bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler

Ayın Konuğu
COŞKUN BÜKTEL
buktel@yahoo.com


Sinemayı ikinci sınıf sanat sayıyorum.

Birlikte çalışılması güç bir insan olarak tanınıyorsunuz, gerçekten öyle misiniz?

Niye? Açıkça taviz vereceğimi söylüyorum ya. Ama bu sinema için geçerli sadece. Tiyatroda durum başka, tiyatro benim asıl sanat saydığım alan. Yedinci sanatı daha çok ikinci sınıf sanat sayıyorum ben. Sinemada başarılı olmanız, sizin dışınızda çok fazla nedene bağlı. Ve o nedenler, kağıt üstünde çalışırken bile sizin hareket alanınızı daraltıyorlar.

Televizyon kadar olmasa da, sinema da bir tür kitle iletişim aracı. Kitle iletişim araçlarıyla sanat yapmak pek mümkün olamıyor. Hele televizyonda, asla mümkün olamıyor. Televizyon için birçok skeç vs. yazdım, ve televizyonda sanat yapmanın imkansız olduğunu kesinlikle kavradım. Sinemada ise ikinci sınıf da olsa, sanat yapılabilir. Ama tiyatroda sanattan taviz vermem.

Filmi kendiniz yönetmeyi düşündünüz mü hiç?

Hayır. Belki pek çok yönetmenin katamayacağı şeyler katabilirim bir filme ama çok temel bazı şeyleri ise beceremem. Film yönetebilmek için, kafa yormayı hiç istemediğim pek çok teknik bilgiyle donanmam gerek. Mercekleri, lambaları, ışığı, montaj masasını ve daha pek çok malzemeyi iyice tanımam gerek, ve bunlara vakit ayırmak isteği yok içimde.

Ama senaryoyu teslim edip kenara çekilmek gibi bir niyetiniz de yok herhalde?


Olabilir aslında öyle bir niyetim. Paramı aldıktan sonra, oyun yazmak üzere köşeme çekilebilirim. Yılmaz Erdoğan kadar büyük imkanlarım olsa, ben de bir reklam yönetmeni bulup filmi kendim çekmek isterdim. Teknik konuları reklam yönetmeni çözümlerdi, ben de filmin dramatik sorunlarıyla ilgilenirdim. Güzel olurdu. Ama şu an öyle bir imkanım yok. Yılmaz Erdoğan gibi parayı bastırabilecek güçte olsam, evet, yönetirdim o zaman...

Paramı alır çekilirim diyorsunuz... “ Hamdi Mümkün ”ü sırf para kazanmak için mi yazdınız?

Paramı alıp çekilmek kendi tercihim olmaz; ancak “paranı veririz, ama sen işimize hiç karışmayacaksın.” diye şart koşarlarsa, peki derim. İstediğim parayı bir hamlede verir de, “gerisine karışma!” derlerse; kenara çekilip ne yaparlarsa yapsınlar, diyebilirim.

“Hamdi Mümkün” hayatta yazdığım en iyi şey değil. Paramı alıp hayatımdaki en iyi eseri yazmak üzere köşeme çekilebilirim.Ucuz çalışmıyorum. İstediğim parayı öderlerse bunu yapabilirim. Ama “şimdilik verdiğimiz para ile idare et, gerisini daha sonra veririz.” derlerse, ya da hisse ile çalışacak olursam, o zaman hissemi artırmak için, yapılan işe burnumu sokmak isterim.

Senaryoyu yazmaya başladınız mı?


Hayır. Hamdi’ye “Senaryoyu yapımcı bulduktan, oyuncular belli olduktan sonra yazmam daha akıllıca olur.” dedim. Filmi onunla yapıp yapmayacağım belli olmadan senaryoyu yazmak istemiyorum. Bunu biraz da tehdit anlamında söyledim ona.

Peki yazmaya başladıktan ne kadar süre sonra tamamlanır senaryo?


Aslında keşke “Jigolo” çekilebilseydi önce. Çünkü “Jigolo”, üzerinde bir ay çalıştım, 50 sayfalık uzun bir tretman yazdım. “Jigolo”nun, pek çok işi hallolmuş durumda. Çok sıkışsam bir ayda bitirebilirim onu yazmayı; ama “Hamdi Mümkün” üzerinde henüz sadece üç gün çalıştım. En az üç ay çalışmam lazım “Hamdi Mümkün” senaryosunu tamamlamak için.

Nasuh Mahruki’nin oynamasını düşünüyorduk.

Hikayeyi ne zaman yazdınız? Böyle bir hikaye yazmak nereden aklınıza geldi?

Geçen sezon Hamdi için TV skeçleri yazıyordum. Bir karakter yaratayım, devamlı bir skeç olsun diye düşünürken Hamdi Mümkün ortaya çıktı. İlk taslakta Hamdi Mümkün, Enver Paşa’nın Allah-ü Ekber Dağları’nda dondurduğu 100.000 askerden biri olacaktı.

Nasuh Mahruki 90 yıl sonra o dağlara tırmanırken onu bulup şehre getirecekti. Böyle bir tip İstanbul’a gelince neler olacak diye düşünmüştüm. Herkes ona hilkat garibesi gibi davranacak, o da zamana ve zemine uyum göstermeye çalışacaktı.

O ilk taslakta yalan ilacı fikri yoktu. Ama o fikri de yeni bulmuş değilim. Yalan ilacı, Hamdi’nin oynamasını düşündüğüm eski bir tiyatro projesiydi. Bir kimyager yalan ilacını bulacak, bu yüzden başı derde girecekti.

