|
Etkileyici
sinematografik anlatımıyla hem korku sinemasının hem de
film noir akımının öncüsü olarak kabul edilen “ Dr. Caligari’nin
Muayenehanesi ” ( Das Kabinett des Doktor Caligari ), kurgu
ve kamera olanaklarının primitif düzeyde kullanıldığı sessiz
sinema dönemine ait bir baş yapıttır.
Alman Dışavurumcu sanat akımını sinemada ilk ve en etkin
biçimde kullanan ve böylelikle sinemada “ Caligarism ” akımının
öncülüğünü yapan film, dramatik ışık kullanımı, abartılı
sahne tasarımları ve stilize edilmiş oyunculukları ile I.
Dünya Savaşı sonrası Weimar Almanyasının toplumsal psikolojisini,
oldukça çarpıcı bir şekilde ekrana yansıtıyor.
Daha sonraki yıllarda, pek çok tartışma ve yorumunun gündeme
gelmesine neden olan “ Dr. Caligari’nin Muayenehanesi ”,
başta Siegfried Kracauer olmak üzere birçok film kuramcısı
tarafından, sahip olduğu ‘boş estetik formalizm’ ile Alman
seyircisini, var olan toplumsal ve politik gerçeklikten
uzaklaştırdığı ve böylece Nazizmin doğmasına katkıda bulunduğu
gerekçesiyle eleştirildi.
Alman
yönetmen Robert Wiene tarafından 1919 yılında çekilen 69
dakikalık film, küçük bir Alman kasabası olan Holstenwall’da
işlenen esrarengiz seri cinayetleri konu alıyor. Francis
( Friedrich Fehler ) adlı genç bir adamın ağzından anlatılan
hikaye, Francis’in, yakın arkadaşı Alan ( Hans Heinrich
) ve her ikisinin de aşık olduğu Jane ( Lil Dagover ) ile
birlikte gezici bir panayırı ziyaret etmesiyle başlıyor.
Francis ile Alan, Dr. Caligari ( Werner Kraus ) adlı gizemli
bir adamın ilginç gösterisine katılırlar. Dr. Caligari,
gösterisinde, yıllardır uykuda olan Ceasar ( Conrad Veidt
) adlı bir uyurgezerin geleceği bildiğini iddia etmektedir.
Bu durumu merak eden Alan, Ceasar’dan geleceğini söylemesini
ister. Ceasar da, Alan’ın şafak vaktine kadar ölmüş olacağını
söyler.
Nitekim, Alan, gece yarısı kimliği belirsiz bir kişi tarafından
öldürülür. Bütün şüpheler, Dr. Caligari ve uyurgezer Ceasar
üzerinde yoğunlaşır. Fakat bu sırada, katil olduğu varsayılan
başka bir adam kasaba halkı tarafından yakalanır. Diğer
tarafta ise, Ceasar, Jane’i kaçırır.
İşin peşini bırakmayan Francis, Dr. Caligari’nin, Ceasar’ı
kullanarak insanları öldüren çılgın bir doktor olduğunu
keşfeder. Dr. Caligari’yi hastanesine kadar takip eden Francis,
onu, hastane doktorlarına yakalatır. Fakat daha sonra, bütün
bu olup bitenlerin, aslında, aynı hastanede tedavi gören
akıl hastası Francis’in hayal ürünü olduğu anlaşılır. Ceasar
ile Jane de, aynı hastanede yatmakta olan iki akıl hastasıdır.
Fritz
Lang ve W.H.Murnau’nun başını çektiği 1920’lerin olgun Alman
sinemasının öncesine damgasını vuran dışavurumcu çizginin
en önemli temsilcisi olan “ Dr. Caligari’nin Muayenehanesi
”, gerek içerdiği siyasal eleştiri gerekse de sinemaya getirdiği
farklı görsel anlayışıyla dikkat çekti.
Film, kullandığı estetik dil itibariyle, I.Dünya Savaşı
sonrasında Almanya’da baş gösteren ekonomik ve toplumsal
bunalımların neticesinde oluşan ‘ruhsal çöküntü’ atmosferini
etkili bir biçimde gözler önüne sererek, bir anlamda 1933-1945
yılları arasında daha da etkili hale gelecek olan Nazizimin
habercisi oldu.
Senaryosunu Carl Mayer ve Hans Janowitz’in yazdığı film,
Dr. Caligari ve onun esiri Ceasar karakterleri aracalığıyla,
bir yöneticinin etkisi altında yıkıcı ve yok edici hale
getirilen insan temasına değinerek, otoriteye karşı ciddi
bir eleştiri getirdi. Her ne kadar Siegfried Kracauer gibi
film kuramcıları, yönetmen Robert Wiene’nin elinden çıkan
filmin, Nazizmi olumlayıcı nitelikte olduğunu iddia etse
de, konformizm ve ilkel otoritenin akıla egemen olması eleştirisi,
filmin bütünlüğüne hakim göründü.
Sinema tarihide yaratılan ve uluslararası nitelik kazanmış
ilk karakter olan Caligari’yi sinemaya kazandıran film,
zalimliği ve endişeyi ruh halinde barındıran Dr. Caligari
karakteriyle, daha o yıllarda, Nazi dönemi bilim adamı portresini
başarıyla ortaya koydu.
Dekor tasarımları Hermann Warm tarafından gerçekleştirilen
film, içerdiği estetik dil itibariyle, “Film görüntüsü grafiğe
dönüşmelidir.” anlayışını yansıtıyordu. Işığın ve gölgenin
dramatik bir anlatım aracı olarak kullanıldığı filmde, eğri
ve köşeli dekorlar, keskin geometrik figürler, karakterlerin
psikolojisini ortaya seren grotesk performanslar ve abartılı
makyaj aracılığıyla, geçmişin ve otoritenin korkusu altında
ezilen insanların psikolojisine hakim olan kaos ve paranoya
dışavuruluyordu.
Yarattığı fantastik ve ürkütücü dünya ile bugün bile unutulmayan
filmler arasındaki yerini koruyan “ Dr. Caligari’nin Muayenehanesi
” filminden yola çıkan Fransız sinema eleştirmenleri, psikolojik
olguları işleyen filmleri ve dışavurumcu akımı tanımlamak
üzere “ Caligarism ” terimini kullanmaya başladılar.
Filmin
bir diğer ilginç özelliği ise, her ne kadar, anlatılanların
Francis’in hayal ürünü olduğu gösterilse de, son sahnenin,
gerçek doktorun Dr. Caligari’yi andıran yüz ifadesiyle bitmesiydi.
Böylelikle seyirciyi gerçek konusunda şüphede bırakan film,
nesnel gerçeklik ile düş arasındaki net çizginin bir yanılsamadan
ibaret olduğunu vurguladı.
Filmin elde ettiği başarının Robert Wiene’den ziyade, Alman
sinemasının gelişiminde önemli rolleri olan senarist Carl
Mayer ile dekor tasarımcısı Hermann Warm’a ait olduğunu
söylemek mümkün. Nitekim, daha sonra “ Dahi ” ( Genuine,
1920 ), “ Kraliçe Isabeau’nn Gecesi ” ( Die Nacht der Königin
Isabeau, 1920 ) ve “ Rasholnikoff ” ( 1923 ) gibi filmlere
imza atan Wiene, “ Dr. Caligari’nin Muayenehanesi ”nin başarısını
ikinci kez tekrarlayamadı.
|