|
Yeni filminiz 'Red Dragon'un çekim süresinde 'Silence of the Lambs'teki çalışmanızı anımsadınız mı? 'Lambs'i bitirişinizin hemen sonrasında sizinle bir söyleşi yapmıştım. O film daha gösterime girmeden çok büyük bir film olacağını biliyor gibiydiniz…
O filmin iyi olacağını en başından beri biliyordum. Eldeki senaryo çok iyiydi. Jonathan Demme harika bir yönetmendi. Jodie Foster da kusursuz bir oyuncuydu. Bunların hepsi bir araya gelince filmin iyi olması kaçınılmaz sonuçtu.
Eğer 'Red Dragon'u 'Hannibal' ile karşılaştıracak olursak ondan daha karanlık ve tehditkar bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca birçok açıdan 'Silence of the Lambs'e benziyor. Aynı fikirde misiniz?
Böyle düşünmenize memnun oldum. Üçüncüsünü yapma konusunda bir hayli çekingen davrandım. Bunu kabul ediyorum. Aslında ikincisinin yapılacağını bile düşünmemiştim. Ama Dino çok ısrarcı davrandı. 'Red Dragon'u çekeceklerini, bu filmde Hannibal'ın gençlik yıllarına dönüleceğini, 'The Silence of the Lambs' ve 'Hannibal'dan daha büyük film olacağını söyledi. Bunun üzerine ajansımla konuştum. Onlar da okey verdiler. Buna rağmen yine de hemen 'evet' demedim. Bir süre düşünmek istediğimi söyledim. Sonradan senaryoyu Ted Tally'nin yazdığını öğrenince daha sıcak bakmaya başladım. Senaryoyu okuduğumda çok iyi olduğunu gördüm.
Filmin açılış sahnesine gelelim. Lecter'in henüz özgür olduğunu, çok güzel kırmızı şarapların sunulduğu bir partiye ev sahipliği yaptığını görüyoruz. Sinemasal açıdan seyircinin neler olup bittiği konusunda fikir sahibi olmasını sağlayan çok iyi bir sahne bu… Siz ne düşünüyorsunuz?
Açılış sahnesi konusunda çok emin değildim. Böyle bir sahnenin biraz kalitesiz olabileceğini düşünmüştüm. Sonra Brett Ratner ile görüştüm. Bu sahnenin konulması gerektiğini, iyi bir giriş olacağını söyledi. Cinayetle sonuçlanacak bu sahnenin çok uzun tutulmaması gerektiğini anlattım. Bana hak vererek, 'Hayır, zaten olabildiğince kısa tutacağız. Öylesine çabuk ve net olacak ki, seyirciler koltuğunda zıplayacak' dedi.
Lecter karakterini üçüncü kez oynama konusundaki yaklaşımınız nasıldı?
Brett'le olan konuşmamda bazı isteklerimi dile getirdim. Örneğin açılışta Lecter'ın Ed Norton'la göründüğü sahnede Lecter'ın bir katil olduğu konusunda ipucu olmamasını istedim. Kültürlü, iyi konuşan, normal bir adam görüntüsü vermeliydim. Seyirci bunu hissedecek, gerilim dozu daha en başta artacaktı. Üzerinde kafa yorduğum bir başka sahne de, Lecter'ı hücresinde ilk kez gördüğümüz sahneydi. Filmin prodüksiyon tasarınları için 'Silence of the Lambs'te de görev yapmış olan Kristi Zea ile anlaşmalarına memnun olduğumu özellikle söylemeliyim. Kristi Zea hücreyi yeniden tasarlayıp inşa edecekti. Brett Ratner'i arayıp, 'Yatağım da hücrenin içinde mi?' diye sordum. Bu konu üzerinde düşündüğünü, bir bakması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine 'Silence of the Lambs'in videosunu alıp izledim. Hücrede bir yatak vardı. Yeni hücre tasarımında da yatak aynı yere konulmuştu. Böyle olması da doğaldı. Çünkü öyküye yakın düşüyordu. Seyircinin Lecter'ın gücünü hissetmesini istiyordum. Bu yüzden de o rolü tam anlamıyla erkeksi biçimde oynadım. Seyirci onun nasıl bir canavar olduğunu görmeliydi. Çünkü o gerçek bir canavardı.
Üçlemenin artık tamamlandığına göre kendinizi iyi hissediyor musunuz?
Evet. Bitirmiş olmak çok güzel. Artık serinin bittiğini düşünüyorum. Gerçi Dino'ya kalsa daha fazlasını istiyor ve tıpkı James Bond gibi seri haline getirmeyi planlıyor ama artık yeter diyorum. Böyle bir seriyi başardığımız, insanların iyi zaman geçirmesini sağladığımız için memnunum.
Hannibal Lecter karakterinin çok sevilmesinden yola çıkarak, 'Seyircinin yamyam bir katili sevmesinden rahatsız oluyor musun?' diye soruyorlar. Bundan herhangi bir rahatsızlık duymuyorum. Çünkü ortada sağlıksız bir takıntı yok. Ben bu sevginin sağlıklı bir sevgi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar genellikle hayaletlerden, hortlaklardan hoşlanıyorlar. Karanlığın getirdiği korkuyu seviyorlar. Çocukken babam beni 'Dracula'ya götürmüştü. Çok korkmuştum ama bir o kadar da harika bulmuştum. Dracula'yı, özellikle de Bella Lugosi'yi görmek harikaydı. Karanlığın ortasından çıkagelen bembeyaz yüzü geceler boyunca benim kabusum olmuştu. Aynı şekilde 'Psycho' ve 'Rear Window'da çok başarılı bulduğum gerilim filmleridir.
Peki, bu şekilde korkutulmaktan neden hoşlanıyoruz? Bunu hiç düşündünüz mü?
Bunlardan hoşlanıyoruz çünkü ruhumuzun derinliğinde yer alan ilkel duyguları harekete geçiriyor. Aslında bu söylediğim çok bilinen birşeydir. Olayın bir de sinemaya gitme boyutu var. Geçen gün kendi filmimi izlemek için sinemaya gittiğimde bu konuyla ilgili yeni birtakım sonuçlar çıkarttım. Aktörlüğün doğası konusunda epeyce kafa yordum. Toplumdaki rolümüzün ne olduğunu düşündüm. Konuyu derinlemesine düşününce sinemaya gitme olayının başlıbaşına olağanüstü bir deneyim olduğu sonucuna vardım. Gittiğiniz filmin türü önemli değil. Western olabileceği gibi 'Shane', 'Gunfight At The OK Coral', 'Some Like It Hot' ya da 'Psycho' gibi degişik tarzdaki filmler olabilir. Sonuçta karanlık bir salonda 800 kişiyle, 1000 kişiyle aynı anda hipnotik bir trans haline geçiyoruz. Salonda her meslekten insan var. Gazeteciler, doktorlar, mühendisler… Hepimiz aynı anda cehennemin içine düşüyor, endişeleniyor ve perde olup bitenleri kabulleniyoruz. Bunların gerçek olmadığını herkes biliyor ama o iki saat boyunca içimizdeki duygular harekete geçiyor.
|