|
ÇİFTLİKTE
PARÇALANMIŞ BİR AİLE
Kısmen aile draması, kısmen de gerilim filmi olarak tanımlayabileceğimiz
"Signs"taki olaylar dizisi, annenin trajik ölümü sonucunda parçalanmış
bir ailenin görüntüleriyle başlar. Yapımcı Sam Mercer'in anlatımıyla
bu aile zor bir dönemeçten geçmektedir. Başlarına gelen felaket
sonrasında yepyeni bir yapılanmaya girmek zorundadırlar. Özellikle
de ailenin babası eski bir rahip olduğu için inancını sorgulama
durumundadır. Bunu yaparken hayatındaki öncelikleri değerlendirir
ve ilk aşamada ailesini korumanın birinci önceliği oluşturduğu kararına
varır.
Öykülerindeki doğaüstü unsurların varlığına karşın Shyamalan'ın
filmlerinde gerçekçilik olgusu hayati önem taşır. Yapımcı Kathleen
Marshall, Shyamalan filmlerindeki belirleyici özelliği şöyle anlatıyor:
"Night'ın filmlerinin bence en ilginç yanı, farklı temaların birbirine
paralel biçimde ilerlemesidir. 'The Sixth Sense'ten örnek verecek
olursam, ilk izleyişinizde bunun bir hayalet filmi olduğunu düşünürsünüz.
Ancak aynı filmi ikinci izleyişinizde aslında bir aşk öyküsü olduğu
ortaya çıkar. Aynı durum 'Signs' için de geçerlidir. Evet, bu bir
bilimkurgu filmidir ama aynı zamanda inançlar ve spritualizm üzerine
ciddi bir dramadır. Başka cümlelerle söylersem, bu film doğaüstü
bir olay karşısında yeniden biçimlenen insani duygular üzerine bir
çalışmadır diyebilirim."

Bu noktada sözü devralan Shyamalan, imzasını attığı filmlerin amacını
şu sözlerle dile getiriyor: "Doğaüstü konuları ele alan filmlerin
başlangıcında 'Bu filmde göreceklerinizin hiçbirisi gerçek değildir'
şeklinde bir ibareye yer verilir. Ben böyle bir uygulama yapmamaya
çalışıyorum. Amacım çok kötü koşullar altında kalan bir insanın
nasıl davranacağını olabildiğince derinlemesine incelemek. Seyirciye,
'Bunlar gerçekten olsaydı neler hissedirdin?' sorusunu yöneltmek
isterim. Böylelikle öykünün içinden duygusal gerçekliğin ta kendisi
zaten çıkacaktır."
GÖZLERİNİ AÇ, CEVAPLARI GÖRECEKSİN
Shyamalan sözlerine devamla, filmin isminin nereden geldiğini şöyle
açıklıyor: "Filmin ismi olan 'İşaretler'in kökenleri aslında katmanlar
arasında gizlidir. İki farklı anlamı olduğunu söyleyebilirim. Birincisi
bu ailenin tarlada bulduğu işaretler, diğeri ise dünyanın her köşesinde
var olan işaretler.Ayrıca biraz önce saydığım işaretlerin var oluşu
ve inanç kavramı üzerine bir çalışmadır."
Yapımcı Frank Marshall'ın bu konudaki düşünceleri ise şöyle: "Filmin
ismine, insanın gözlerinin açılmasını sağlayan bir işaret gibi bakabilirsiniz.
Graham karakterinin filmin başlangıcında kapalı bir karakter olduğunu
görürüz. Gerçeklik olgusuna sırtını dönmüş gibidir. Ailesinin durumu
da ondan farklı değildir. Bu nedenle filmin mesajlarından birisinin,
'Çevrende neler olup bittiğini anlamak istiyorsan gözlerini aç.
O zaman cevapları göreceksin.' biçiminde olduğunu söyleyibilirim."
