|
Türk tiyatrosunun " ters " adamı
Coşkun Büktel, Türk sineması için senaryo yazıyor...
Türk
Tiyatrosu’nun sivri dilli yazar ve eleştirmeni Coşkun
Büktel’in adı bugünlerde sinema dünyasında da sıkça telaffuz
ediliyor. Hamdi Mümkün ” isimli senaryosu hayata geçirilebilirse
Büktel sinema dünyasından politikaya bir çok kişinin dikkatini
bir kez daha üzerine çekecek. Bu filminde Hamdi Alkan ve Atıf
Yılmaz gibi ünlülerle çalışmayı düşünen Büktel senaryosuna yapımcı
bulma telaşının arasında bize de zaman ayırdı.
“Hamdi
Mümkün”de espriler kestane fişekleri gibi ard arda patlayacak...
Tiyatro camiası tarafından tanınıyor olmakla birlikte sinemacılar
tarafından fazla tanınmıyorsunuz. Bize kendinizi anlatır mısınız
biraz?
Tiyatro camiasında, tanıyanların nefret ettiği bir yazar olduğum
söylenebilir... Eleştiri yazılarım yüzünden bu nefret ve aforoz...
Eleştirilerimden zarar gören çok insan var. Onlar ve yakınları bana
karşılar; çünkü isim vererek ve lafımı esirgemeden yazdım eleştirilerimi
hep.
Şu anda telif ve çeviri beş kitabı yayınlanmış (“Theope”; “Türk
Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”; “Shakespeare’siz Herifler”; “Eleştiren
Oyunlar”; “Tilki”) bir adamım; altıncı kitabım (“Yönetmen Tiyatrosuna
Karşı”) Kaknüs Yayınları tarafından Ekim’de yayınlanacak; “Theope”
adlı ilk oyunum, hem İstanbul Şehir Tiyatrosu’nca ve tiyatronun
en büyük sahnesinde (Harbiye), hem de Kıbrıs’ta Lefkoşa Şehir Tiyatrosu’nca
sahnelendi. “Shakespeare’siz Herifler” adlı oyunum ise, Üniversite
tiyatrolarınca sahneleniyor ve en zor beğenen üniversitelilerce
ayakta ve dakikalarca tempo tutarak alkışlanıyor.
Ama yine de, tiyatro çevresinde su başlarını tutmuş olan esnaflar,
eleştirilerim yüzünden, benden nefret ediyor ve beni yazar bile
saymıyormuş gibi bir tavır takınıyorlar.
“Hamdi
Mümkün” sinema için ilk çalışmanız mı?
Bugüne dek sinema için tasarladığım projelerin hiçbiri gerçekleşmedi.
Ben daha çok tiyatro ve TV için yazan bir yazarım. Sinema için şu
an iki projem var: Birincisi, bir jigolonun hikayesini anlatan eğlenceli
bir gişe filmi projesidir... Adı herhalde “Jigolo” olacak. İkincisi
de “Hamdi Mümkün”...
Projem gerçekleşirse, “Hamdi Mümkün” yalnızca bir iş filmi değil,
sanat filmi de olacak... Oldukça derin bir konuyu işleyen, Hristiyan
ve Batı kültürüne felsefi göndermelerde bulunan ama yine de oldukça
eğlenceli bir film... Espriler kestane fişekleri gibi ard arda patlayacak.
Senaryoyu
özetleyebilir misiniz bize?
Senaryo, henüz 16 sayfalık bir tretman halinde şu an. İsteyen herkes
Bigglook’ta bu 16 sayfalık “Hamdi Mümkün”
metnini okuyabileceği için, burada ayrıca bir özet yapmayı pek gerekli
bulmuyorum.
“
Ahmet Altan’ın kitabını
okumaya niyetim yok.”
“Hamdi Mümkün”ün Abdülhamid tarafından bir buz odasına kapatılması
ve 90 yıl sonra donmuş halde bulunarak hayata geri döndürülmesi,
Shakespeare’de çalar saat çıkması gibi anakronik bir durum mu?
