|
Tekrar çal, Sam!..
II.
Dünya Savaşı'nın ilk zamanları... Çek direniş örgütünün
lideri Victor Lazlow, Alman konsantrasyon kampından kaçarak
Casablanca'ya gelir. Amacı yakalanmadan Lizbon'a, oradan
da Amerika'ya iltica etmektir. Fakat bütün umutları, şans
eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan
Rick'e bağlanmıştır. Rick, kaçış için gerekli olan pasaportlara
sahip tek kişidir.
Öte
yandan Rick'in, Victor'un yakalanması ya da ölmesi için
önemli bir nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa, Rick'in
bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin
derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.
Yönetmenliğini Michael Curtiz'in üstlendiği "Casablanca",
hiç şüphesiz, Hollywood klasikleri içerisinde çok önemli
bir yere sahip. Filmi, Hollywood'un sıradan stüdyo yapımlarından
ayıran, yalnızca etkileyici bir aşk öyküsüne sahip olması
değil elbet.
II.
Dünya Savaşı'nın karanlık atmosferi içerisinde geçen film,
bir yandan mutlu aşk hikayelerinin, bu çılgın ve acımasız
dünya içerisinde inandırıcılığını yitirdiğini vurgularken,
öte yandan da baş kahraman Rick'in maruz kaldığı metamorfoz
aracılığıyla, Amerika'nın II. Dünya Savaşı öncesi sergilediği
izolasyonist ulusal politikanın savaşla birlikte değişmesine
gönderme yapıyor.
Tabii filmi unutulmaz kılan faktörlerden biri de, filmin
geçtiği yıllarda özellikle Avrupa'da çok etkili olan Amerikan
caz müziğinin unutulmaz isimlerinden Dooley Wilson'ın Sam
karakteriyle seslendirdiği, you must remember this / a kiss
is just a kiss / a sigh is still a sigh diye başlayan "As
Time Goes By" şarkısı olsa gerek.
Humphrey
Bogart, Ingrid Bergman, Claude Rains ve Paul Henreid gibi
dönemin usta oyuncularının başrol oynadığı "Casablanca",
gösterime girdiği 1943 yılında En İyi Film, En İyi Yönetmen
( Curtiz ), En İyi Senaryo dallarında Akademi ödülünün sahibi
oldu. Murray Burnett'in "Everybody Comed to Rick's"
adlı yayınlanmamış oyununu 20.000 dolar gibi çok yüksek
bir rakamla satın alan Warner Bros şirketi tarafından 1942
yılında gerçekleştirilen filmin belki de en ilginç özelliği,
senaryosunun sürekli yeniden yazılmış olması.
Hatta bir tanesinde, hikaye, Victor'un havaalanında vurulması
ve birlikte kaçan Rick ile Ilsa'nın evlenmesiyle son buluyor.
Filmde hayatının ne şekilde gelişeceği konusunda pasif bir
görünüm arz eden Ilsa karakterini canlandıran Bergman da,
filmin sonunda hangi erkeğe varacağını ancak çekimler başladıktan
bir süre sonra öğrenebilmiş. Filmin son sahnesinde, Rick
ile komiser Louis arasında geçen "Louis, bu güzel bir
arkadaşlığın başlangıcı olabilir" repliği ise filme,
çekimler tamamlandıktan sonra eklenmiş.
"Casablanca" ile ilgili önemli anketotlar arasında,
filmin - her ne kadar tam olarak böyle bir replik filmde
yer almasa da - "Tekrar Çal Sam" sözüyle anılıyor
olması. Tabii bunda, 1972 yılında Woody Allen'ın "Play
it again, Sam" ( Tekrar Çal, Sam ) adlı bir filmle,
"Casablanca"ya gönderme yapmış olmasının önemli
bir payı var. Tüm zamanların en çok beğenilen filmlerinin
tekrarının ya da devamının çekilmesi Hollywood'un vazgeçilmez
kurallarından biridir.
Nitekim, 1990 yılında çekilen "Havana" adlı filmle
Rick ile Ilsa'nın umutsuz aşkı tekrar beyaz perdeye getirilmişti.
Başrollerinde Robert Redford ile Lena Olin'in yer aldığı
filmin gerek seyircilerden gerekse de eleştirmenlerden kırık
not olmasının sebebi ise, filmdeki ana karakterlerin trajik
bir hikayenin kahramanlarından ziyade kör aşıklar olarak
sunulmasıydı.
Filmin devamı niteliğindeki "Casablanca II: Brazzaville!"
de, benzer bir tepkiyle karşılaştı. Yönetmenliğini Renny
Harlin'in üstlendiği ve Bruce Willis'in Rick'i ve Isabella
Rossellini'nin de Ilsa'yı canlandırdığı film, Rob Schneider,
Robin Williams, Gerard Depardieu, Marlon Brando, Steven
Seagal, Antonio Banderas ve Wesley Snipes gibi ünlü oyunculara
ve de Madonna'nın seslendirdiği "I'll Cross the Jungle"
şarkısına rağmen fazla ilgi görmedi.
Gizli
ajanların, vatan hainlerinin, Nazi askerlerinin ve de Fransız
direniş örgütü üyelerinin kol gezdiği Fas'ın Kazablanka
şehrinde geçen hikayenin geliştiği sıralarda, Paris'in Alman
orduları tarafından işgal edildiğini, Fransızların Charles
de Gaulle'nin liderliğinde direniş gösterdiğini ve Amerika'nın
I. Dünya Savaşı sonrası izlediği dışa kapalı politikasını
göz önüne alırsak, yaşanan umutsuz aşkın sıradan bir aşktan
ibaret olmadığını daha iyi anlayabiliriz.
|