|
Filmde ön plana çıkan unsurların başında ise ölüm ve cinsellik geliyor. Ölüm ile insan arasındaki tuhaf ilişkiyi gözler önüne seren Kubrick’in, insanı dehşete düşüren şiddet, yıkım ve ölümün, aynı zamanda insanoğlu için kaçınılmaz bir gerçek olduğunu vurguluyor.
İnsan
ile ölüm arasında, filmin isminden de anlaşılacağı gibi,
bir “garip-sevgi” ( strange-love ) olduğuna değinen yönetmen,
yeryüzündeki yaşamı tehdit eden atom bombası yüzünden paranoya
noktasına gelen, ama bir yandan da onu görmek, bilmek ve
hatta daha da geliştirmek için içten içe çaba sarf eden
insanoğlunun, adeta ölüm fetişisti olduğunu ima ediyor.
Ölümün
yanı sıra cinselliğin de insan davranışları üzerinde belirleyici
bir etken teşkil ettiğini gösteren “Dr. Strangelove”, aklın
yerine libidosunun peşinde koşan politikacılar aracılığıyla,
değer ve yükümlülüklerin haz karşısındaki acizliğini ortaya
seriyor.
Ursula K. Le Guin’in “Bilim-kurgu kehanette bulunmaz, tasvir eder.” sözünden yola çıkarak, bilim-kurgunun yalnızca gelecek ve fantastik gelişmeleri konu alan, günümüzün gerçekliğini sorgulayan ve yeni perspektifler sunan bir tür olarak algılarsak, “Dr. Strangelove”un bir bilim-kurgu olduğunu iddia etmemiz mümkün.
Film,
her ne kadar bilimi temel almasa da, teknolojik gelişmenin
bir ürünü olan atom bombası aracılığıyla teknolojiyi irdeliyor.
Özellikle, yapılacak anlık bir hata sonucunda, yaratıcısı
olan insanoğlunun denetiminden çıkarak, yeryüzünü yerle
bir edecek olan “Kıyamet Günü Silahı” ile, teknolojinin
sahip olduğu, mukayese edilemez ve karşı konulmaz gücü ele
alan Stanley Kubrick, insanoğlunun ölüm ve yıkım saplantısı
nosyonundan yola çıkarak, teknolojinin elindeki bu yıkıcı
gücün, çağdaş bilimin gelişmesiyle doğru orantılı olarak,
giderek arttığının altını çiziyor. Böylelikle
de, bilgeliğin, erdemin yanı sıra erdemsizliği ve yıkıcı
politik gücü de beraberinde getirdiğini vurguluyor.
|