Istanbul - Altın Boynuz ( Golden Horn )
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Bulutsuzluk Özlemi
Mario Levi
Sunay Akın
Sultana
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
Altın Boynuz
( Golden Horn )


Altın Boynuz ( Golden Horn ) isminin doğuşu ile ilgili olarak sayısız efsaneye inanılır. Kimilerine göre boynuza benzeyen bu içsuyun
güneş ışınları altında altın gibi parlamasıdır ona verilen bu ismin esbab-ı mucibesi...


En bildik efsane şöyledir : Argos Kralı İnakos'un kızı Io ile Tanrılar tanrısı Zeus arasında yasak bir aşk yaşanmaktadır. Zeus'un karısı
( aynı zamanda kızkardeşi ) Hera bu durum karşısında büyük bir kıskançlığa kapılır. Zeus karısının öfkesinden korumak için sevgilisi Io'yu beyaz bir inek haline dönüştürür. ( Bu efsanenin Istanbul Bogazı'na bağlı bir versiyonu batıda çok rağbet görmüştür. Eski Grekçede Bosphorosus ( Bugünkü Ingilizcedeki Bosphorus ) "İnek Geçidi" anlamındadır. Zeus'un sevgilisi Io'yu bir inek haline dönüştürdüğünü öğrenen Hera ineğe bir at sineği musallat eder. İnek deli gibi koşmaya başlar. Kıtaları aşar. At sineğinden bir türlü başını kurtaramayan inek, başını salladıkça boynuzuyla kara parçalarında derin yarıklar oluşturur. İşte efsaneye göre bu yarıklardan biri de Altın Boynuz'dur. Io daha sonra Zeus ile olan ilişkisinden Keroessa adında bir kız çocuğu doğuracaktır. Keroessa ise deniz tanrısı Poseidon ile sevişerek büyük Bizans'ın kurucusu Byzas'ı doğuracaktır.

Gerçek dünyaya dönecek olursak : Tarihi Yarımada ile Beyoğlu (Pera) yakasını birbirinden ayıran Haliç, tarihi, kültürel ve fiziki yapısıyla İstanbul'un en güzel bölgelerinden biri olarak karşımıza çıkar. Boğaz'ın güneyinden batısına doğru uzanan boynuz şeklindeki yapısından dolayı ilkçağda Khrysokeras yani Altın Boynuz olarak anılmıştır. Avrupalılar'ın "Golden Horn" olarak bildikleri Haliç İstanbul'un kültür turizminin temel taşlarından biridir.

Haliç, günümüzden 7000 yıl kadar önce, Alibey Deresi (Kydaros) ve Kağıthane Deresi'nin (Barbyzes) birleştiği bölgelerin İstanbul Boğazı'ndan gelen deniz sularıyla birleşmesi sonucunda oluşmuştur. İstanbul'daki en erken yerleşmelerin bu bölgede, Haliç kıyılarında ve bunun ucundaki Alibey ve Kağıthane derelerinin vadilerinde veya bunlara hakim tepelerde kurulduğu tahmin edilmektedir.

Boğaziçi'nin tabii bir uzantısı olan bu sakin deniz parçası, çevresinde yaşayan insanlara güvenilir bir liman sağlamaktaydı. Haliç sakinleri bölgenin etrafındaki verimli topraklardan gelen ürünler kadar, balıkçılık imkanlarından ve bu emniyetli limanın desteklediği deniz ticaretinden de çok geniş ölçüde faydalanıyorlardı.

Haliç kıyılarında birçok medeniyetin, farklı kültürlerin izlerini görmek mümkündür. Kıyısındaki semtlerde en çok Bizans ve Osmanlı izleri bulunur. Şehrin Rum nüfusunun önemli bir kısmının yanısıra, İspanya'dan gelen Yahudiler, Türkler, Ermeniler Haliç'i mesken edinmişler dolayısıyla kendi kültürlerini Haliç'e aktarmışlardır.

Bizans'ın ünlü hazine dolu gemisi Haliç'te midir bilinmez ama kıyılarda yer alan Bizans dönemi kalıntıları İstanbul'un kültür zenginliği açısından çok önemlidir. Bizans sarayları, surları, mahzenleri kapıları, Osmanlı'nın köşkleri, kasırları, imarethaneleri ve hamamlarının yanı sıra, birçok ulus ve inançtan insanın barındığı tarihi evleri, üç büyük dinin ibadethaneleri hala bu kıyılarda görülebilir.