Anakronik olabilir, umurumda değil bu. Ben gerçekçi bir film yapıyorum;
ama natüralist anlamda gerçekçi değil... Buza yatırılmış bir adamın
90 yıl sonra dirilmesi; ve 90 yıl önce keşfettiğinde Abdülhamid
tarafından dondurulmasına sebep olan “yalan ilacını”, 90 yıl sonra
yeniden üretmesi; natüralist bir hikaye olmayabilir. Evet, bu, fantastik
bir hikayedir. Ama ben bu fantastik hikayeyi, sırf fantezi olsun
diye anlatmıyorum.
Bu fantastik hikaye, benim çok önemli toplumsal ve ahlaksal bir
gerçeği görünür hale getirmemi sağlıyor. O anlamda, tamamen gerçekçi
bir hikayedir; oldukça sert bir toplumsal eleştiri içerir “Hamdi
Mümkün”.
Yani fantezi, benim için, gerçeğin hizmetinde bir araçtır. Ben gerçeği
fantastik ve eğlenceli bir hikayenin aracılığıyla anlatıyorum. Bu
fanteziyi oldukça gerçekçi karakterlerle, oldukça gerçekçi bir toplumsal
ve tarihi zemine oturtuyorum. Gerçekçi bir eleştiri getiren, gerçek
dışı bir hikaye anlatıyorum...
Yani Ahmet
Altan’ın hikayesi gibi değil?
Ahmet Altan’ın hikayesini bilmiyorum, 31 Mart’ı yazmış o da, benim
hikayem de 31 Mart döneminde geçiyor, o bakımdan Ahmet Altan akla
gelecektir mutlaka, ama ben onun kitabının duyulmasından çok önce
yazdım “Hamdi Mümkün”ü... Altan’ın kitabını da hala okumuş değilim;
niyetim de yok.
“Hamdi Mümkün”ü
hangi filme benzetebiliriz?
Çok benzemese de, hikayenin geniş bir çerçeveye yayılması açısından,
belki “Forrest Gump”a... Benim sevdiğim tarzda bir film değildir
aslında “Forrest Gump”. Çünkü episodik bir yapısı vardır, episodlardan
birini çıkarsanız da bozulmaz film. “ Vizontele” de öyledir. Benim
sevmediğim bir tarz bu.
Ben daha yoğun bir dramatik yapı kurmak isterim... Bu yoğunluk da
mekanları ve zamanı daraltmakla sağlanıyor. Yunan tragedyaları bu
yoğunluğu sağlamak için 24 saatte ve tümüyle aynı mekanda geçen
hikayeler anlatır. Müthiş bir yoğunluk sağlar bu ve benim de hoşuma
gider.
Ama anlattığım fantastik hikayenin gerekleri “Hamdi Mümkün”de bu
yoğunluğu imkansız kılıyor. Düşünün bir, adam yalan ilacı buluyor
ve insanlar bu ilacı içince doğruyu söylemek zorunda kalıyorlar;
tüm dünyayı etkileyecek dünya çapında bir olay bu.
Bir adamın doksan yıl sonra dirildiğini var sayıyoruz. Bu varsayımın
gerçekçi bir zemine oturmasını ve bu varsayımın dışında her şeyin
gerçeğe yakın olmasını istiyoruz. Gerçeğe yakın olacaksa, bu olayın
Clinton’ı ya da Çinlileri bile ilgilendirmesi gerek.
O zaman bizim hikayemiz sadece İstanbul’da geçemez, bütün dünyayı
içine alır. BBC’yi, NBC’yi, tarikatları, Abdülhamit’e hakaret edildiğini
düşünen birtakım dini çevreleri ilgilendirir; yani çok geniş bir
alana yayılır...
UFO’ların gerçek
olduğunun açıklanması gibi bir şey mi bu?
Evet! Madem ki sadece bir defa ve bir tek şeyi farz ediyoruz, ve
ondan sonra her şey hakikiymiş gibi gerçekçi olsun diyoruz; o zaman
dar bir çerçevede, çok dramatik yoğunlukta -yani benim sevdiğim
tarzda- bir film olamazdı “Hamdi Mümkün”.
Yine de, episodik bir yapıyı gerektirmesine rağmen, episodik hikayeleri
sevmeyişime rağmen, “Hamdi Mümkün”le
çok önemli şeyler söyleyebileceğimi hissettiğim için, bu hikayenin
yazmaya değer olduğuna karar verdim. Ve şimdilik 16 sayfalık bir
tretman (yani, bir özet) yazdım.
