|
Vaktiyle
"Amerikan Hitchcock'u" olarak ünlenmiş Brian De
Palma 1996 yılında, sinema endüstrisindeki 23 filminin ve
32 yılın ardından, ticari sinemanın çok gişe yapan filmi
"Mission: Impossible / Görevimiz Tehlike"yle bir
gecede başarıya erişti. "Asi" imajını sonunda
yitirmişti, artık ona vasıflı, korkulacak kadar zeki ve
hepsinden de öte, tekniğin ustası bir sinemacı gözüyle bakılıyordu;
ama zaten bu bir gerçekti. De Palma gene de günümüz beyazperdesinin
en çok tartışma yaratan sinemacılarından biri olmayı sürdürmekte.
Filmlerinin erdemleri eleştirmenler ve araştırmacılar tarafından
şiddetle tartışılmıştır; kimi onun daha önceki yönetmenlerin
üslûplarından başarılı bir sentez yaratan yetenekli bir
zanaatkâr olduğuna, kimi de kana ve dehşete düşkün üslûbuyla
entelektüel olmak yerine çarpıcılığı yeğleyen, istismarcı
bir kadın düşmanı olduğuna inanmaktadır. Gene de onun Hitchcock,
Antonioni, Powell ve Eisenstein göndermeleriyle dolu filmleri,
sinema düşkünlerine büyük keyif verir.
De
Palma daima, kanlı olan her şeye karşı tutkunluğunu, çocukluğunda
ortopedik cerrah babasını izlerken kazandığı konusunda ısrarlı
olmuştur. En sinemasal eğilimi olan röntgenciliğini de çocukluğundaki
belirli bir olaya bağlamıştır. Brian yeniyetme yaşlarındayken
annesi, babasını sadakatsizlikle suçlamış ve ayrılmışlardı.
Delikanlı annesinin kuşkularını doğrulayacak kanıtlar bulma
umuduyla, günlerce elinde kayıt donanımıyla babasını takip
etmişti. Aslında "Home Movies / Amatör Filmler"
(1979), De Palma'nın hayatındaki bu dönemin kurmacalaştırılmış
öyküsüdür.
Brian
Russell De Palma 11 Eylül 1940'ta, Newark, New Jersey'de
doğdu. Depresif, mütehakkim bir anne ile mesafeli bir doktor
babanın oğlu olarak çocukluğunu Philadelphia'da, ağabeyleri
Bruce - annesiyle babasının gözdesiydi - ve Bart'la rekabet
ederek geçirdi. Columbia Üniversitesi'ne fizik okumak için
yazılmıştı, ama sonra sahne sanatları bölümüne geçti. Aynı
zamanda sinemaya ilgi duyuyordu ve ilk film çalışmalarını
16 mm'lik, "Icarus" (1960) ve "660214, The
Story of an IBM Card / 660214, Bir IBM Kartının Öyküsü"
(1961) gibi filmlerle gerçekleştirdi. Bunlardan biri olan
ve birkaç ödül alan "Wotan's Wake / Wotan'ın Ardından"
(1962) sayesinde, Sarah Lawrence College'a yazarlık bursu
kazandı, tiyatro yönetmeni Wilford Leach hamisi oldu. Orada
okurken, 1964-66 yılları arasında ilk uzun metrajlı kurmaca
filmi "The Wedding Party / Düğün Şöleni"ni yaptı.
1969'a kadar gösterime giremeyen bu filmin kadrosunda, Sarah
Lawrence öğrencilerinden Jill Clayburgh ile kendine "Bobby"
De Niro diyen Brooklyn'li bir çocuk da vardı.
De
Palma, "Düğün Şöleni"nin bitmez tükenmez post-prodüksiyon
süreci sırasında, para kazanabilmek için beş kısa belgesel
çekti: "Jennifer" (1964); "Mod" (1964);
"Bridge That Gap / Şu Arayı Kapa" (1965); "You
Show Me A Strong Town And I'll Show You A Strong Bank /
Bana Güçlü Bir Kasaba Göster, Sana Güçlü Bir Banka Göstereyim"
(1966) ve "The Responsive Eye / Duyarlı Göz" (1966).
Sinemalarda gösterime giren ilk filmi, New York'un East
Village'ında, iki film oynatılan bir sanat sinemasında sadece
iki hafta gösterilen, 1968 yapımı "Murder à la Mode
/ Modaya Uygun Cinayet"ti. Sonraki iki kurmaca filmi;
her ikisinde de başrolü Robert De Niro'nun oynadığı "Greetings
/ Selamlar" (1968) ile onun devamı olan "Hi, Mom!
