|
Festival,
bu geleneksel bölümünde, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi,
Yedinci Sanat'ın yaşayan ustalarına küçük ama doyurucu toplu
gösterilerle gerçek anlamda saygı sunarken, sinemaseverlere
de yeni keşifler ve zengin deneyimler kazandıracak. Bu kez,
zengin filmografilerinden seçilen önemli filmleriyle sinemaseverlerin
karşısına çıkacak usta sinemacılar: Fransa'dan Claude Chabrol,
ABD'den Brian De Palma, Türkiye'den Zeki Ökten ve Tayvan'dan
Edward Yang.
Yılın
ilk ustası, Fransız sinemasının en büyük isimlerinden Claude
Chabrol. Programda beş filmiyle yer alan Chabrol'un "A
double tour / İhtiras Yumağı" (1959), Provence'ta geçen,
büyük bütçeli gösterişli bir gerilim filmi. Yönetmen, renkli
olarak çektiği bu filmde daha sonra sık sık işleyeceği gözde
temalarını: taşra burjuvazisi, burjuva ahlâkı ve suçluluğu
gibi konuları ilk kez ele almıştı. Suç, sorumluluk ve cinayete
varan intikam üzerine ironik ve aydınlatıcı bir çalışma
olan "Que la bête meure / Canavar Ölmeli" (1969),
Chabrol'un seyirciyi sürükleyip götüren, en iyi yapıtlarından
biri. Yönetmenin o sıralardaki eşi ve orta dönem filmlerinin
gedikli oyuncusu Stéphane Audran'a ödül getiren "Le
boucher / Kasap" (1970) ise, yaralı ruhların sevgi
ve dostluğu araması üzerine bir başyapıt. Adını aldığı zorlu
müfettişin bir Fransız sahil kasabasında yönettiği cinayet
soruşturmasını anlatan "Inspecteur Lavardin / Müfettiş
Lavardin" (1997), son derece eğlenceli, şefkat yüklü,
hayatın saçmalığını gösteren bir film. Chabrol seçmesinin
son filmi ise, yönetmenin en yeni filmi olan, ve ilk gösterimi
bir ay önce Berlin Film Festivali'nde yapılan "La fleur
du mal / Kötülük Çiçeği" (2003). Usta yönetmen burada
da, baş hedefi olan burjuvazinin peşine düşerek, onları
bütün zaaflarıyla ortaya seriyor.
Aslında
her tür filmin, ana genelde korkunun üstadı Brian De Palma,
meslek yaşamının ikinci filmi olan ve piyasaya ilk çıktığında
"X" reytingi alan "Greetings / Selamlar"da
(1968), Vietnam Savaşı Amerika'sını, JFK suikastı saplantısını
ve dikizci sinemacılığı hicvediyor. De Palma, "Selamlar'ın
devamı olarak çektiği çılgın ve anarşik "Hi, Mom! /
Merhaba Anne!"de (1970) ise 1960'ların sonundaki medya
kültürünü hicvediyor. İlk filmin oyuncularından Robert De
Niro, Vietnam gazisi Jon Rubini olarak gene karşımızda.
Stephen King romanlarının ilk sinema uyarlaması olan "Carrie
/ Günah Tohumu" (1976), aynı zamanda yazarın eserlerini
en iyi yansıtan uyarlamalardan biri. Genç Sissy Spacek'in,
fanatik annesi ve acımasız arkadaşlarının kurbanı olmuş
Carrie White'taki oyunu da kusursuz. Michael Caine'in başrolünde
yer aldığı, gerilim dolu bir psiko-seksüel korku filmi olan
"Dressed to Kill / Öldürmeye Hazır" (1980) ise,
ustura gibi keskin bir ihtiras, delilik ve cinayet öyküsü.