“
İsa’nın hayatına
göndermeler yapıyorum. ”
Hikayede günümüz
toplumuna sert eleştiriler var. Tiyatrodaki sivri dilliliğinizin
sinemada da süreceğinin işareti mi bu?
Evet, böyle konular başkalarının değil de benim aklıma geliyorsa,
bu durum, herhalde, tesadüfle değil, benim karakterimle ilgili olmalı.
Ama hikayede kendi hayatımı anlattığım da düşünülmemeli. Aslında
İsa’nın hayatına birtakım göndermeler yapıyorum. Filmin diğer adı
“ İkinci Geliş ”.
Bilinir ki, “ ikinci geliş ” Hristiyan kültüründe çok önemli bir
kavram. İsa’nın ikinci bir kez geleceğine inanılıyor. Buna “ The
Second Coming ” deniyor. İsa’nın kıyametten az önce ikinci kez dünyaya
geleceğine ve dünyayı yalanlardan, çirkeften, pislikten temizleyeceğine
inanıyorlar. “ Hamdi Mümkün ” de ikinci bir kez geliyor, o da dünyayı
yalandan kurtarmaya kalkıyor, ona da inanan Maria isimli bir fahişe
var... Bu tür paralellikler kurdum.
Sonra, “ Karamazof Kardeşler”e de bir gönderme yaptım: Dosteyevski,
“Karamozof Kardeşler”in sonlarına doğru, İsa’nın “ikinci gelişinde”
neler olacağını anlatmaktadır. “İkinci gelişinde”, çok dindar olan
rahipler bile kızarlar İsa’ya... geldiği için. “Niye geldin? Senin
olmaman üzerine kurulmuştu bizim sistemimiz, gelmemen gerekiyordu,
bütün umutlarımızı kırdın.” mealinde sözlerle azarlar ve kovarlar
İsa’yı.
“ İkinci gelişinde ” “ Hamdi Mümkün ” de toplum tarafından istenmeyen
adam haline gelerek, dışlanıyor, taşlanıyor, kovalanıyor. Sadece
fahişe Maria ona yakınlık gösteriyor. Taşlanarak yaralanıp yere
yıkıldığında “ Hamdi Mümkün ”ü yerden kaldıran bir fahişe oluyor.
En yenisi yüz yaşında olan bütün o eski metinlerle bütün bu paralellikleri
yalnızca ilginçlik ya da entelektüellik olsun diye değil; bugünün
toplumuna eleştiri getirmek için tasarladım.
“ Hemşo ”yu çeken arkadaşım Ömer Uğur, metni okuduğunda çok geniş
bir konu olduğunu söyleyerek eleştirdi beni. “ Dört saat sürer bu
film ” dedi. Haklıydı, ama böyle de iyi film yapılabileceğini göstermek
istiyorum. Gerçi senaryoyu yazmak zor olacak, çok geniş ve toparlanması
zor bir konu ama uğraşmaya değeceğine ve becerebileceğime inanıyorum.
“ Forest Gump ” ve “ Vizontele ”de becerilememiş olsa da... Emir
Kusturika, “ Çingeneler Zamanı ”nda becerdi bence.
Kaç dakika olacak
film?
Bence 110 dakika olmalı. Senaryoda bazı şeylerden fedakarlık
etmek gerekecek tabii bunu başarmak için. Mesela 2. Meşrutiyet dönemine
fazla yer ayıramayabilirim.
“ Politika camiası iğrenç! ”
Senaryoda
geçen, toplumun yalanlarla dolu olduğu konusunun gerçek hayatta
da geçerli olduğunu onaylıyor musunuz?
Evet, toplumu eleştiriyorum ve haksızlık etmediğimi düşünmek için
sebeplerim var. Tiyatro camiasında yaşadıklarım beni böyle düşünmeye
itti. Diğer camiaların da bundan farklı olmadığını sanıyorum. Örneğin,
politika camiası daha bile iğrenç.
Politikacılarımıza
sadece doğruları söyletecek bir ilaç içirilseydi sonuç ne olurdu
acaba?
Bu sorunun cevabı var senaryoda. Filmde olacak bunlar.
|