/ Merhaba Anne!"ydi (1970). Küçük bütçeli, sistem karşıtı
bu filmler, Amerikan töreleri ve Vietnam Savaşı'na ülke
içindeki tepkiler üzerine çiğ bir hicivle dolu kişisel yorumlardı.
De Palma'nın seksizm, röntgencilik gibi bellibaşlı temalarının
ve öykü içinde öykü, bakış açısı çekimi, bölünmüş perde,
uzun planlar, vb. gibi favori film tekniklerini pırıl pırıl
kullanışının da habercisiydiler. De Palma'nın Hollywood'daki
meslek hayatı bu iki filmin eleştirmenler nezdinde başarı
kazanmasının ardından, uçuk komedi "Get To Know Your
Rabbit / Tavşanını Tanı"yla (1972) başladı. Hatırı
sayılır ölçüde stüdyo müdahalesinden zarar gören bu film
gişe yönünden parlak değildi ama yönetmen, bağımsız gerilim
filmi "Sisters / Kız Kardeşler"le (1973) bazı
eleştirmenlerin takdirini kazandı. De Palma'nın Hitchcock
görsel grameri üzerine kurulu üslûbunu taşıyan filmlerinin
önünü açan bu işi, onun her yönüyle bir janr filmi yapma
yolundaki ilk girişimi oldu.
Psikolojik
gerilim sinemasının ustası Brian De Palma hep akıcı, yaratıcı
bir sinema üslûbu sergilemiştir. De Palma filmleri her şeyden
çok cüretkâr görsel üslûplarıyla dikkati çeker. Bazen sadece
bir Alfred Hitchcock taklidi olduğu yolunda eleştirilere
muhatap kalmıştır ama, De Palma'nın filmleri, Hitchcock'a
saygı duruşunda bulunsa bile, konuları ve teknikleriyle
onun filmlerinden çarpıcı biçimde ayrılır. Hitchcock'un
filmleri daha çok duyguların bastırılması üzerinde odaklanırken,
De Palma daha çok suçun kendisi ve kurbanın tepkisiyle ilgilidir.
Aynı şekilde grafik şiddet resmettiği için de eleştirilen
De Palma, buna cevaben filmlerinde Eisenstein'ın çatışma
olarak montaj kuramını kullandığını söyler: "film,
şiddetin 'ta kendisi'dir". Biçemcilik, De Palma'nın
şiddetini estetik olarak mesafeli kılar, böylece de şiddet
gerçekçi bir ayrıntı olmaktan çok, görsel bir efekte dönüşür.
De
Palma, kendisine ticari başarı da getiren, hem gerçek şoklar
hem de zekice bir mizah içeren öncü yeniyetme korku filmi
"Carrie / Günah Tohumu"ndan (1976) itibaren, filmlerinde
tekrar tekrar ortaya çıkan temaları ve anlatı kalıplarını
ele almaya başlamıştır. Saplantı, cinsellik ve ölüm, De
Palma filmlerindeki anahtar temalardır. Anlatılarının basit
çözümleri yoktur - saplantılar ölmez, açık cinsellik de
çoğu kez ölüme yol açar. Belirgin bir siyasi doktrinin filmlerinde
ağırlığı olmasa da, siyaset bazen şiddete bağlanır; özellikle
"Selamlar", "Merhaba Anne!", "The
Fury / Öfke" (1978) ve "Blow Out / Patlama"da
(1981).
Özenli
kamera hareketleriyle adını duyuran De Palma, bize yalnızca
film sürecini değil, düş sürecini de hatırlatır. De Palma'nın
her düş sekansında, kendi kendimize, düşün nerede başladığını
ve filmin işi nerede devraldığını sorarız. Düş/karabasanın
anlatı çerçevesi, hem stilize olarak baştan çıkarıcı başıboş-kalmış-bıçaklı
katil hikâyesi "Dressed to Kill / Öldürmeye Hazır"ı
(1980), hem de Vietnam Savaşı'nda ateş altında fazilet üzerine
saygın bir çalışma olan "Casualties of War / Savaş
Kayıpları"nı (1989) içine alır. Filmlerinin çoğu, mükemmel
siyasi gerilim filmi "Patlama"da en trajik şekliyle
resmedildiği gibi, bir kadın karakteri kurtarma yolunda
başarısızlığa uğramış bir çabayı sergiler. De Palma'nın,
dışlanmış kişi ve bir kahramanlık ideali olarak yetenekli
gencin ikili rolüne olan tutkunluğu, "Günah Tohumu"
ve "Öfke"de örneklenmiştir.