Yönetmenin, Antonioni'nin ünlü "Blow-Up"ından
esinlenerek yaptığı "Blow Out / Patlama" ise,
"Carrie"de ikinci derecede bir rolde izlediğimiz
John Travolta'nın başrolünde oynadığı, siyasi imalarda bulunan
çok başarılı bir "masum tanık" filmi. De Palma'nın,
Howard Hawks'un 1931 yapımı çığır açıcı gangster filminden
yola çıkarak gerçekleştirdiği "Scarface / Yaralı Yüz"
(1983), 1980 baharında Amerikan Rüyası'nın peşine düşerek
Miami'ye gelmiş Küba sürgünü Tony Montana'nın yeraltı dünyasındaki
çarpıcı öyküsünü güncelliyor.
"Ustalara
Saygı"nın bu yılki Türk ustası, Zeki Ökten. Adı önce
Yılmaz Güney'in adıyla birlikte anılan ama orada kalmayıp,
sinemamızın en saygın yönetmenlerinden biri haline gelen
Ökten'in filmografisinden seçilen dört film, yaklaşık çeyrek
asırlık bir süreyi kapsıyor. Yılmaz Güney tarafından yazılan
ve uzaktan denetlenen "Sürü" (1978), Türk sinemasının
yurtdışında da tescilli başyapıtlarından biri olmuş, çeşitli
festivallerde ödüller almıştı. Berlin'den Gümüş Ayı'lı "Pehlivan"
ise (1984), karısı, iki çocuğu ve yaşlı babasıyla yaşayan
pehlivan Bilal'ın yozlaşmalarla kösteklenen hayat mücadelesini
anlatıyor. "Düttürü Dünya" (1988) da, Ankara'da
bir pavyonda klarnet çalarak hayatını kazanan, bir yandan
da kaset çıkmayı hayal eden Mehmet'in benzer mücadelesi
üzerine. "Gülüm" (2002) ise, 10 yıl sonra ilk
kez "Güle Güle" ile sinemaya dönen usta yönetmenin
son filmi. Ökten bu filminde, mütevazı, münzevi ve inatçı
Ali Bey'in öyküsünün yanısıra, sıradan insanların mutluluğu
bulma çabasını işlemiş.
Bu
yılki Festival'in son usta yönetmeni Tayvan'dan geliyor
ve Edward Yang, birbirinden ilginç beş filmiyle bölümü noktalıyor.
Tayvan Yeni Dalgası'nın başlangıç noktası sayılan "Haitan
de yitian / That Day on the Beach / O Gün Kumsalda"
(1983), aynı zamanda yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.
Yang burada, birkaç anlatı katmanını bir arada örerek, "kayıp"
bir kuşağın deneyimini yansıtıyor. "Qinqmei zhuma /
Taipei Story / Taipei Hikâyesi" (1985), Modern Taipei'de
üst orta sınıftan genç bir çiftin yıkılan düşleri üzerinde
odaklanan, sessiz, samimi, görsel olarak dikkat çekici,
zarafetle çekilmiş bir film. Yönetmene Locarno'dan Gümüş
Leopar getiren "Konbu finze / The Terrorizers / Teröristler"in
(1986) terörizmi, duygusal ve kişisel cinsten bir terörizm.
Yang filminde, birbirine tamamen yabancı insanların oluşturduğu
üç grubun hayatlarının nasıl içiçe geçtiğini gösteriyor.
"Majiang / Mahjong / Domino" (1996) Taipei'deki
gençler arasında kurulmuş, adını aldığı domino ya da Mahjong
oyunu kadar dolambaçlı, sonuçları kestirilemeyen bir tür
dönme dolap. Başta Cannes olmak üzere, Yang'a birçok festivalden
En İyi Yönetmen ödülünü getirmiş olan "Yi Yi / A One
and a Two / Bir, İki" ise, küçük bir erkek çocuktan
yaşını başını almış bir nineye kadar, farklı kuşakların
hayatları üzerine itinalı bir gözlem sunan, ayrıntıları
gözden kaçırmayan bir samimiyetle kotarılmış, muhteşem bir
film.
Festival
Programı için tıklayın...
|