|
Oldukça
karmaşık ve belirsiz bir atmosfer içerisinde, sonlarının ne olacağını kestiremeyen
karakterlerin hiçbiri, yalan söylemeleri ve hatta adam öldürmelerine rağmen, iyi
ve kötü gibi kesin tanımlar içerisine sokulmuyor. Koşulların getirdiği şekilde
davranmak durumunda kalan, önceleri idealist bir direnişçiyken, sevgili Ilsa'nın
kendisini terk etmesi üzerine, çevresinde olup bitenlere kayıtsız kalan Rick'in,
Ilsa'yı kaybetme pahasına Victor'u kurtarması, bir anlamda Amerika'nın son anda
savaşa müdahale etmesini çağrıştırıyor.
Tabii bu çağrışım yapımcılar tarafından oldukça bilinçli bir şekilde yapılıyor.
Nitekim Avrupa ile Amerika'nın dostluğuyla birlikte güçlenen batı demokrasisinin
devam etmesi umudunu simgeleyen "Louis, bu güzel bir arkadaşlığın başlangıcı
olabilir." sözü filme sonradan ekleniyor.
Filmin arka planına baktığımızda, Hollywood'un o dönemdeki en yetenekli ve renkli
yönetmeni olan Michael Curtiz'in Yahudi olması hemen dikkati çekiyor. Oldukça
ilginç ve serüvenli bir hayatı olan Macaristan doğumlu Curtiz, yeni Komünist hükümetin
film sanayini devletleştirdiği 1919 yılına kadar Macaristan sinemasında başarılı
yapımlara imza atıyor.
Ardından İsveç, Fransa, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde yaşayan yönetmen,
1926 yılında Warner Bros tarafından satın alınarak Hollywood'a demir atıyor. Aslında
"satın almak" fiili burada önemli bir yer teşkil ediyor. Nitekim o dönemde
kuralları köleciliği andıran Hollywood'da, Bogart ve Bergman gibi pek çok oyuncu
Warner Bros gibi şirketlerin malıydı.
Mesela aslında MGM'nin "malı" olan Ingrid Bergman, "Casablanca"
filmi için 25.000 dolar karşılığında Warner Bros'a veriliyor ve daha sonra aynı
para karşılığında şirketi tarafından geri alınıyor. Curtiz'in Hollywood'da imza
attığı önemli yapımlar arasında, "Captain Blood" ( 1935 ), "The
Adventures of Robin Hood" ( 1938 ), "Angels With Dirty Faces" (
1938 ), "Night and Day" ( 1946 ), "Life With Father" ( 1947
), "White Christmas" ( 1954 ) ve John Wayne'i unutulmaz yapan "The
Comancheros" gibi filmler yer alıyor.
Sinema kariyeri boyunca 75 filme imza atan Humphrey Bogart'ın, ününü katı yürekli
ve kötü adam rollerine borçlu olmasına rağmen, çıkışını "Casablanca"
ile yapması ilginç bir diğer nokta. Daha önce "High Sierra" ( 1941 )
ve "The Maltese Falcon" ( 1941 ) adlı filmlerle Hollywood'da iyi bir
yer edinen Bogart, Rick karakterini canlandırmak için Ronald Reagan ve George
Raft gibi isimlerle son ana kadar yarışmış.
Stockholm
doğumlu Ingrid Bergman ise, her ne kadar "Intermezzo: A Love Story"
( 1939 ) filmiyle Amerikalıların gönlünde taht kursa da, Hollywood'a mesafeyle
yaklaşmayı tercih etti. İsveç ile Amerika arasında mekik dokuyan kadın oyuncunun,
şöhretin kapısını "Casablanca" gibi Hollywood'un en gözde filmiyle yakalaması
ise işin çelişkili tarafı.
As Time Goes By
You must remember this
A kiss is just a kiss
A sigh is still a sigh.
The fundamental things apply as time goes by.
And when the lowers woo
They still say "I love you"
On that you can rely.
No matter what the future brings as time goes by.
Moonlight and love songs never out of date.
Hearts full of passion, jealousy and hate.
Woman loves man, and man must have his mate
That no one can deny.
It's still the same old story
A fight for love and glory
A case of do or die
The world will always welcome lovers as time goes by.
|