenin, ve onlarla yapılan bir sürü yemeğin bulunduğu bir şehirde yaşıyoruz.
Ancak İstanbul'da yaşamanın da hiç kolay olmadığını söyleyebilirim. İstanbul pis,
düzensiz bir şehir, kolay kolay aşılamayacak trafik sorunu olan bir şehir. Dolayısıyla
İstanbul'da yaşamak aslında stresli yaşamak. Ben bütün bunlardan dolayı bir çok
Avrupalı'nın İstanbul'da yaşayamayacağını düşünürüm. İstanbul'da yaşamanın artıları
ve eksileri de var. Her şeyi bir bütün olarak görürseniz, her şeyi şehrin bir
parçası olarak görürseniz rahatlarsınız.
Şehrin
yüreğine sık sık yolculuklarım oluyor!..
İstanbul'dan
kaçmaya çalıştığım zamanlar oluyor. Böyle bir zamanlarda en iyi sığınabildiğim
yerim evim. Kendimi odalarıma kapatıyorum. Odalarımda şehirden getirdiklerimi
yazının dünyasına aktarmaya çalışıyorum. İstanbul dışına kaçmak gibi bir projem
pek yok benim. Tatillerim ve haftasonları için gittiğim yerler oluyor ama asıl
büyük kaçış evde yaşanıyor.
Öte yandan ben bir yazarın sadece evine
kapanarak yazabileceğine de inanmıyorum. Şehrin o keşmekeşi, o kaosu mutlaka yaşanmalıdır.
Çünkü sığınabileceğim bir adam var. O ada da benim odalarım. O adada istediğim
zaman istediğim kadar kalabileceğimi biliyorum. Fakat sık sık şehrin yüreğine,
şehrin yüreğine yolculuklarım oluyor. Çünkü oradan her zaman alacaklarımız vardır.
Kadıköy Çarşısı'nı, Galatasaray'daki Balık Pazarı'nı, oradaki meyhaneleri bu yüzden
severim. Moda Burnu'nda, Beyoğlu'nda, Boğaz'da hem Anadolu yakasında, hem Rumeli
yakasında gezmeyi bu yüzden severim. Çünkü şehir orada tüm gücüyle soluk alıp
veriyor.
Mario
Levi ile İstanbul turu!..
Mario Levi evinden çıkar. Önce Moda'da çay bahçesine gider, orada
kahvaltısını eder. Sait Faik'ten kalma bir mirası olabildiğince yaşatma adına
çayla birlikte simit yer. Kahvaltısını bitirdikten sonra Kadıköy Çarşısı'na gider
ya da vapura biner. Karaköy'e geçer. Karaköy'den Tünel'e çıkar. Beyoğlu'nda biraz
gezer, Beyoğlu'nda kitapçılarda bolca bir vakit geçirir. Kendine kitap alır, kendine
CD alır. Eğer hala yorgun değilse, hala gücü varsa Taksim'e çıkar. Taksim'den
Beşiktaş'a Beşiktaş'tan da birtaksiye "Ortaköy'e çek der". Ortaköy'den
eğer hala yorgun değilse Bebek'e kadar uzanmayı isteyebilir. Bebek'te yine yıllardır
gittiği Bebek Cafe'de bir çay daha içer. İstanbul'u seyreder.
Akşam çeşitli yerlere gidebilir. Örneğin
Beyoğlu'na gidip, eğer arkadaşları varsa Nevizade'de bir yerlere oturup içki içer,
yemek yer. Yaz aylarında açıkhavadaki konserlerden birine ya da ikisine mutlaka
gider. Hem meyhaneyi sever, hem ayaküstü, hem kebapçılarda, hem de Fransız lokantalarında
yemeyi sever. En azından haftada bir kere balık ve adana kebap yemeliyim.
:5...>
|