|
“
Kemal Sunal filmlerini hiç sevmem.”
Sizce yalan
ilacının mucidi Hamdi Mümkün ne kadar dürüst, ya da dürüst mü?
“ Hamdi Mümkün ” dürüst olabilir. Yani dürüst olmayı başarabilir.
Acılı bir adam; arkadaşı onun adını vermemek için işkenceye dayanarak
ölüyor. Böyle bir adam kirlenemez kolay kolay. Ama ona “ dürüst
adam ” diyebilmemiz için, başka artıları da olması gerekirdi.
Belki bir takım İttihatçıların birtakım dolandırıcılıklarını görmüş
olması; İttihatçıların içlerinde de menfaatçi adamların barındığını
fark etmiş olması; ve o insanlara karşı mücadele etmiş olması gerekirdi;
“ dürüst adam ” sıfatını hakkıyla kazanması için... Ama filmde oralara
girmeyeceğim, çünkü bir İttihat Terakki eleştirisi değil bu hikaye.
Derinliği olan bir komedi filmi olacak “ Hamdi Mümkün ”. Yani Kemal
Sunal komedileri gibi olmayacak. Kemal Sunal filmlerini hiç sevmem.
Hamdi ismi Hamdi
Alkan’la örtüşüyor, rol onun için özel yazılmış gibi, üstelik Alkan,
Radikal’de ben oynayacağım diye bir demeç vermiş... Doğru mu bu?
Hamdi, kahramanıma uygun bir isim. Bu hikayeyi, Hamdi Alkan’ı düşünerek
ve onun için özel yazdığım da doğru; ama yine de, parayı veren belirleyecek
filmde kimin oynayacağını. Şu ana kadar kimseden avans almadım.
Avansı veren kişi, eğer “Hamdi değil de şu adam oynayacak” derse
parayı veren kişiye hayır demem mümkün değil.
O yüzden Hamdi’ye “Avansı sen ver” dedim, Hamdi de bana avans vermeyi
kabul etti ama on milyar yerine, üç milyar avans önerdi; ben de
üç milyar için projeyi Hamdi’ye bağlamak istemedim. Çünkü o avansı
ondan alırsam, filmi başka birisi ile yapmak mümkün olsa da hayır
demek zorunda kalırım.
Atıf Yılmaz
da filmi yönetmek istediğini söylemiş?...
Evet, ama Atıf ağbi de parayı ödeyecek bir prodüktör bulamıyor.
Kriz yüzünden, herkes beklemede.
Peki Hamdi
Mümkün rolünü en iyi kim oynardı?
Hamdi fena oynamaz bence. Atıf Ağbi de Hamdi’yi uygun buluyor: Biraz
ağzını burnunu fazla oynatır, skeçler yüzünden büyük oynamaya alışmıştır,
ama ben sette olursam Hamdi’ye gerekli uyarıları yaparım. Gayet
iyi kıvıracaktır Hamdi bu işi. Ama Cem Yılmaz da çok iyi oynar,
Şener Şen, Uğur Yücel de harika oynayabilir... Yine de, ben Hamdi’nin
oynayabilmesini isterim: Biz eski dostuz.
“
Vizontele’den çok daha iyi bir film olacağına eminim.”
İçerdiği
eleştiriler sebebiyle bir engel çıkabilir mi senaryonun önüne?
Hayır, çünkü ben genellikle eleştirilerimi isim vererek yapmışımdır
yazılarımda.. Burada ise kimseye direkt olarak bir eleştiri yok...
Bu yüzden kimse üstüne alınmayacak. Herkesin hoşuna gidecek...
Politikacılarımız
pek hoşlanmayabilir belki...
Politikacılar da sevecekler. İsim vermeden yapılan eleştiriler,
tehlikeli değildir; insanların hoşuna gider. Herkes bu filmi sevmekle
ne kadar dürüst olduğunu kanıtlayacak...