Shyamalan'ın önceki filmlerinde kamera arkasında görev yapan ekiplerin
büyük çoğunluğu "Signs"ta da aynı görevi üstlendiler. Filmin yapımcılıklarını
Sam Mercer, Kathleen Kennedy ve Frank Marshall birlikte gerçekleştirirken
prodüksiyon tasarımlarını Larry Fulton hayata geçirdi. "Signs"ın
görüntü yönetmenliğini ise "The Sixth Sense"te de aynı görevi yapmış
olan Tak Fujimoto üstlendi.
BAŞROLDE MEL GIBSON
Bundan sonraki adım Hess ailesinin bireylerini hangi aktörlerin
canlandıracağının belirlenmesiydi. Eski rakip Graham Hess'i, eski
bir beyzbol oyuncusu olan kardeşi Merrill'i ve ailenin iki çocuğu
10 yaşındaki Morgan ile 5 yaşındaki kızkardeşi Bo'yu kimlerin oynayacağı
saptanacaktı.
Hem ailece hem de tek tek bireyler olarak yoğun deneyimler yaşayan
bu ailenin öyküsünü en iyi şekilde anlatabilmenin tek yolu, birbirleriyle
uyum sağlayabilecek en iyi oyuncuların bulunmasından geçiyordu.
Shyamalan bu noktadaki ilkelerini şu sözlerle özetliyor:
"Aktörler herşeyden önce senaryoya inanmalı. Bu bazılarına aptalca
gelebilir. Oyuncuların bu işi para için yaptığı, anlatılan öyküye
mutlaka inanmasının gerekmediğini ileri sürenler çıkabilir. Böyle
düşünen aktörlere saygı duyarım ama onlar için yapabileceğim bir
şey yok. Rolü onlara veremem. Bu filmde kendilerini tamamen filme
adayan oyuncularla çalıştığım için şanslı hissediyorum."
"Signs"ta ailenin babası Graham Hess rolünde Mel Gibson kamera karşısına
geçti. Ünlü aktör bu filmde neden oynamak istediğini şu sözlerle
açıklıyor:
"Herşeyden önce senaryonun kompleks yapısı çekici geldi. Olay örgüsünün
çok iyi yapılandırılmış olması nedeniyle hayal edemediğim hiçbir
ayrıntı yoktu diyebilirim. Gizem boyutu öylesine güçlüydü ki, senaryoyu
okudukça bir adım ilerisini merak etmeden yapamıyordum. Karmaşık
bütünün parçaları bir araya geldikçe karakterleri aşama aşama anlamaya
başlıyorsunuz. Bence bu harika. Çünkü gerçek yaşamda da insanları
parça parça öğrenebiliyoruz."
Mel Gibson'ın filmde üstlendiği rol ile ilgili düşünceleri ise şöyle:
"Bu filmde spritüalizm ve inançlar anlatılıyor. Graham kendisine
rahip denilmesine inatla karşı çıkan bir din adamı. Çok geçmeden
onun din ve inançlar konusunda ciddi kuşkuları olduğunu anlıyorsunuz.
Hayatını altüst eden bir deneyim yaşayınca yıkılarak kendisini dünyaya
kapatmış. Neler olup bittiği konusu filmin başlangıcında çok net
değil. Ancak buna rağmen davranışlarına bakarak onun neden bu kadar
kırılgan olduğunu anlamaya başlıyorsunuz."
JOAQUIN PHOENIX NELER SÖYLEDİ
Graham'ın eski beyzbol oyuncusu kardeşi Merrill'i ise "Gladiator"deki
başarılı performansıyla Oscar ödülüne aday gösterilen Joaquin Phoenix
canlandırdı. Night Shyamalan ile New York'ta bir restoranda tanışan
genç aktör, filmle ilgili olarak görüştükleri o günle ilgili izlenimlerini
şu sözlerle açıklıyor:
"Filmin isminin ne olduğunu sordum. 'Signs' olduğunu söyledi. Öncelikle
ailenin çiftlikte karşılaşacağı esrarengiz şekillerin tanımlamasını
yaptı. Ardından senaryoyu okurken mecazi anlamlar bütün açıklığıyla
gözümün önünde canlandı. Bu zaten Night'ın uzmanlık alanıdır. Senaryolarında
öylesine otantik karakterler getirir ki, hepsinin kendisine özgü
bakış açıları olduğu halde oradaki dünyayı herşeye rağmen tam olarak
hissedebilirsiniz."
