Istanbul - Röportaj - Ömer Albayrak
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Yılbaşı Özel
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
<..2
1 2 3 4 5 6 7 8

"Bir anda küçük bir çanta hazırlayıp gidebiliyorsunuz, şimdi öyle değil..."

Fransa ve İtalya'da bulunma sebebiniz yemek konusunda araştırma yapmak mıydı, yoksa oradayken her şey tesadüfen mi gelişti?

Çocukluğumdan beri Fransa ve İtalya beni hep cezbetti. İtalya'daki - resme olan zaafım, sanat tarihine olan düşkünlüğüm hep bir yanımı tetikledi, ve lisedeyken, ortaokuldayken, kitaplarda o katedralleri, ressamların resimlerini gördüğümde hep beni başka dünyaya alıp götürdü.

Fransa deyince de, sanatının yanı sıra mutfağı beni çok cezbetti. Bizim ülkemizde o zamanlar kullanılmayan kremalar, enteresan soslar hep Fransız mutfağında vardı. Elimde de öyle bir macera yaşamak gibi bir lüksüm oldu bir dönem.

Çok yakın bir arkadaşım evlenip Milano'ya yerleşmişti. Yani gitmeme o aracı olmuş oldu çünkü kalacak yerim vardı. Elimden iş de geliyordu. Gözünüzü karartıp - o zaman genç olmanın verdiği o delilik de var - bir anda küçük bir çanta hazırlayıp gidebiliyorsunuz, şimdi öyle değil....

"Mutfaktan sır çıkmaz!"


Oraya kalktım gittim. Bir kere kendi isteklerim doğrultusunda yaşayabilmem için para kazanmam gerekiyordu. Ve yamaklık yapmaya başladım ben bir restoranda, o olmayan çat pat İtalyanca'mla ve çat pat İngilizce'mle ciddi bir şekilde yamaklık yaptım, sabah yedi - gece iki, sürekli ayakta durarak, sürekli çalışarak...

Fakat şefimin çok gözüne girdim ve, mutfakta bir deyim vardır, özellikle Avrupalılarda, "Mutfaktan sır çıkmaz" diye.

Özellikle İtalyanlarda mı var bu?

Genel olarak bu böyle. Mesela bir ara Çin mutfağına çok merak salmıştım, Çin aşçıya bir metreden fazla yaklaşamıyorsunuz ve kullandığı bütün baharatların kapları, atıyorum, köri yazıyor, içinde başka bir şey var, zencefil yazıyorsa başka bir şey. Çünkü reçeteyi kapmana müsaade etmiyor.

Ama çok büyük bir şanstır bu benim için, benim İtalyan şefim, bendeki o öğrenme hırsını gördü, bana inanılmaz bir ufuk açtı. Benim çalışkanlığım ve dürüstlüğüm de çok prim yaptı.

Bana bildiği her şeyi öğretti ve bana hep şunu söyledi, Ömer sor, daha sor, daha ne öğrenmek istiyorsan...
Ve birkaç ay sonra bana o restoranı bırakıp kendi tatile gitti ve insanlar beni şef zannetti. Ciddi anlamda el verdi. Ama ben de onun dediklerine çok uydum, "Mutfaktan sır çıkmaz"a.

Bazen dayanamadığım yerler de oluyor, bir arkadaşım evime gelip ona yemek yaptığımda, ya şunun reçetesini versene - Hadi gel vereyim, dediğim oluyor, çünkü ben çok ticari olarak bakmıyorum, bir restoran işletmiyorum artık. Benim için bilgi paylaşmak için var, saklamak için değil, benim rakibim de olmayacak ben de onun rakibi olmayacağım...

İtalya'da bir yandan mutfakta çalışırken bir yandan da sokak ressamlarıyla haşır neşir olmaya başladım. İtalya'dan da Fransa'ya geçtim. Çünkü oraya da gitmem gerekiyordu. İçimde öyle bir istek vardı. Ondan sonra da Türkiye'ye döndüm.

Ama bu arada da hem İtalyan mutfağı hem Fransız mutfağı derken başka mutfaklara da yöneldiğim, damak zevkime hitap edenlere. Türkiye'ye dönünce de onları Türk mutfağına, Türk damak zevkine nasıl adapte ederim diye bir telaşa, bir araştırmaya girdim. Hakikaten de oldu. İşte, biraz Fransızların lezzetinden, biraz Türklerin - bambaşka bir kombinasyon çıktı ortaya.

1 2 3 4 5 6 7 8
:4...>