|
Uçmak,
rüzgar gibi gitmek..
"Microcosmos"da
böcekleri inceleyen Jacque Perrin, bu kez de Kuşlar "Kanatlı
Uygarlık" adlı film ile kuşların peşine takılıyor..
"Filmi
izlerken seyirci kendini gerçekten de kuşlarla seyahat ediyormuş
gibi hissetmeli. Sinema izleyicisi bu görüntüleri nasıl elde ettiğimiz
sorusuna takılmamalı; onun yerine bu kuşlarla birlikte dünyanın
çevresinde uçtuğunu doğal bir şekilde hayal edebilmeli" düşüncesiyle
yola çıkan yönetmen bu amacı
Bu
sıradışı filmin büyük bir bölümünü yabanıl kuşların çekimleri oluşturuyor.
Yaklaşık 300 kişilik bir ekip, 1998'den 2001 yılına kadar "gökyüzü
göçmenlerinin" göç yollarını mevsimden mevsime dünyanın her
tarafında takip etmiş.
Dahası
hem yakın plan çekebilmek, hem de daha yoğun sahneler elde edebilmek
için kaz, ördek, turna ve leylek gibi tam elli farklı türden kuşun,
özel olarak inşa edilmiş bir kuş barınağında insan anne-babalara
alışmasına olanak sağlamış.
Bu
şekilde herhangi bir numaraya ya da bilgisayar animasyonuna başvurmadan,
nefes kesen güzellikte çekimler elde etmek mümkün olmuş.
Oysa
bir yapımcının en büyük kabusu çocuklar ve hayvanlarla ilgili film
çekmektir. Çünkü her ikisini de kontrol etmek imkansızdır. Kuşlar
ise özellikle söz geçirilemeyen hayvanlardandır. İşte bu yüzden,
Kuşlar "Kanatlı Uygarlık / Le Peuple Migrateur" dört sene
süren ve 450 kişinin üzerinde çalıştığı muhteşem bir proje.
Kuşların
gizemli dünyası
Yavrular,
bazen ebeveynleri bile olmadan, uçsuz bucaksız göklere kanat açıp,
tropik bölgelere uçmadan önce, kendi başlarının çaresine bakmayı
öğrenmek zorundadırlar. Binlerce kilometre uzaklıktaki belirli bir
noktaya, daha önce hiç uçmamış oldukları halde, yollarını şaşırmadan
varmalarını sağlayan gizemli güç nedir?
Göçmen
kuşların izlediği güzergah binlerce yıldır mevcudiyetini sürdürmektedir.
Kuşlar üredikleri yerlerdeki yaşam şartları zorlaştığında, başka
yerlere giderek daha uygun şartlar ararlar.
Çoğu
kez kuzey-güney ekseninde hareket ederler. Sonbahar yaklaştığında,
ılıman ya da kuzey iklimlerinde yaşayan kuşlar, daha yumuşak olan
tropikal bölgelere ve Ekvator'a yönelirler.
Albatroslar, azgın dalgaların üzerinden zarifçe süzülürken, uçamayan
penguenler inanılmaz mesafeleri yüzerek geçerler. Arktik kırlangıçlar
ise 20 000 kilometrelik en uzun göç yolunu kat ederler.
Aslında
her türün kendine özgü bir göç yolu vardır ve bu göç yolları az
ya da çok yukarıda belirtilen kıtalararası 4 güzergahtan birine
yakındır. Göç yolları, türün kendine özgü doğal geçmişini yansıtır.
Bu nedenle, söz konusu 4 güzergah pek çok çakışmayı, yoldan sapmaları,
dallanmaları içerir. Birbiriyle kesişen ya da birbirinden ayrılan
bu alt güzergahların sayısı kanatlı göçmenlerin sayısıyla doğru
orantılıdır.
Kuşlarla
birlikte kıta kıta gezerek edinilen 3 yıllık bu deneyim, sonuç olarak
kuşların gizemli dünyasına bir adım atmamızı sağlıyor.
Zorlu
Çekimler
Görüntü
yönetmeni Philippe Garguil çekimleri şöyle anlatıyor:
"Falkland Adaları'ndan birinde, 3 haftalık "Robinson Cruose"
yaşantısından sonra ekip çekimlere Peru'da devam etti. İki çekim
arasındaki fark son derece çarpıcıydı; hem iklim hem yöre hem de
kuşlar açısından büyük farklar vardı.
Alıştığımız
sevimli sinema arkadaşlarımız albatros ve penguenleri şiddetli rüzgarların
dövdüğü kayalık adalarda bırakıp, nemli, sık ve renkli bir bitki
örtüsüyle kaplı, vahşi kuşlara ev sahipliği yapan bu yöreye geldik.
Her
sabah bu kuşların yüzlercesi Tambopata Nehri'nin yukarı kısımlarındaki
uçurumun kıyısında buluşup, tıka basa balçık yiyorlar. Falkland
Adaları'nda taşlara yuva yapan dev petrellerden sonra burada ormandaki
kilolarca meyve ve tohumu hiçe sayıp, toprak yiyen kuşlar çıktı
karşımıza.
Bu
nedenle, ekibimiz bir haftayı Peru'nun sınır bölgesindeki Amazon
ormanlarında geçirmek zorunda kaldı. Uçurumun yamacına, ağaçlarına
arasına 37 metrelik bir kule inşa edildi. İnanılmaz bir gözlem noktası
oldu. Platformda olmak ayrıcalılı bir durumdu. Kuşlar bizi kendilerinden
biri gibi görüp, bizimle aynı yönde tünediler.
Çekim
için bulunan bir başka nokta nehrin üzerinde küçük bir adadaydı
ve bize papğan uçurumuna paralel bir konum sağlamıştı. Bir gün öncesinde
ve o gece çok yağmur yağdı. Bu küçük adaya ulaştığımızda, su yavaş
yavaşama sürekli olarak yükselmekteydi. Henüz oradan hiç çekim yapmamıştık
ama çekimin sonuna gelinmişti bile.v
Sular
dizlerimize kadar çıkmıştı ki nihayet papağanlar geldi. İki koltuk
arasına yerleştirdiğimiz kamerayı izole etmiştik. Çekimi iptal etmek
düşünülemezdi, çünkü kuşlar hala oradaydı.
Kamerayı
çevirirken, bir yandan da makara makara çekim yapıyordum. Odaklama
işinden sorumlu olan Christophe Pottier filmi mümkün olduğunca sırt
çantasına sakladı. lensi değiştirip, çok değerli 25-250 mm. Angénieux'mü
hala kuru olan çantalardan birinin ortasına koydum. Birdenbire gelen
dalga kameramı elimden alıp götürdü. Christophe'un iki eli de ağır
çantalarla doluydu. Çamurlu 25-250 mm.lik lensimi sudan çıkarabilmek
için dalmam gerekti.
iki
gün sonra, elimizde fotoğraf dolu kutularla çekimimize son verdik
ve bizi Lima'ya götürmek üzere bekleyen uçağa ulaşmak üzere tüm
ekipmanımızla Puerto Maldonado'ya döndük."
|