Doğru söylettiği
için dokuz köyden birden kovulan Hamdi Mümkün nereye sığınacak?
O konuda Ibsen’e bir gönderme yapıyorum. “Bir Halk Düşmanı”nı hatırlayın:
Kasabadaki kaplıcanın mikroplu olduğunu söyleyen Doktor Stockwell’e
de karşı çıkar bütün kasaba, doğruyu söylediği için... Çünkü turizmle
geçinmektedirler ve kaplıcalarının mikroplu olduğu duyulduğunda,
kasabanın turizm gelirleri kesilecektir.
O nedenle, doğruyu söyleyen Doktor Stockwell, Bir Halk Düşmanı”
haline gelir. Aynı Hamdi Mümkün’de olacağı gibi evi taşlanır. Herkes
ona karşıdır. Ailesi ile birlikte tasını tarağını toplar ve mücadeleye
devamda kararlı olarak, bilinmez bir yere doğru gider. “Hamdi Mümkün”
ise, karakteri farklı olduğundan, mücadele umudunu kaybetmiş olarak
çıkacaktır sahneden.
Düşük bütçeli
mi yüksek bütçeli mi olacak film? Yüksek hasılat elde etmesini hedefliyor
musunuz?
Yüksek hasılat hedefliyorum, evet. İşin maliyetiyle çok ilgilenmedim
ama prodüksiyonu masraflı bir film olabilir. 2 milyon dolar civarında
olmasını düşünüyor Hamdi. Bu, “Vizontele” ile yarışan bir film yapacağız
anlamına geliyor. Bence bu paranın yarısı ile de rahatça çıkarılabilir
film. Yine de parasal işlerden fazla anlamadığım için iddialı konuşmak
istemem.
“Vizontele’nin
sağladığı başarıyı hedefliyor musunuz?” diyelim o halde.
Atıf Abi çekerse Vizontele’den çok daha iyi bir film olacağına eminim…
Öncelikle, kağıt üstünde Vizontele ile kıyaslanamayacak kadar iyi
bir film olacak. Vizontele’yi beğenmediğimi belirteyim bu arada.
“ Yılmaz Erdoğan politik
dengeleri gözetmeyi ihmal etmiyor. ”
Yine
de popülariteyi yakaladığı için başarılı oldu film...
Doğru, popüler oyuncular ve büyük reklam bütçesi sayesinde, popülariteyi
yakaladı. Ama kalem ve kağıttan ibaret bir bütçeyle neyi yakaladığına
bakarsak, yani senaryosunda ne var diye sorarsak, hiçbir şey yakalayamadığını
görüyoruz. Nedir anlatılan hikayenin aslı? Hakkari’ye bir televizyon
cihazı gelir, köylüler çok sevinir, ama ekranda seyrettikleri ilk
haber programında bir de öğrenirler ki oğulları Kıbrıs çıkarmasında
ölmüş. Hepsi bundan ibaret! Ana hikaye bu.
Ne oğulun Kıbrıs’ta ölmesi enteresan, ne Hakkari’ye televizyon gelmesi,
ne de oğulun ölümünün televizyondan duyulması enteresan. Evet, acıklı
ama enteresan değil. Televizyondan öğrenmeseler, radyodan öğreneceklerdi.
Radyodan öğrenseler, bu film, çekilmeye değer miydi? Televizyondan
öğrenince neden değer oluyor?
“Ben bundan büyük bir film yaparım!” diyerek iyi niyetle yola çıkılmış.
Ama bence büyük bir fikir, bir buluş yok ortada. Tabii ki Yılmaz
Erdoğan benden çok daha çalışkan bir arkadaş, her hafta “Bir Demet
Tiyatro” diye yüzlerce bölümlük bir dizi yazdı. Harika insanlardan
oluşan çok güzel bir ekibi var. Bu ekip sayesinde, haklı olarak,
Türkiye insanının da güvenini kazandı.