Ağabeyi ve iki yeğeniyle birlikte yaşayan Merrill Hess'in, spordaki
başarısız kariyerinden kaynağını bulan melankolik bir dünyası vardır.
Joaquin Phoenix bu karakterin özelliklerini şöyle anlatıyor:"Merrill
bir zamanlar oynadığı yerel beyzbol ligi rekorunu elinde tutuyor.
Ancak aynı zamanda başarısızlık rekorları da onda. Bu tür çelişkiler
yüzünden çok ağır baskı yaşadığını görüyoruz. Yaşamını enine boyuna
değerlendirerek yeniden kurmaya çabalıyor. Bu küçük kasabaya geri
dönüşünün nedenini merak ediyor. Çok büyük hedeflerle başlayan spor
yaşamının dar çerçeveye sıkışıp kalmasının sebebini bir türlü çözemiyor."
Ağabey Graham Hess ile kardeşi Merrill'i canlandıracak iki aktörün
bulunmasından sonra sıra ailenin iki çocuğunun portresini çizecek
küçük oyuncuların bulunmasına geldi. 10 yaşındaki Morgan rolünde
"You Can Count On Me" adlı filmdeki başarısıyla dikkat çeken Rory
Culkin kamera karşısına geçerken, 5 yaşındaki kız kardeşi Bo rolünde
ise Abigail Breslin oynadı.
"Night şimdiye kadar çalıştığım en iyi yönetmen" diyen küçük aktör
Rory Culkin, "Signs"taki rolüyle ilgili olarak şunları söylüyor:
"Bugüne kadar böylesine zor bir filmde oynamamıştım. Aynı zamanda
oynadığım en iyi ve en zor film oldu bu... Ama en iyiyi yapmak her
zaman çok zordur. Ayrıca yedi erkek çocuğun olduğu bir ailenin en
küçük oğlu olarak Abby ile birlikte çalışmaktan mutlu oldum. Şimdiye
kadar hiç kızkardeşim olmamıştı. Onunla çok iyi anlaştım."
Yapımcı Kathleen Kennedy, 5 yaşındaki Abigail Breslin'i büyük bir
keşif olduğunun altını çizerek, "Bu onun ilk filmiydi. Görüntülerde
izleyeceğiniz gibi olağanüstü tatlı bir kız. En zor repliklerin
bile üstesinden gelmeyi başardı. 5 yaşındaki bir kız çocuğunun bütün
özelliklerini yansıtmayı bildi."
Filmin kaydadeğer rollerinden birisi de, hayatlarının en önemli
noktasında aile ile sıkı bağlar kurmayı başaran devlet görevlisi
Caroline Paski karakteriydi. Bu rolde sahne sanatçısı Cherry Jones
kamera karşısına geçti. İyi bir sinema izleyicisi olmadığını kabul
eden Cherry Jones, Shyamalan'ın "The Sixth Sense"ini gördüğünde
hayran kaldığını belirterek şunları söylüyor: "Öyle çok etkilendim
ve onun oluşturduğu atmosferi öyle çok beğendim ki, herşeyi son
derece inanılır biçimde yaratmıştı. Bu yüzden 'Signs' için teklif
geldiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Filmde kamera karşısına geçen
oyuncular arasında sadece benim farklı bir altyapım vardı. Senaryodaki
diyalogların son derece içten olması karşısında kendimi tiyatro
sahnesinde olduğu kadar rahat hissettiğimi söyleyebilirim."
Önceki filmlerinde küçük rollerde kamera karşısına geçen Night Shyamalan
bu geleneğini "Signs"ta da devam ettirerek ailenin komşusu Ray Reddy
rolünde oynadı.
|