|
“
Hayatı boyunca bir gün bile çalışmamış 200 yaşında bir adamla konuşmaya
ayıracak vaktim yok. ”
Yapımcılar
Kate McKay rolü için, hem son derece gerçekçi ama aynı zamanda da
romantik olabilecek bir oyuncu bulabilmek için kolları sıvadı. Bu
kişinin aynı zamanda komedi oyuncusu olması gerekiyordu. Akla ilk
gelen isim, komedi drama ve romantik rollerde gösterdiği üstün performansıyla
başarısını her zaman kanıtlamış bir kişi, Meg Ryan’dı.
“Meg
son derece yetenekli bir drama oyuncusu ve aynı zamanda komedi alanında
da Tanrı vergisi bir yeteneğe sahip” diyor Mangold; “ aşkı ve hayalleri
uğruna kariyerinden vazgeçmeyi göze alan bir kadın, bu Meg için
de yeni bir olgu sayılırdı, çünkü bu filmde kadın hırslarının ve
ihtiraslarının hakimiyetine kapılmışken, romantizmin ve aşkın büyüsüne
kapılan taraf erkek.
Kate’in
en çok sevdiğim yanı kendi içindeki bu ikilem. Evinde incinmiş ve
yapayalnız, ama dışarıda iş hayatında son derece kararlı, yırtıcı
ve başarılı.Aslında dürüstlük uğruna, gerçek aşk uğruna herşeyi
feda edebilecek biriyken oyunu kuralına göre oynamak uğruna yüreğini
sevgiye kapatan katı ve acımasız biri olarak karşımıza çıkıyor.
Leopold’la
karşılaşmasında ona bir anlam vermemesinin nedeni de bu, Leopold
son derece kibar, yumuşak kalpli, sevecen bir beyefendi ve Kate
tekrar hayal kırıklığına uğramaktan korkuyor. ”
Meg
Ryan da James Mangold’un bu projesinde yer almaktan son derece memnun.
“ Jim’e güveniyorum, gerçekten çok zeki ve oyuncuları en iyi şekilde
yönlendirmeyi çok iyi bilen bir yönetmen. Tüm ekibin büyük bir uyum
içerisinde tek vücut olarak çalışmasını sağlayan motivasyonu, tabi
bu sonucu da olumlu yönde etkiliyor. ”
“
Dünyaya neler oldu böyle... Her türlü imkan ve olanağa sahip olmanıza
rağmen huzurunuz yok! ”
Hugh
Jackman’ın ekibe katılması ise şöyle gerçekleşmiş: “ 19. yüzyılın
şiirsel ifadesini inandırıcı bir akıcılıkla seyirciye verebilecek
bir oyuncuya bulmamız gerekiyordu, bu noktada en uygun ismin son
zamanlarda televizyondan beyaz perdeye geçen başarılı bir oyuncu
Hugh Jackman olabileceğini düşündük.
Projeyi
kendisine teklif ettik senaryoyu okuduktan sonra uzun süre etkisinden
kurtulamadığını söyledi. Gerçekten çok heyecanlı görünüyordu, teklifimizi
hiç tereddütsüz kabul etti. Çekimler başladığında Leopold karakteri
için ne kadar doğru bir seçim yaptığımıza bir kez ikna oldum. Hugh
büyük bir özveriyle rolüne sarılmıştı, onun Leopold karakterine
senaryonun dışında kendinden de çok şey kattığına inanıyorum.”
Mangold,
Hugh’un 21. yüzyıla yolculuğundaki o kıpır kıpır heyecanı seyirciye
çok güzel yansıttığını da sözlerine ekliyor:
“Leopold,
dünyanın çok hızlı bir değişim döngüsüne girmesinden hemen önceki
bir süreçte yaşamış bir karakter, ayrıca asansörün kaşifi olarak,
farkında olmasa da kendisi de bu değişimin bir parçası. Ve geleceğe
yaptığı bu yolculuk sırasında rüyalarını gerçekleştirmeyi başardığını
öğrenmenin hazzını da yaşıyor.
Onu
diğerlerinden farklı kılan bir başka unsur, günün koşullarına ayak
uydurmakta gösterdiği esneklik. Sudan çıknış balık gibi ortalıkta
dolaşmak yerine çevresiyle iletişim kurmayı ve şartlara uyum sağlamayı
tercih ediyor.”
|