|
Her
yıl, yeni ve genç bir yönetmen kuşağının imzasını taşıyan
filmler dünya sinemasına farklı bir soluk ve taze kan getiriyor.
Festival'in artık gelenekselleşen bu bölümü, ilk veya ikinci
filmlerini çeken ve özgün sinema anlayışlarıyla geçtiğimiz
yıl değişik festivallerde gerek film eleştirmenlerinin,
gerekse izleyicilerin büyük beğenisini toplayan genç yönetmenlerin,
çoğu ödüllü yapıtlarından oluşuyor.Bölümde çeşitli ülkelerden
genç gözlerin özelde çevrelerini, genelde dünyayı nasıl
gördüklerini yansıtan, farklı tadlar içeren 16 film yer
alıyor.
Amerikalı
kadın yönetmen Patricia Cardoso'nun, Latin asıllı tombul
bir genç kızın Los Angeles'taki yaşamını yansıtan "Real
Women Have Curves / Kadın Dediğin"i, izleyiciye kendini
iyi hissettiren, küstah enerjisi ve olanca sevimliliğiyle,
coşku dolu ve komik bir yapıt. Sandra Gugliotta'nın ilk
filmi "Un dia de suerte / Şanslı Bir Gün", ülkesinden
ayrılıp dedesinin geldiği Sicilya'ya dönmeye kararlı bir
genç kızın mutluluk arayışını anlatırken, Arjantin'in yakın
geçmişini aydınlatarak, Arjantinlilerin günümüzde nasıl
bir duruma düşürülmüş olduğunu da sergiliyor. Michael Hoffman'ın
yönettiği, kendi kendini hırpalayan genç bir kadının, bir
gece boyunca erkeklerin dünyasındaki serüvenini anlatan
kışkırtıcı, yaratıcı, vahşi ve sert "Sophiiiie!"
ise, sırf başroldeki Katharina Schüttler'in müthiş oyununu
görmek için bile izlenmeye değecek, etkileyici bir film.
23 yaşındaki sinema öğrencisi Kei Horie'nin yönettiği "Glowing
Growing / Parlak ve Olgun", çağdaş Japon gençliği kültürünün
çok ilgi gösterdiği bir tema olan intiharı ele alan hümanizm
yüklü, güçlü ve şaşırtıcı bir ilk film.
Christophe
Loizillon'un "Ma caméra et moi / Kameram ve Ben"inin
kahramanı Max'ın hayatta tek bir takıntısı var: Tanrı'yı
ve kızları filme çekmek. Altı yaşındaki ilk kamerasından
bu yana, kameraları elinden bırakmamış. Julie Lopes-Curval'ın
yönettiği 2002 Cannes Altın Kamera ödüllü ''Bord de mer
/ Sahil'', bir yıl boyunca, küçük bir Fransız kasabasında
hayatları iç içe geçen ve büyüklü-küçüklü değişimler yaşayan
on iki kadar insanı yakın gözlem altına alıyor. Bölümün
ilgi toplayacak filmlerinden, Brezilya yapımı "Viva
voz / Telefon Açık Kalınca"nın yönetmeni Paulo Morelli,
bir anda her şeyi tersyüz eden olaylarla dolu, sürpriz bir
finale sahip, tempolu, delidolu bir komediye imza atmış.
Selanik Film Festivali'nden İzleyici Ödüllü "Occident
/ Batı", aralarında kesişen, birbiriyle bağlantılı
ve aynı zaman diliminde geçen, üç bölüme ayrılmış akıcı
bir kara komedi. Romen yönetmen Cristian Mungiu, göç ve
özellikle geride kalanlar hakkında birkaç hikâyeyi birden
anlatıyor. Yunan filmi "Diskoli apocheretismi - O babas
mou / Zor Vedalar: Babam", babasını kaybeden bir çocuğun
acıyla yüzleşmesini incelikle ortaya koyan ve güçlü gözlemlere
dayanan bir karakter çalışması. Penny Panayotopoulou'nun
filminin iki erkek oyuncusu da farklı festivallerde ödüllendirildi.
Festival
izleyicilerinin, birkaç yıl önce, büyük ilgi gören ilk filmi
"Ratcatcher / Fare Avcısı"yla tanıdığı İskoç kadın
yönetmen Lynne Ramsay ise, bu kez filme adını veren genç
kadının kaderini değiştiren bir olayın ardından çıktığı
yolculuğu anlatan yeni filmi "Morvern Callar"la
karşımızda. Film, uyanıkken görülen, insanın içinden büyülenmiş
bir halde ve tuhaf bir coşkuyla çıktığı, ama bilgeliğine
katkıda bulunmayan bir tür karabasan. Hırvat yönetmen Vicko
Ruic'in ilk filmi "Serafin, svjetionicarev sin / Fener
Bekçisinin Oğlu", eziyet çeken bir ruhun simgesel anlam
ve metaforlu göndermelerle bezeli öyküsünü anlatıyor. Deauville
ve San Sebastian film festivallerinden ödülle dönen "Raising
Victor Vargas / Victor'un Uyanışı" ise, ergenlik üzerine
dürüst bir çalışma. Amerikalı bağımsız genç yönetmen Peter
Sollett, bu eğlenceli komedide, Latin erkek şovenizmiyle
ilgili kimi klişeleri ortaya sermiş.
Arjantinli
yönetmen Pablo Trapero'nun "El Bonaerense"si,
bilmediği düşmanca bir dünyada kaybolmuş, umutsuzca bir
çıkış yolu arayan yalnız bir adamın öyküsünü anlatırken,
Buenos Aires polisinin yolsuzluklarını gözler önüne seriyor.
Londra'da FİPRESCİ Ödülü'nü alan Tacik filmi "Farishtay
kitfi rost / Sağ Omzumdaki Melek", ender rastlanır
türde bir film. Yönetmen Djamshed Usmanov, toplumun sınırındaki
hayatları çok sürükleyici, duygulandırıcı ve özlü bir şekilde
sergilemiş. Tayvanlı genç yönetmen Chih-yen Yee'nin "Blue
Gate Crossing / Mavi Kapıdan Geçerken"i ise, herkesin
hayatında yaşadığı belirli ve bildik bir döneme değiniyor:
iki kız ile bir delikanlının geleceğe ve yetişkinliğe açılan
kapıdan geçiş ânını ele alırken, bunu keyif verici bir rahatlık
ve açık yüreklilikle yapıyor. Bir başka Uzak Doğu filmi
ise, Jia Zhang-Ke'nin yönettiği "Unknown Pleasures
/ Bilinmeyen Zevkler". Yetenekli yönetmen, karaoke
ve Tarantino çocukları diye tanımlanabilecek günümüzün duyarsız
Çin gençliğini mükemmel bir şekilde anlamış ve anlatmış.
Festival
Programı için tıklayın...
|