|
Molla
Zeyrek Camii olarak bilinen Pantokrator bugüne kalabilmiş
önemli Bizans kiliselerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed
zamanında camiiye dönüştürülen bu yapının tarihi 12.yüzyılın
ilk çeyreğine dek uzanıyor. Günümüzde oldukça perişan
haldeki kilise aslında üç kilisenin bir araya gelmesinden
oluşuyor.
Üç kilise bir arada, İstanbul'da, Ayasofya'dan
sonra, ayakta kalan en büyük kiliseyi oluşturur. Kompleksi
ve ilk inşa edilen güneydeki Pantokrator'u, II. Komnenos'un
karısı İmparatoriçe Eirene yaptırdı. Eirene'nin ölümünden
sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya
karar verdi ve Pantokrator kilisesinin birkaç adım kuzeyinde
Meryem'e adadığı bir kilise daha inşa ettirdi.

Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca,
İmparator Komnenos bunları birleştirmeye karar verdi
ve aralarına, bu üçlünün en küçüğü olan üçüncü şapeli
yaptırdı. İoannis Komnenos, bina tamamlandıktan sonra,
bir de son narteks yaptırmıştır. Bu, herhalde, kilisenin
cephesi boyunca uzanıyordu, ama şimdi tuhaf bir biçimde
binanın ortasında kalıyor. Kiliseye buradan giriyoruz;
kuzeydeki ve güneydeki kiliselerin narteksleri ortadaki
şapelin de önünü kapayarak, ortada buluşuyor. Güneydeki
kilisenin üç apsisi var. Eski sütunların yerine Osmanlı
döneminde payeler konmuş.Yunan haçı planı açıkça belli.
Mermer döşeme ve duvar kaplamalarının çoğu duruyor.
Ortadaki
şapel aynı zamanda Komnenoslar'ın aile mezarı olmak
üzere tasarlanmıştı. Burada mezarın yeri hala görünür
durumdadır. Orta şapel küçük olduğu için onun yan nefleri
yoktur, apsisi de tektir. Buna karşılık biri kilisedeki
en büyük kubbe olmak üzere, iki kubbesi vardır. Kuzeydeki
şapelde de eski sütunların yerini payeler almış, iç
süsleme ise tamamen ortadan kalkmıştır. Üç kilise birleştirilince
arada duvarlar yer yer yıkılarak tek bir mekan elde
edilmiştir. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş
olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami
olarak kullanılıyor. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un
fethinden sonra, kendi camiini ve külliyesini yaptırıncaya
kadar, Pantokrator'un ayakta kalmış binalarını medreseye
çevirdi; başına da, o dönemin önemli bilginlerinden
Zeyrek Mehmed Efendi'yi getirdi. Bu nedenle bu yapı
ve içinde yer aldığı semt 'Zeyrek' olarak adlandırılır.
 |
 |
|