Aile
içi aşk ve Oedipus çatışması altmetni, De Palma vizyonunun
psikolojik gücünün temelini oluşturur. Babayı aramak, bastırılmış
ensest ilişkiler ve kardeşler arasında rekabet gibi unsurlar,
filmlerinin bazılarında ortaya çıkar. "Obsession /
Saplantı" (1976) ve "Öfke"nin karmaşık anlatı
yapıları, bu temaları özellikle etkin biçimde inceler. De
Palma sadomazoşizm ve röntgenciliğin dinamiklerini, porno
endüstrisinde geçen bir gerilim filmi olan "Body Double
/ Sahte Vücutlar"da (1984), "Öldürmeye Hazır"da
ve "Patlama"da keşfe çıkar.
Ayrıca
De Palma, Amerikan efsanesini parçalarına ayıran toplumsal
ve ahlâki gerginlikleri de deşer. Paranoyakça komploculuk
ve iktidar politikası, "Patlama" ve "Savaş
Kayıpları (Casualties of War) " gibi yapıtlarında genç
kahramanların ahlâki çıkmazlarını biçimlendirir. De Palma,
"Scarface / Yaralı Yüz" (1983), "The Untouchables
/ Dokunulmazlar" (1987) ve "The Bonfire of the
Vanities / Şenlik Ateşi"nde (1990) olduğu gibi, kurumsal,
mesleki ve siyasi yozlaşmanın daha büyük toplumsal sorunlarını
çevresel olarak inceleyebilir, ama yönetmen kendine bir
polemikçi değil, bir sanatçı gözüyle bakar. Yeniyetmeler
arasındaki bağın toplumsal kurallara uygunluğunu ve acımasızlığını
araştıran "Günah Tohumu" bile, aslında De Palma'nın
karakteristik kara mizahıyla kendi parodisini yapar.
De
Palma öncelikle psikolojik gerilim filmi janrında çalıştığı
halde aşk, korku ve gangster melodramı unsurlarını da araştırmıştır.
O kadar karakteristik olmayan işleri arasında hem korku
filmi hem de komedi olarak izlenebilecek yergi niteliğindeki
rock müzikali "The Phantom of the Paradise / Cennetteki
Hayalet" (1974) ve zayıf komedileri "Home Movies
/ Amatör Filmleri" (1979) ile "Wise Guys / Akıllı
Adamlar" (1986) da bulunur. "Raising Caine / İçimizdeki
Şeytan " (1992) De Palma'nın gözde aktörlerinden John
Lithgow'u en çılgın, en karanlık tutkularını ifade etmesi
için başıboş bıraktığı, dört dörtlük bir dehşete dönüşmüştür.
"Carlito's Way / Carlito'nun Yolu" (1993) bu sefer
(daha önce De Palma ile "Yaralı Yüz"de de çalışmış
olan) Al Pacino'nun rol aldığı bir başka suç filmiydi ve
yönetmenin yıllar boyunca en çok övülen filmlerinden biri
oldu.
Tam
bir fiyasko olan "Şenlik Ateşi" hariç, De Palma
son yirmi yılda, starlarının adıyla değil, kendi adıyla
iyi bir açılış sağlayan, gişesi gerçekten garantili bir
avuç Hollywood yönetmeninden biri olarak kaldı. 1996'da,
TV dizisi "Görevimiz Tehlike"nin büyük bütçeli
uyarlamasıyla bir hit filme daha kavuştu. Siyasi bir suikast
etrafında dönen "Snake Eyes / Yılan Gözler" (1998),
eleştirel ve ticari açıdan biraz hayal kırıklığı yarattı
ama yönetmen iki yıl sonra "Mission to Mars / Görev:
Mars"la (2000) su yüzüne çıktı. Bu bilimkurgu gerilim
filmi, yönetmeni dünyevi dehşet ve şiddetten uzaklaştırdı
ama o bunları güneş sisteminin başka bir köşesinde yeniden
sahneledi. De Palma'nın son filmi ise, film noir'ın duygusal
alt dünyasını, Paris'te zenginler ve güçlüler arasındaki
yaşamın stilize bir portresiyle harmanlayan cilalı gerilim
filmi "Femme Fatale / Öldüren Kadın" (2002) oldu.
