Ana Sayfa | Turlar | Oteller | Mavi Yolculuk | Uçak Biletleri | Oto Kiralama | Boğaz Tekneleri
H İ N D İ S T A N


MURAT ÖZSOY
VENEDİK
ROMA
NEW YORK
HİNDİSTAN
Adriyatik Kraliçesi Venedik
Roma
New York
Hindistan

HİNDİSTAN

   
  Delhi-Agra-Jaipur adlı üç sıcacık kentin oluşturduğu "altın üçgen"deyiz. Tam bir kültür bombardımanına uğruyoruz bu altın üçgende. Gördüğümüz her şey bize o denli ilginç geliyor ki yolda başımızı ne yana çevireceğimizi şaşırmış gibiyiz. Pinpon seyreden insanlara benzedik, durmaksızın bir o yana, bir bu yana bakmaktan... Hindistan'da 1652 dil konuşulduğunu ve bunların da 15'inin resmi dil olarak kabul edildiğini duyuyoruz. Şaşkınlığımız iyice artıyor…

Böcek kaçar diye!..

Hindistan gerçekten çok ilginç bir ülke...
Gazetelere verilen evlenme ilânlarına bir göz atıvermek bile yeterli olabilir bu ilginçliğin ne düzeylerde seyrettiğini kavrayabilmek için: "Şu kastın evlenme yaşına gelmiş olan kız ve erkekleri şu kapalı salonda, şu gün toplansınlar".

Dört ana kastın bölünmüş olduğu yaklaşık üç bin alt-kasttan birinin, evlilik çağına gelmiş binlerce üyesi bu gazete ilânıyla birlikte bir kapalı salonda toplaşıp birbirlerinin dest-i izdivacına talip oluveriyorlar.
Sihizm, Hinduların işte bu kast sistemine bir tepki olarak ortaya çıkmış ve bundan beş asır önce Hinduizm ve İslam dinlerinin en iyi özelliklerini bir araya getirme fikrinden doğmuş.
Sihlerde kast yok, dul kadınların yakılması, içki ve tütün kullanılması ise kesinlikle yasak. Sihler makas ve jilet kullanmıyorlar, sakallarını örüyorlar, saçlarını da kesmiyorlar.
Sokakta yürürken ağızlarını bir bezle kapatan insanlara rastlıyoruz zaman zaman. Bunların Jainler olduğunu öğreniyoruz.
Budizme çok benzeyen bu dinin taraftarları yaşayan canlılara zarar vermekten müthiş korkuyor ve kesinlikle et yemiyor. Hatta bazı keşişler kazara bir böcek kaçar korkusuyla ağızlarını sürekli bir parça bezle kapatıyorlar. Bunların içinde, maddi şeylere değer vermemenin bir belirtisi olarak çıplak gezenlere de rastlanıyor.


Delhi'de "açık çamaşırhane"

İlk durağımız Delhi.
Bir zamanlar "İngiliz tacındaki elmas" olarak adlandırılan Delhi, bugün dünyanın en kalabalık demokrasisine başkentlik ediyor.

Kentin her yerinde kollektif bir çamaşır yıkama ve kurutma harekâtı gözümüze çarpıyor. Meydanlarda, parkların çevresindeki demir parmaklıklarda dur durak demeksizin, yıkanmış çamaşırlar kurutuluyor.

İnsanlar o kadar beyaz giyiyorlar ki doğal karşılamak gerek herhalde bu "açık çamaşırhane" görünümündeki kenti.
Kentin her yanı yemyeşil. Oyuncakmış izlenimi veren üstü sarı, dışı siyah mini mini sevimli taksiler dolaşıyor yollarda.

Büyük caddelerden birine K.Atatürk adının verilmiş olması dikkatimizi çekiyor. Bir zamanlar Hint-Türk imparatorlarının fil sırtında gezindikleri Delhi sokaklarında şimdi binlerce motosiklet inanılmayacak gürültüler çıkararak fır dönüyor.

Dört kişilik bir ailenin motosiklet yolculuğunu izliyoruz merakla. O denli rahat ve sereserpe oturmuşlar ki sanki limozinde gidiyor gibiler!

Kuş Hastanesi

İlkin, sokaklardaki insan seline bakıp bakıp, "Delhi, Hindistan'ın en kalabalık kenti olsa gerek!.." diye düşünmüştüm.
Oysa Delhi, nüfus yoğunluğunda ancak üçüncü geliyormuş. Bunu öğrendikten sonra diğer iki kentin caddelerini düşünmek bile istemiyor insan!
Ülkede, sokakta yatanların sayısı inanılmayacak boyutlara ulaşmış. Ancak, tüm yoksulluğa karşın, hırsızlık ender görülen olaylardan Hindistan'da.
Sokaklardaki sefalet görüntüleri yanısıra sadece kuşlar için yapılmış bir hastane de bulunuyor Delhi'de.
Kuş Hastanesi'nin hemen yanında bu hastaneyi kuran dini tarikatın mabedini görüyoruz. Hastanede onbinlerce kuş ameliyat ediliyor, tedavi görüyor. Kuşlara süper ihtimam gösterilirken bu hastanenin bahçesine giren meraklı çocukları ise bakıcı sopayla kovalıyor! Ne mutlu Hintli kuşlara! Darısı da tüm insanların ve diğer hayvanların başına!..
Yeşil sahalarda kriket oynayan insanlar görüyoruz sürekli. Caddeler inanılmayacak derecede hareketli ve her şey doğal seyri içinde akıp gidiyor sanki.
Ve öylesine doğal karşılanıyor ki her şey, yolun kenarına motosikletini park edip ana caddeyi genel tuvalet gibi kullanan insanlar bizim dışımızda kimsenin ilgisini çekmiyor. Süper lüks apartmanların hemen dibinde, naylon torbalardan yapılmış birkaç metrekarelik mezar gibi evlerin önünde çaresiz görünümlü insanlar görüyoruz zaman zaman.
Her yerde karşımıza çıkan ve son derece özenle yapılmış dev boyutlardaki yağlıboya sinema afişleri ise bu ülkede sinema endüstrisinin gücünü kanıtlıyor sanki.
Zaman zaman, Hintlilerin doğuştan birer profesyonel fotomodel olduğunu düşünüyorum...
Minicik çocuklar, ya da yaşlı amcalar fotoğraflarının çekildiğini anladıkları zaman inanılmayacak kadar ustaca poz veriyorlar.
Sonra da "fotorupi, fotorupi" diye fotoğraf çekenin peşinden koşturup Hint parası rupilerden istiyorlar.
Çocuklardan birine verince de bunu gören diğerleri akın akın "fotorupi" diye diye geliyorlar. Yılan oynatan adamın uzaktan fotoğrafını çekiyoruz "rupi, rupi" diye işaret ediyor ta oradan!..

 



Devam

"Makaleler" bölümüne sizde katkıda bulunmak isterseniz, lütfen " travel@bigglook.com adresine e-mail gönderiniz.