Çalışkanlığından başka, benim hiç sahip olmadığım bir başka yeteneği
daha var: Politik dengeleri gözetmeyi asla ihmal etmiyor. Türkleri
kızdırmayacak kadar Kürtçü, Kürtleri kızdırmayacak kadar “uzlaşmacı”
olmayı başarabildi. Çözümü göründüğü kadar kolay olmayan bir denklemdir
bu. Evet, Yılmaz Erdoğan’ın zeki bir arkadaş olduğunda kuşku yoktur.
Yine de, herhalde “seri imalata” eli fena halde alıştığı için olsa
gerek, “ Vizontele ”yi çok yetersiz, çok kötü bir senaryoyla çekmiş.
Konu hiç enteresan değil. Emir Kusturika’dan ödünç alınarak, çok
yüzeysel biçimde taklit edilen bazı tiplerin enteresan olmasına
çalışılmış. (Örneğin, Cezmi Baskın’ın oynadığı tip.)
Ama bence hiçbir rol enteresan değildi, Cem Yılmaz bile harcanabildi.
(Oysa, Cem Yılmaz sayesinde “Her Şey Çok Güzel Olacak” bence Türk
sinemasının kesinlikle en eğlendirici filmi olmuştu. “Jigolo” adlı
senaryomu yazarken, hep, “ Her Şey Çok Güzel Olacak ”tan daha eğlenceli
bir film yapmayı düşledim.)
“ Vizontele ”de, Yılmaz Erdoğan dahil, bütün oyuncular iyiydi. Ama
roller yetersiz olduğu için oyunculuklar içe işlemiyordu. Bu anlamda
filmin tek başarılı oyuncusu Demet Akbağ idi. Verimsiz rolünde bile;
televizyon gömmek gibi, oynadığı karakterin mantığıyla bile açıklanamayacak,
inandırıcılıktan tamamen uzak bir sahnede bile; tek kelimeyle iyiydi.
Bence bu yıl, Portakalı kesinlikle Akbağ’ın alması gerekir. (“ Hemşo
”daki Okan Bayülgen de alırsa; Portakal bu yıl prestij kazanır.)
“
Sinan Çetin medyayı eleştirmemden hoşlanmamış.
Oyunlarınızın
sergilenmesi konusunda pek çok talihsizlikle karşılaşmıştınız. Oyunlarınız
sahnelenmemiş, ya da sahnelendiğinde sizin onayınızı almayan yapımlar
çıkmıştı ortaya. Filmde de böyle talihsizlikler olabilir mi?
Sinan Çetin çekse filmi mesela, olabilirdi; çünkü medyayı eleştirmem
Sinan’ın hoşuna gitmemiş. “Medyayı eleştirmeye ne gerek var, niye
böyle şeyler yapıyor Coşkun? ” demiş, hikayeyi kendisine okuyan
Hamdi Alkan’a. Tabii Sinan Çetin’le olmayacak bu iş, ama Hamdi de
medyayı çok fazla eleştirmekten yana değil. Hamdi prodüksiyona ortak
olur da, filmdeki söz hakkı fazla olursa, onunla epey tartışabiliriz
sanırım. Ama Atıf Abi ile anlaşabileceğimizi, hiç sorun çıkmayacağını
düşünüyorum.
Herkes seviyor hikayeyi. Ama kimileri neden sevdiğinin pek de farkında
değil. Bence, aslında getirdiği eleştiri yüzünden seviliyor; o tırnaklayan,
tırmalayan, rahatsız eden öğeleri yüzünden seviliyor hikaye. O nedenle
hikayenin tırnaklarını sökmek akıllıca olmaz diye düşünüyorum.
Taviz vermeyeceğiniz
anlamına mı geliyor bu?
Hayır, taviz verebilirim. Çünkü paraya çok ihtiyacım var; o nedenle,
parayı veren düdüğü çalar, diyebilirim. Tiyatroda bunu söylemezdim
ama sinemada taviz verebilirim. Yine de vermemek için canla başla
çalışacağım.
|