|
Poker
oyununu andıran bir ilişki...
Filmde mesleğinin baharındaki genç hırsız Jack rolünde Edward Norton kamera karşısına
geçti. " Primal Fear " adlı filmde başarıyla oynayarak Oscar'a aday gösterildiği
rolünün bir benzerini tekrar oynama fırsatını yakaladığını belirten genç aktör,
" Komplo " ile ilgili olarak şunları söylüyor:
" Jack
son derece hırslı bir genç... Hırsızların dünyasında iz bırakmak, belki de yeni
Nick olmak istiyor. Oldukça dikbaşlı bir genç olduğu halde yaşlı meslektaşı Nick'e
saygı duyuyor. “ Komplo ”daki rolümüzü oynarken Jack, Nick ve Max karakterleri
arasında çok farklı dinamikler oluşturmayı başardık sanıyorum. Zaten yapmak istediğimiz
de buydu. "
Nick'in
arkadaşı, akıl hocası ve Gümrük Binası soygununun kilit ismi Max rolünde ise Marlon
Brando oynadı. Ünlü aktör, filmde çizdiği karakteri ve üç erkek arasındaki ilişkileri
şu sözlerle açıklıyor:
" Max,
sanat eserleri satıcılığı yapan bir estetik uzmanı... Bir takım finansal nedenlerden
dolayı bu soygunun başarılı olmasına ihtiyacı var. O yüzden de diğer iki erkekle
uyum içinde çalışma durumunda kaldığını görüyoruz.
Aslında
üç hırsız arasındaki karmaşık ilişkiyi poker oyununa benzetebiliriz. Pokerde de
uyumlu görünen bir yanıltmalar zinciri söz konusudur. Herkes oyunu kazanmak ister
ama elini hemen göstermez. Diğerleri de bu ipuçlarından yararlanarak onu alt etmeyi
hedeflerler. Üç hırsız arasındaki karmaşık ilişki bu açıdan poker oyununu andırıyor."
Filmde
Diane rolünü Angela Bassett üstlendi. Hostes olan Diane, mesleği gereği tüm dünyayı
dolaşan bağımsız ruhlu ve kentli bir kadındır. Nick'i altı yıldan beri sevmektedir
ama ilişkileri boyunca aralarında saygıya dayalı bir sınır bırakmaya özen göstermişlerdir.
Nick en son soygununda başarılı olursa ve bu işlerden ayrılırsa ilişkileri yepyeni
bir aşamaya girecektir.
Angela
Bassett, filmde portresini çizdiği Diane'i şu sözlerle anlatıyor: " Diane bağımsız
bir kadın. Macerayı seven bir kişilik yapısı var. İlişkisini sürdürmek için bir
yüzüğe ya da eve ihtiyaç duymuyor. Nick'i sevmesinin nedeni ise, ondaki farklı,
sıradışı ve esrarengiz yapı...
Kısacası
filmin öyküsünde sözü edilen normal ve oturmuş bir yaşam oluşturmayı isteyen taraf
Diane değil... Sakin yaşamı Nick istiyor ama Diane, sevgilisindeki esrarengiz
havanın dağılabileceğinden endişe ediyor. "
Avrupa kentlerini çağrıştıran bir kent...
" Komplo
"nun çekimlerine 2000 yılının Mayıs ayında Kanada'nın Montreal kentinde başlandı
ve çekimlerin tamamı bu kentte yapıldı. Montreal'de bugüne dek birçok Amerikan
filmi çekilmişti ama genelde New York'un yerini tutacak bir kent olarak kullanılmıştı.
" Komplo "nun orada çekilmesinin nedeni ise, birçok açıdan Avrupa kentlerini çağrıştıran
bir görünüme sahip olmasıydı.
Yönetmen
Frank Oz, " Neden Montreal? " sorusunun cevabını şu sözlerle açıklıyor: " Nick,
hırsızlık faaliyetlerini Birleşik Amerika ve Avrupa'da sürdüren bir Amerikalı.
Sonra kendisini emniyette hissedeceği cennetine dönüyor. Montreal'de çok sevdiği
bir evi var. Mesleğindeki en son ve en büyük işine de burada kalkışıyor. Böylelikle
bu iş, yaşadığı kentte yaptığı ilk ve tek iş oluyor. "
Bir
soygun filminde en önemli mekan elbette ki soygun yeridir. " Komplo " projesinin
ilk günlerinde soygunun bir müzede yapılması düşünülmüş, senaryo da ona göre yazılmıştı.
Ancak mutlu bir rastlantı sonucunda senaryoda değişikliğe gidildi.
Montreal'de
mekan aramak için dolaşan Frank Oz ile yapımcılar, kentin tarihi kesimindeki bir
limanda dolaşırken Gümrük Binasını gördüler. Binanın görkemli görüntüsü karşısında
etkilenen Frank Oz, çekimlerin orada yapılmasına karar verdi. Bu kararın sonucunda
senaryodaki soygun yerinin değiştirilmesi yoluna gidildi.
Nick'in
NYC adını verdiği jazz kulübü için ise özel set inşa edildi. Montreal'deki bir
stüdyoda yapılan setin prodüksiyon tasarımlarını Jackson De Govia gerçekleştirdi.
Çekimler sırasında Mose Allison ve Cassandra Wilson gibi jazz'ın büyük isimlerinin
gerçek performansları da filme alındı.
" Komplo
" ile ilgili son sözleri Robert DeNiro söylüyor: "Rolü aldıktan sonra yönetmenimiz
Frank Oz, karşımda oynaması için Edward Norton'u istediğini söyleyince çok heyecanlanmıştım.
Sonra Angela Bassett aramıza katıldı. Ardından Marion Brando geldi. Onun büyüklüğü
asla tartışılamaz.
Kadromuz
gerçekten çok iyi oldu. Frank'e gelince... Birlikte çalışılması çok kolay bir
yönetmendi. Yeni fikirlere ve sorulara açık olması nedeniyle projeye hepimizin
katılımını sağladı. Yönetmenle oyuncuların elele vermesinin sonucunda ortaya çağdaş
bir soygun filmi çıktı."
|