Istanbul - Röportaj - Toprak Sergen
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Ramazan Özel
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
<..2



1 2 3


Ben bir gece insanıyım.
Geceleri daha çok zihnim açılır ve yaratıcı olurum. Hani gündüz tipi mi, yoksa gece tipi mi derseniz, ben tam bir gece tipiyim. Yine de iş hayatının gerektirdiği şekilde sabah 09.00' da kalkıyorum ve geç saatlere kadar çalışıyorum. Üzerinde çalıştığımız iş hangi saatlerde ise, o saatlerde yine de verimli olabiliyorum. Eğer film çekiyorsam o zamanlarda kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç belli olmuyor. Bazen iki üç saat uyuyarak üç gün falan çalıştığımız oluyor. Bunların harici zamanlarda 09.00'da rutin olarak kalkarım ve çalışmaya başlarım. Ama geceyi seviyorum. Eğlence anlamında ise gece hayatını sevmiyorum.

Bir şeyler yemek, eğlenmek için çok sessiz, keşfedilmedik yerleri tercih ediyorum. Favori yerim Arka Bahçe.
Burada kendimi çok rahat hissediyorum. Dinleniyorum, deşarj oluyorum, ister oturuyorum, ister yatıyorum. Kimse gelip rahatsız etmiyor. Daha çok rahat ettiğim yerleri tercih ediyorum. Bir arkadaşımın İstiklal Caddesi'nde mekanı var "Lada". Oraya gitmeyi seviyorum. Bunların dışında Polenezköy, Poyrazköy, Riva, Ağva, Şile, Ömerli, Kıyıköy tabii ki Arnavutköy, Kuruçeşme, Hacıosman Bayırı'nın arka tarafları, Küçükçekmece'nin bazı doğa içinde yerleri var, oraları seviyorum. Daha çok doğayla içiçe olduğum yerleri tercih ediyorum. Bunların dışında dalışa gidiyorum. Eğer müzik dinleyeceksem Gode ve Cantina'yı tercih ediyorum. Herkesin gittiği, trendli yerleri ise çok fazla sevmiyorum açıkçası. Kapalı ve klostrofobik yerleri de fazla sevmiyorum. Sigara dumanı falan istemiyorum. Yani rahat olmalı, havadar olmalı. Ben nasıl yaşıyorsam öyle olmalı. Bu yerler, saatlerine, duruma göre değişiyor tabii ki. Ama genelde tercihlerim bunlar.

Tam bir doğa aşığıyım.
Doğayı ve doğadaki her şeyi seviyorum. Bütün hayvanların iyi ve güzel olanlarını seviyorum. Bir su aygırını, bir fili, bir yılanı ve bir böceği de seviyorum. Ama iyi olması koşulu ile yani bir fil, bir fil gibi olmalı. Bir su aygırı, su aygırı gibi davransın kesinlikle severim. Bir keresinde İğneada'da bir buçuk saat falan bir semender ailesine bakıp ne yapıyor bunlar diye izledik. Bir süre sonra onlar da bize alıştı. Çember çizdiler "burası bizim" dediler, Birisi öbürünün sırtına elini attı ve sanki "bu da bizim hanım oluyor" gibi duruyordu. Bir diğeri öyle ters ters bize bakıyordu. Yani samimiyeti bayağı ilerlettik. Zaten bir köpeğim var adı Su. Dört elementin birincisi ben Toprak ikincisi ise O. Bir de ateş ve hava olacak bakalım.

Tanımlamalar, genellemeler anlamsız
Hayattaki tanımlamaları anlamıyorum ve hiç bir şeyi tanımlayıp genelleyemiyorum. Ben olayları ve nesneleri ufak parçalar halinde ele almayı seviyorum. Çünkü her şeyin kendi düzeni içinde bambaşka bir durumu, düzeni var. Dolayısı ile onu görmek ve teşhis etmek lazım. Belki oyunculuktan mıdır nedir bireyciyim ve bireylere önem veriyorum. Bütünsel hareketlere inanmıyorum. Hayatın tekil yaşandığına inanıyorum. XGeneration meselesinin Türkiye'ye gelip oturduğuna ve bu nedenle herkesin tekilleştiğine, ferdileştiğine inanıyorum. Bana göre; hiç bir şey siyah, hiç bir şey beyaz değildir.

Tiyatrocuların da hayranı oluyormuş..
Biliyorsunuz Türkiye'de şarkıcıysanız çok fazla tanınırsınız ama tiyatrocu o kadar tanınmaz. Şarkıcıların kendilerini parçalayan, onlar için ağlayan fanatik hayranları vardır. Bir tiyatrocu böyle bir manzarayla fazla karşılaşmaz. Ben hayranlarımla çok daha duygu yüklü şeyler yaşayabiliyorum. Bir keresinde Ankara'da kan kanseri bir kız vardı. Bir şekilde bana ulaştı ve ben de kendisine bir mektup gönderdim. Çok sevinmiş. Tabii onu sevindirmek beni mutlu etti. İletişim kurma biçimi bana çok ilginç geldi. Mesela Urfa'ya gittimde gördüm ki, çok tuhaf bir şekilde insanlar beni tanıyorlar. Çok şaşırdım. Çünkü benim kültürümde Doğu yok. Ondan sonra biraz daha güç kuvvet geldi bana. Bütün bunları gördükçe gurur duyuyorum ve beni takip eden çok geniş bir kitle olduğunu biliyorum. Bu gerçekten gurur verici demek ki benim gibi düşünenler de var. Yani yeni, çağdaş, farklı ve kendini daha başka türlü ifade eden, bireyci insanların olduğunu göstermeye çalışıyorum zaten. Bunlarında görülüyor olması çok güzel bir şey. Çünkü onları da temsil ediyorsunuz.

Toprak Sergen'e teşekkürler ...
1 2 3