|
Barton Fink
insan hayatın içinden kapalı gözlerle yürüyüp giderse,
gündüz bir düş olup çıkar
"
Barton Fink "i anlatmak için üç unsur önemli bir yer
teşkil ediyor: yazma sendromu ( writer's block ), sömürgen
Hollywod film endüstrisi ve düşler şatosu Earle Hotel. 1941
yılında, içe dönük, ürkek ve sürekli gelgitlere maruz kalan
bir kişiliğe sahip, toplumcu, Yahudi bir genç oyun yazarı
olan Barton Fink'in, Broadway'de elde ettiği ünün ardından
Los Angeles'da Hollywood Capitol Pictures adına senaryo
yazarlığı yapmaya başlamasıyla birlikte, yarı düşsel bir
atmosfer içerisinde yaşadığı psikolojik geçişleri ve gerilim
dolu olayları konu alan " Barton Fink ", hiç şüphesiz,
edebiyatla sinema arasındaki ilişkileri incelikle işleyen
ender başarılı filmlerden biri.
O zamana kadar " Blood Simple " ( 1984 ), "
Raising Arizona " ( 1987 ) ve " Miller's Crossing
" adlı filmleriyle sinema dünyasında adlarından söz
ettiren yapımcı-yönetmen Ethan-Joel Coen kardeşler tarafından
1991 yılında gerçekleştirilen " Barton Fink ",
aynı yıl Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'nin sahibi
olurken, yönetmeni Joel Coen'e En İyi Yönetmen ve Barton
Fink'i canlandıran John Tuturro'ya En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini
getirdi. Filmde pazarlamacı Charlie Meadows'ı canlandıran
John Goodman ile Earle Hotel'in resepsiyonistini canlandıran
Steve Buscemi için, bu filmin kariyerlerinde bir dönüm noktası
teşkil ettiğini söylemek hiç de yanlış olmasa gerek.
Hayata dair kesin yargıları ve katı ahlaki kuralları olan
Barton Fink, kendi halinde yaşadığı küçük dünyasından, hayata
olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi bakmaya çalışan
Yahudi bir genç yazardır. Sanatın sıradan insanlar üzerine
ve sıradan insanlar için olması gerektiğini savunarak, "
yüksek sanat "a karşı çıkan bu tecrübesiz oyun yazarı,
yazdığı bir oyunun Broadway'de büyük beğeni toplaması üzerine,
Mefisto'nun çağrısına kulak vererek kitaplara ve ulvi düşüncelere
gömülmüş küçük dünyasından dışarıdaki dünyaya açılan Faust
misali, kendisine uzatılan teklifi kabul ederek Los Angeles'a
gider.
Hollywood'da
Capitol Pictures stüdyoları tarafından senaryo yazarı olarak
işe alınan Barton Fink, sinemanın yalnızca ticari getirisini
düşünen patronu Michael Lerner'ın dayatmaları ile, sanatı
topluma hizmet eden bir araç olarak gören prensipleri arasında
ikileme düşer.
Bu sırada Los Angeles'daki Earle Hotel'e yerleşen Fink, içine gömüldüğü bu garip,
ıssız ve kabusu andıran dünya içerisinde yazma sendromu yaşamaktadır. Bir türlü
istediği gibi yazamayan Fink, zamanının büyük bir kısmını kasvet dolu odasında,
daktilosu ve beyaz kağıtları başında geçirirken, yan odada oturan Charlie Meadows
adlı şişman ve oldukça pasaklı bir pazarlamacıyla tanışır. Önceleri soğuk davransa
da, daha sonraları gerçek kahramanların Charlie gibi sıradan insalar olduğunu
düşünerek, pazarlamacıyla dost olur. Fakat aslında Charlie, sandığı gibi sıradan
bir insan değil, insanları kesip biçen bir canidir.
Hollywood'un acımasız ve kemirici, soğuk dünyasına alışmaya
çalışan Barton Fink'in, hayranı olduğu ünlü yazar John Mahoney'nin,
sefil bir halde olduğunu görmesi, dahası yazdıklarının aslında
sekreteri ve sevgilisi Judy Davis'e ait olduğunu öğrenmesi,
yaşayacağı en büyük hayal kırıklığı olacaktır. Daha sonra,
kendisine adeta bir " anne şefkati " ile yaklaşarak
askıntılık eden Davis'i, otel odasında, hemen yanı başında
ölü bulması ise işin tuzu biberi olacaktır.
Özellikle F. Scott Fitzgerald ve William Faulkner gibi,
Hollywood'un altında köle gibi çalışmak zorunda kalan yazarları
düşünürsek, " Barton Fink "in, özellikle 1930-40'lı
yıllarda yaratıcı zihinlerin iliğini kurutan Hollywood'a
eleştiri oklarını fırlattığını söyleyebiliriz. Genç yazarın
iç dünyasıyla, dışarıdaki acımasız gerçekliğin savaşı ve
yüksek sanat ile toplumcu sanat arasındaki çekişmeyi gözler
önüne seren filmde, su ve ateşin önemli birer sembolik araç
olduğunu söylemek mümkün.
Filmde önemli bir yer tutan Earle Hotel ise, adeta, Barton
Fink'in iç hesaplaşmasını yapması için yaratılmış hayali
bir atmosfere sahiptir. Hard-boild türün karakteristik özelliklerinin
kullanılarak " kafkaesk " bir atmosferin yaratıldığı
otelde, duvar kağıdından çıkan, kumsalda uzanan genç kızlı
kartpostal, içinde bulunduğu durumu bir türlü kavrayamayan
genç yazar için, sunduğu düşsel dünya ile bir kaçış yolu
gibi görünmektedir. Ama gerçekte hangisinin düş olduğu da
pek kestirilememektedir. Bu da genç yazarın yanılsamalar
içerisinde savrulmasına sebebiyet verir.
Film
boyunca seyircinin Barton Fink ile özdeşleşmesini sağlayacak
şekilde öznel çekimlere ağırlık verilmesi, aslına bakılırsa
hiç de tesadüf değildir. Bu sayede, yazarın hayali bir yaratısı
gibi duran otel ve otelde gelişen olaylar, ister istemez,
nesnel bir gerçekliğin varlığını hissedemeyen seyirciyi
de belirsiz ve tedirgin edici bir atmosferin içerisine sokar.
Filmle
ilgili olarak söylenebilecek bir diğer önemli nokta ise,
Coen kardeşlerin de belirttiği üzere, filmin, Stanley Kubrick'in
" Shininig " filminden oldukça etkilenmiş olmasıdır.
Ama şurası da bir gerçek ki, " Barton Fink "in
etkilendiği eserler yalnızca " Shining " ile sınırlı
değildir.
|