De
Palma'nın çağımız sinemasına en büyük katkısı, yaratıcı
ve görsel olarak dinamik üslûbunda yatar. İzleyen, arayan
kamera; "Tanrı'nın gözü" bakış açısı ve anlam
yüklü ayrıntılı mizansen gibi teknikleri sık sık kullanır.
Ritmik kurgunun ustasıdır, çoğu kez filmlerini uzatılmış,
çok etkileyici bir sekansla açar. "Günah Tohumu"nun
bölünmüş perde, ağır çekim ve çapraz kesmeyle artık bir
klasik halini almış olan mezuniyet balosu sekansı, De Palma'nın
ustalığındaki zengin çeşitliliğinin tipik bir örneğidir.
De
Palma deneme ve sağlamlaştırmayla geçen otuz yılı aşkın
süre zarfında, Robert De Niro ve Jill Clayburgh'u henüz
yeniyetme yaşlarındayken keşfetmiştir. Michelle Pfeiffer
ve Melanie Griffith'e meslek hayatlarını değiştiren rolleri
o vermiştir. John Lithgow, F. Murray Abraham, Kevin Costner
ve Andy Garcia'nın henüz palazlanan meslek hayatlarını desteklemiştir.
John Travolta ve Tom Hanks'e ilk ciddi rollerini verdi.
Sean Penn'in eski itibarına kavuşmasında etkili olmuştur.
Al Pacino ile Sean Connery'nin Hollywood'un A-listesine
dönmelerini o sağlamıştır.
De
Palma meslek hayatı boyunca birbiriyle çelişen dürtülerin
hakimiyeti altında kalmıştır. Eleştirmenlik kurumu tarafından
bir sanatçı olarak görülmek istedi, ama aynı zamanda gişe
başarısını da arzuladı. Ne var ki, en kişisel filmleri asla
daha geleneksel işleri gibi kitlelere hitap etmedi. Kendi
içgüdülerini izleyince, rahatsız etmesi neredeyse garantili
olan filmler yaptı. Şimdi, otuz küsur yıl sonra, De Palma'nın
Hollywood'la sürdürdüğü aşk/nefret ilişkisi, rahatsızlık
verici bir uzlaşmaya varmış gibi görünüyor. Dürüst Bütünlük
ve Başarı'nın Brian De Palma'nın ruhu üzerine verdiği çetin
savaşta, Başarı galibiyete ulaşmış durumda. Tabii şimdilik.
"Seyirciler
neler görüp hissedeceklerinin kendilerine söylenmesine çok
alışkınlar, böyle olunca kendilerini çok rahat hissediyorlar…
Ama biçimle oynayan bir film yaptığın zaman bu birçok insanın
yönünü kaybetmesine yol açıyor. Biçimlerle, 1960'larda ve
70'lerde Godard ya da Antonioni'nin yaptığı gibi oynanmasına
alışkın değiller." - Brian De Palma
Filmleri
1968 Murder à la Mode Modaya Uygun Cinayet
Greetings Selamlar
1969 The Wedding Party Düğün Şöleni
1970 Dionysus in '69 '69'da Dionysus
Hi, Mom! Merhaba Anne!
1972 Get to Know Your Rabbit Tavşanının Tanı
1973 Sisters KIz Kardeşler
1974 Phantom of the Paradise Cennetteki Hayalet
1976 Carrie Günah Tohumu
Obsession Tutku
1978 The Fury Öfke
1979 Home Movies Amatör Filmler
1980 Dressed to Kill Öldürmeye Hazır
1981 Blow Out Patlama
1983 Scarface Yaralı Yüz
The First Time İlk Kez
1984 Body Double Sahte Vücutlar
1986 Wise Guys Akıllı Adamlar
1987 The Untouchables Dokunulmazlar
1989 Casualties of War Savaş Kayıpları
1990 The Bonfire of the Vanities Şenlik Ateşi
1992 Raising Cain İçimizdeki Şeytan
1993 Carlito's Way Carlito'nun Yolu
1996 Mission: Impossible Görevimiz Tehlike
1998 Snake Eyes Yılan Gözler
1999 Dial H For Hitchcock Hitchcock İçin H'yi Çevir (documentary
belgesel)
2000 Mission to Mars Görev: Mars
2002 Femme Fatale Öldüren Kadın
Festival
Programı için tıklayın...
|