Peki,
böyle bir okul olsa, rağbet görür mü?
Bence görür. Keşke böyle bir şey olsa, çünkü yurtdışında, yine
oradan örnek veriyorum, orda öyle olduğu için, çocuklar 14 yaşında
ortaokuldayken yeteneklerine göre meslek okullarına yönlendiriliyorlar,
okul tarafından.
Atıyorum, bu çocuğun elleri çok iyi, kuaför olabilir; öbür çocuğun
yemeğe, gurmeliğe zaafı var, bu çocuk buraya; öbür çocuk resme;
öbür çocuk fen okuyor; işte, öbür çocuk sanat tarihi okuyor.
Bana göre bu çok doğru. Ve ben hakikaten çok isterim ki Türkiye'de
hakikaten bu işin okulu olsun, gerçek anlamda okulu olsun.
Yani, bu var, meslek - turizm okulları var, büyük otellerde
staj yapıyorlar bilmem ne yapıyorlar... Ve üstelik bu kursların
bu kadar patlamasının, yani, Bigglook' ta bana gelen bir yığın
talebi biliyorum, ne zaman kurs açıyorsunuz - çünkü bir ara
öyle bir niyetim vardı ki ben başka nedenlerden ötürü bu kursu
gerçekleştiremedim ve başka yerlere yönlendirildim.
Ciddi bir sektör bu. Çünkü artık kadın - erkek ayrımı kalmadı.
Özellikle genç jenerasyonun büyük bir bölümü yalnız yaşıyor.
Mesela çok hoş bir anım var. "Makarna'nın Yolculuğu"
programı çekilirken, Ankara'dan İstanbul'a trenle geliyorum,
restoranda bir bey geldi yanıma.
Ben, dedi, X Üniversitesi'nde öğretim üyesiyim, benim eşim de
öğretim üyesi ve gözleri görmüyor, dedi. Ancak, dedi, sizin
programı dinledikten sonra mutfağa girip bizden almadan bize
makarna yapıyor...
Bu, inanılmaz hoş bir şey. Evet, gözleri görmüyor ama eli ayağı
tutabiliyor, hafif hafif yapabilir. Onun için, şuuru yerindeyse,
eli ayağı tutuyorsa herkes mutfağa girip kendince bir şeyler
pişirebilir.
"Lütfen çocuklarınızı mutfağa
sokun..."
Çocuklar, yine aynı şekilde mutfağa girmeli. Yani, o mutfak
tabu olmaktan çıkmalı. Ben 2 yıl bunun için ter döktüm programda.
Lütfen çocuklarınızı mutfağa sokun, ama ne olur, eline normal
bıçak vermeyin de plastik bıçak verin.
İşte, tavanın sapı dışarı doğru olmasın, yana doğru olsun. Siz
yokken ocağı kullanmasın ama kendine soğuk bir sandviç hazırlayabilsin.
Çünkü kimi anne baba kaşıkla çocuğun peşinden koşar çocuk yemez,
anne baba diretir. Halbuki çocuklar biliyor neyi yiyip neyi
yiyemeyeceklerini.
Ne kadar yiyebileceklerini çok net algılayabiliyorlar. Onun
için, onları da sokun mutfağa, orada matematiğini öğrensin,
orada sayı saymayı öğrensin, kendine güvensin, bir kere çok
önemli, özgüveni pekişsin orada.
Birkaç ay önce bir sucuk markasının
reklamının yayın saati, alım gücü olmayan ailelerin çocukları
izleyip canları çektiği için, gece geç vakte alındı. Fakat her
gün her kanalda bir yemek programı olmasına rağmen aynı tepkiyi
hiç görmediler. Neden sizce?
Şimdi, yine aynı şeye geliyorum, yemek programlarında, atıyorum
buzdolabını açtığınızda eğer elinizin altında bir havuç, bir
patates; ya da işte, bir domates, bir patlıcan varsa bir şeyler
yapabilirsiniz.
Eğer çok sofistike bir malzeme değilse, ya da ithal bir malzeme
değilse o yemeğin ana malzemesi - azıcık da muhakeme yeteneğiniz
iyiyse, çeşitli çözümler üretebilirsiniz. Ben şöyle düşünüyorum,
sucuk hakikaten pahalı. Maalesef Türkiye'de pahalı. Ya da işte,
pastırma. Pahalı. Belki onun için bir tepki görmüştür..
"Hep şunu düşünürüm, insanlar ebleh
değil..."
Bundan sonraki projeleriniz nelerdir?.
Yeni açılacak bir TV kanalına bir yarışma programı sunuyoruz
sevgili Deniz Arcak'la. Pilot bölümünü çektik, çok eğlenceli
bir program olacak....
|