bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler
     

Kayıp Otoban ( Lost Highway )

öksüz bedenler

Karanlık dehlizler, derin uçurumlar, hiçbir yere varmayan yollar ve zihinsel kısır döngüler boyunca belirsiz ve klostrofobik mekanlarda kimliklerini arayan, özgül benlikleri üzerindeki kontrollerini yitirmiş iki erkeğin, birbirlerinden ayrı ve aynı zamanda birbirleriyle kesişen şizofrenik dünyalarını ele alan “Kayıp Otoban”ın ( Lost Highway ), film-noir ( kara film ) türünün son dönemdeki başarılı örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz.

“Mavi Kadife”, “İkiz Tepeler” ve “Vahşi Duygular” gibi çarpıcı filmlerinden tanıdığımız David Lynch, bu filmde, bir yandan benliğin, uzam ve zaman kavramları üzerinden şekillenen ontolojik sınırlarının muğlaklığını açılımlamaya çalışırken, diğer yandan da bilinmeyenin bilinilir olması çabasını boşa çıkararak, bir anlamda, insan anlayışının, epistemolojik anlamda bilinemeyenliğini koruyan, fenomen karşısında uğradığı yenilgiyi gözler önüne seriyor.

Bir açıdan şizofrenik bir katilin, sahip olduğu farklı kişiliklerin öyküleri, diğer bir açıdan da yazgısal bir belirsiz kimliği paylaşan iki farklı insanın içinde kayboldukları karabasan yaşantıları olarak ele alınabilecek ikili bir hikayeye sahip olan “Kayıp Otoban”, Los Angeles’da yaşayan ve bir gece kulübünde caz saksafon çalan Fred Madison adlı bir adamın başından geçen garip olaylarla başlıyor.

Karısı Renee’nin kendisini aldattığı paranoyasıyla yaşayan Madison, evinin dışarıdan kamerayla çekilmiş görüntülerinin yer aldığı bir kaset alır. Ardından bu sefer evin içininin çekildiği bir kaset daha alan Madison, daha sonra karısıyla yatak odasındaki görüntülerinin yer aldığı üçünücü bir kaset daha alır. Bu sırada karısının, daha önce hiç tanımadığı bir arkadaşının partisine katılan Madison, burada kendisini tanıdığını ve şu anda evinde olduğunu söyleyen garip bir adamla tanışır.

Telefonla evini arayan Madison, karşısında, şu anda fiziksel olarak karşısında bulunan adamın sesini duyunca şaşkına döner. Ertesi gün karısının evde ölü olarak bulunması üzerine zanlı durumuna düşen Madison, aleyhine olan deliller üzerine, karısını öldüren kıskanç koca suçlamasıyla hapse atılır. Karısının öldürülmesine dair hiçbir şey hatırlamayan Madison, gelişen olaylar karşısında ne yapacağını bilemez. İşte tam bu sırada dört duvar arasında tıkılıp kalan Madison, bir anda ortadan kaybolur ve yerine Pete Dayton adlı genç bir adam geçer. Dayton, arabasının bakımını sadece kendisine yaptıran bir gangsterin Alice adlı sevgilisine aşık olan bir genç bir oto tamircisidir.

İşin ilginç tarafı, Alice, Renee’ye inanılmaz bir şekilde benzemektedir. Alice ile birlikte gangsterlerin elinden kaçmaya çalışan Dayton, sevgilisinin, kirli geçmişinden kurtulması için, Alice’i fahişe olmaya iten adamı öldürmeye karar verir. Bu adam da, bir önceki hikayede Renee’nin yakın arkadaşıdır.

Fred ile Peter’ın, her ne kadar aynı kişinin alt egosu olarak görülmeleri mümkünse de, David Lynch, bu tarz bir Freudyen açıklamaya izin vermemektedir. Fred orta yaşlı bir zengin bir erkekken, Peter, mavi yakalı işçilerin yaşadığı bir kasabada sıradan bir oto tamircisidir. Peter başka bir adamın kadınını çalarken, Fred, karısını bir başka erkeğe kaptırmıştır. Bu iki adamın, benzer bir şekilde, hafıza kaybına uğruyarak kimliklerini yitirmiş olması ise Freudyen bir alt ego açıklamasını kuvvetlendirmektedir. Fakat yine de her iki insan da, gerek zaman gerekse de uzam açısından birbirleriyle bağlantılı olmayan, ama paralel gelişen iki dünyanın kurbanlarıdır. Her ikisi de benzer ilişkilere sahip olsa da bu ilişkileri yaşayış biçimleri çok farklıdır.

Filmde kesin bir açıklama olasılığına izin vermeyerek olayların ve karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisini muğlak bırakan David Lynch, ortaya pek çok olası açıklama sunsa da, bunların hiçbirinin bir diğerine üstün gelmesine fırsat vermiyor. İnsan rasyonelitesine aykırı düşen bir dizi olayın yaşandığı filmde, anlaşılmazlığın, bu rasyonalitenin sınırlarından kaynaklandığını vurgulayan David Lynch, Fred ile Peter arasında yaşananan ve uzam-zaman kategorilerini hiçe sayan transformasyonun, açıklanamaz olmadığını, her şeye rağmen bir mantığa sahip olduğunu ima ediyor. Bu anlamda, tek bir benliğin sahip olduğu farklı kişilikler tanımlaması yerine, benliklerinin başka bir benlik tarafından işgal edilmesine engel olamayan bireyler tanımlaması da Fred ile Peter arasındaki ilişkiyi anlamamıza alternatif bir yaklaşım getirebiliyor.

Gerek Fred’in evinin loş ve klostrofobik iç çekimleri, müzikler, pahalı arabalı gangsterler ve çılgın partilerin yapıldığı genelevler, gerekse de kurban erkek/fan fatal kadın ikilisi açısından ilginç bir film-noir filmi olan “Kayıp Otoban”, uzam ve zamanın içerisinden sıyrılmış bedenlerin, belirsiz bir geçmişin kurbanları haline gelmesini konu alarak ve bunu yer yer gerçeküstü bir çizgiye kayan gerilimli bir atmosferde anlatarak, 1940-50’li yılların film-noir türüne yeni bir soluk getiriyor.

Filmin başrollerinde Bill Pullman ( Fred Madison ), Patricia Arquette ( Renee, Alice ), Balthazar Getty ( Pete Dayton ) ve Robert Blake ( Gizemli Adam ) gibi usta oyuncular yer alıyor. Özellikle Patricia Arquette, fan fatal kadın karakteriyle, bir yandan erkeklerin kurbanı olan, ama öte yandan da kurban olmaktan garip bir zevk alarak bir anlamda erkekleri gücün sahibi konumundan, gücün kurbanı haline getiren sadomazoşist Renee/Alice’i oldukça başarıyla canlandırıyor.



   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 



Kült Filmler Arşivi
Barton Fink
Blair Cadısı
Dr. Strangelove
Gizemli Şehir
Kayıp Otoban
o

| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com