Daha sonra, dizi film değil de sinema filmi yazmaya karar verince, Allahü Ekber dağlarında donan adamın hikayesiyle yalan ilacını bulan adamın hikayesini birleştirdim ve olayı Allahü Ekber dağlarından alıp Abdülhamit dönemine, 31 Mart günlerine çektim. Hamdi Mümkün’ün Abdülhamit’in sığınağında donmasına karar verdim.

İşte böyle aşamalardan geçti hikaye. İlk aşama da enteresandı aslında. Mahruki’nin oynamasını düşünüyorduk. Hamdi projenin o halini de çok seviyordu, ama o sıralar her gün skeç çektiği için daha sonra yapılmak üzere bir köşeye ayırmıştı onu.

Sonra kriz yüzünden zora girince beni işten çıkardı, ben de işsiz kalınca boş durmamak için bari “Hamdi Mümkün”ü bir sinema filmi haline getireyim dedim. Başlangıçta tek sayfalık bir hikayeydi, üzerinde yoğunlaşarak biraz çalışınca, şimdiki haline geldi. Ve tabii, bu halini Hamdi daha çok beğendi...

Yıldız Sarayı’nda hikayede adı geçen gizli sığınak var mı? Ya da film çekildikten sonra böyle bir arayışa girilebilir mi?


Sanmıyorum. Ben böyle bir şeyi düşünmenin çok da ters olmayacağını, Abdülhamit’in böyle bir sığınak yaptırmayı düşünmeye müsait bir karakteri olduğuna karar verdim. Hakkında edindiğim ayrıntılı bilgiler, Abdülhamid’in çok vesveseli bir adam olduğu konusundaki eski ezberimi doğruluyordu.

“ Amerikalılar ‘fuck’ kelimesini filmlerde rahatça kullanıyorsa, biz de kullanırız.”

Türk sinemasına bakışınızdan söz eder misiniz biraz? Sinemamızda son dönemde meydana gelen kıpırdanmaları nasıl görüyorsunuz? Eskiden filmler bu kadar çok iş yapmazdı, şimdi durum biraz değişti galiba...

Bunların en iyisi sayılan, en çok iş yapan “ Vizontele ”yi gördüm ve çok beğenmedim. En iyi filmin “ Eşkiya ” olduğu söyleniyor ama ben onu da pek beğenmiyorum. Kötü film değil, seyrediliyor, sıkmıyor. “Vizontele” de sıkmıyor zaten, o da seyrediliyor, ama bu yeterli değil.

Tiyatrocuların sinema yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce tüm tiyatrocular para kazanmak için sinema yapmak zorunda mı?

Bence, benim haricimdeki tüm tiyatrocular para kazanıyor. Çoğunun maaş garantileri var. Onların yerinde olsam, yani maaş garantim olsa, onların yaptığı pek çok şeyi yapmazdım. Saçma sapan projelerde, televizyon filmlerinde oynuyorlar, ayıplıyorum.

Gerçi ben de masum değilim: “Sahte Dünyalar” adlı 200 bölümlük bir pembe dizide 100 bölüm oynadım. Ama, TRT yapımıydı ve nispeten eli yüzü düzgün bir prodüksiyondu.

Diğer oyuncular da para kazanmak için yapıyorlar zaten bunları. Kimse arkasında durmuyor yaptığı işin...

Maaş garantim olsa, “Sahte Dünyalar”da da oynamazdım ben. Ama Uğur Polat, Meltem Cumbul falan severek oynuyorlardı.

Son dönemde en beğendiğiniz film hangisi?

Serdar Akar’ın “Gemide”sini beğeniyorum. Ama yine de dört dörtlük diyemiyorum, seyircinin o filmi seyredemeyeceği çok belli; klostrofobik bir film, klostrofobik olması da hata değil. Klostrofobik filmler, yoğun filmlerdir, benim en sevdiğim tür filmlerdir. Türkiye’de hiç çekilmeyen türde filmlerdir.

Eğlendirici değildirler, hele geniş kitleler için... Risklidirler. Hele Türkiye gibi bir ülkede... Filmi çeken insanlar, “Gemide”nin risklerini göze almışlar. Buna saygı duyuyorum. Genel seyircinin hoşlanmayacağını, küfürlü dili yüzünden TV kanallarına satılamayacağını bile bile yapmışlar filmi.

O nedenle, insana cesaret veren, ardından gelenler için yol açıcı işlev gören bir film. “Gemide” sayesinde, böyle filmlerin artık bizde de yapılabileceğini kanıtlamış olduk. “Gemide”, bir anlamda, tüm filmcilerimizin rüştünü ispat etti.

Filmde en yakası açılmadık küfürler, en natüralist biçimde kullanılıyor. “Madem ki İngiliz ve Amerikalılar ‘fuck’ kelimesini filmlerde rahatça kullanıyor, biz niye kullanamayalım.” demiş filmi çekenler. Bu sinemamızda doğallığa ve inandırıcılığa doğru önemli bir aşama... Tabii bu tek başına bir filmi güzel yapmaya yetmez ama yeni ve cesur bir aşama...

   
Önceki Sonraki
 
   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 



" HAMDi MÜMKÜN "


Coşkun Büktel foto arşivi

COŞKUN BÜKTEL KİMDİR?


Hamdi Alkan röportajı için tıklayın!..

Coşkun Büktel'in yeni kitabı çıktı...

FORUM:
"Yönetmen Tiyatrosu"na Karşı
...

Çoşkun Büktel VS "Alacakaranlık", Buktel'in sitesinde...

| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com