Istanbul - Röportaj - Toprak Sergen
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Ramazan Özel
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
<..1



1 2 3

Özel hayatım bana ait olmalı..
Ben Toprak Sergen olarak ayrı biriyim. Toprak olarak ayrıyım ve meslek hayatımda her zaman Toprak'ı gizli tutmaktan tarafım. Çünkü Toprak, Toprak olarak gizli olursa Toprak Sergen'in de bir kişiliği olabilir. Özel hayatımın, özellikle insanların gözü önünde olmasını istemiyorum ve saklıyorum. Bunu da herkesin gittiği yere, gazetecilerin olduğu yerlere gitmeyerek başarıyorum. Bence kendinizi ne kadar çok gösterirseniz, pop anlamda ne kadar çok ortaya çıkarsanız o kadar çabuk popüler olusunuz ama POP! olursunuz. Bir anda POP! diye iniverirsiniz. Belki altı ay, bir sene belli bir süre ünlü olursunuz, belki en zirveye de çıkarsınız. Ama ben kendimi hiçbir zaman kısa mesafe koşucusu, bir sprinter olarak görmedim. Kendimi orta mesafe ve ya uzun mesafe olarak görmek istiyorum. Böyle popüler olarak kendini ifade etme biçimi bana doğru gelmiyor, inandırıcı da gelmiyor. Bir laf vardır "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz"diye çok fazla magazinel olmaya gerek yok. Zaten onun da karşısında durarak, başka bir yaşam biçiminde bulunarak bir şeyler anlatmaya, kanıtlamaya çalışıyorum. Aslında bir tür "Galiptir, bu yolda mağlup" buna inanıyorum.

Sanki çok fazla ortada görününce, çok fazla magazinel olunca bir şeyler olunduğu sanılıyor ve ya çok etkili bir yol olduğu zannediliyor.
Bence bu, hiç bir şey demek değil. Ben o şekilde tanınmak istemem. Hayatta neler yaptığım önemli. Yani işlerim çalışmalarım önemli. neler ürettiğim ve hayatta nasıl varlık gösterdiğim önemli. Ben bu işe başlarken bu işin okulu yoktu, gerçi hala yok. Gerektiğinde yarışma programından diziye, diziden belgesele, kadın kuşağından canlı yayına ve diğer taraftan, altı kameradan tek kameraya, film kamerasından digitale, ses teknisyenliğinden çevirmenliğe kadar her şeyi yaptım. Sektörün içinde en iyisini yapabilmeniz için, her işi yapmanız gerekiyor. En azından merak edip bir tadına bakmalısınız ki ne olduğunu bilesiniz. Kendimi bu şekilde çalışmaya yönelttim diğer türlü değil. Yaşam biçimim zaten insanlara benim nasıl bir insan olduğumu anlatır, kalkıp "ben şöyle yaşıyorum aslında" , "bunu yapmamdaki amaç; şuydu" diye anlatmaya gerek yok. Bence; insanlara 5-6 yaşındaki çocuk muamelesi yapılıyor, böyle yapılmasından yana değilim. Çünkü ben, insanların algılaması gereken şeyleri algılayabileceğine inanıyorum.

Hayatta güzel olan her şeyi yaşamayı seviyorum
Benim için hobi, hayat demek. Hayatta güzel olan her şey yaşanmalı. Mesela dalgıçlık yapıyorum, iki yıldız dalgıcım ve suyu çok seviyorum. Doğayla çok içiçeyim. Çok fazla bilinmeyen, tanınmayan yerleri görmeyi ve bilinmeyen insanları tanımayı içiçe olmayı seviyorum ama yine kendimi saklayarak gibi bir ikilem de yaşıyorum. Çünkü çok fazla insanlarla içiçe olmaya başladığınız zaman kendinizi kaybediyorsunuz. Oysa ben kendinizi kendinizde tutmanız gerektiğine inanıyorum. Ancak böylece iç dengelerinizi kurabilirsiniz. Ben, ben olmaya ve içimdeki beni korumaya çalışıyorum. Yoksa benlikten çıkarım. Tabii bunlar benim iş kolumla ilgili. Çünkü bende bir tane Toprak var, bir tane Toprak Sergen var. Oynadığım bir dolu karakter var. İnsanlar o rolleri farklı yorumlarken, Toprak'ı nasıl algıladıysa onu ona göre yorumluyor ve Toprak Sergen'i farklı yorumluyor. Bu tamamen onlara kalıyor yani.


Bir sanatçı için edebiyat olmalı..
Edebiyatın hayatımda çok önemli olduğunu düşünüyorum ve okumayı çok seviyorum, eğitimin de çok önemli olduğuna inanıyorum. Zaten bunlara inanarak bunca zaman eğitim gördüm. Çok sevmeme rağmen fazla zaman ayırabildiğimi söyleyemem. Çok az zamanım oluyor. Sürekli bir şeyler üretiyorum, dolayısıyla hep üretime yönelik düşünüyorum. Belli bir birikim dönemini bitirmiş durumdayım ve artık üretim aşamasındayım. Anlatacak ve yapacak çok şey var, bizim kuşağımızın anlatacak çok şeyi var. Artık yeni bir dil oluşması gerekiyor ve bu dilin hayata geçmesi. Bunu ancak şimdi yapabiliriz. Zamanı geçirdikten sonra hiç bir şey yapamayız. Bunların dışında okul yıllarımda dramatik yazarlık dersleri almıştım. Senaryo çalışmaları yapabilecek yapıdayım. Bu yönde de çalışmalarım var ama bunların hayata geçip geçmeyeceğini bilemiyorum. Uygun bir zamanda, fırsat olduğunda belki hayata geçecekler. Yavaş yavaş bazı gelişmeler oluyor. Hep birlikte sonuçlarını göreceğiz.

Evlilik bana göre değil
Şu anda tek olarak yaşıyorum ve evlilik bana göre değil. Evlilikte eşlerin neler bekledikleri çok önemli. Bu nedenle bizim toplumumuzda farklı farklı evlilikler var. Ben Türk toplumunun evlilik anlayışını bir kalıba koyamıyorum. Bence herkes kendi yaşantısını yaşıyor ve kendi evlilik anlayışını oluşturuyor. Ama bildiğim bir şey var evlilik kesinlikle bana göre değil.

Burçlara inanmam...
Ama bazen "belki de doğrudur" diyorum. Ben bir oğlak burcuyum. 3-4 sene önce kız arkadaşıyla birlikte bir arkadaşımı gördüm. 30 saniye falan konuştuk. Yanındaki kız hemen: "A! siz Oğlaksınız" dedi. Ben de. "ben burçlara inanmam ki" dedim. Kız: "tabii inanmazsın, çünkü sen bir Oğlaksın" dedi. Ben bilmiyorum ama herkes Oğlak burcuna çok uyduğumu söylüyor. Belki de doğrudur. Sonuçta ben burcumdan memnunum. Doğumumda ilginç olan bir şey var ki, o da 1 Ocak doğumluyum ve doğduğumda bayram ezanları okunuyormuş, bu bana göre çok ilginçtir. Bir tarafta Hrıstiyanlık, bir tarafta Müslümanlık ?

:3...>
1 2 3