|
Üç
yıldızlı general Irwin’in (Robert Redford) görkemli kariyerinin
son durağı hapishane olmuştur. Askeri mahkemede yargılanan ve rütbesi
sökülen Irwin, suçlu bulunması üzerine hapis cezasına mahkum edilir
ve cezasını çekmek üzere, Albay Winter’ın (James Gandolfini) demir
yumrukla yönettiği yüksek güvenlikli askeri hapishaneye gönderilir.
Albay
Winter, bir zamanların efsanevi generaline ilk günlerde saygı duyar,
ama uyguladığı yöntemler konusunda generalle arasında sürekli bir
çatışma başlar. Bunun üzerine generale duyduğu saygının, önce küskünlüğe,
sonra da açık düşmanlığa dönüşmesi kaçınılmaz olur. Winter’ın Irwin’i
dize getirmek amacıyla geliştirdiği bütün taktikler sonuçsuz kalır;
hatta generalin direncini artırır ve hapishanedeki diğer mahkumların
da onun yanında yer almasına yol açar.
Artık
Irwin’in yeni bir misyonu vardır: Hapishanenin kontrolünü ele geçirmek
ve Winter’ın komutanlıktan düşmesini sağlamak. Askeri hapishaneye
kapatılan bu insanlara artık asker olmadıkları söylenmiştir ama
onlar hala bir savaşı sürdürebileceklerini kanıtlamak üzeredirler.
“
Son Kale ”nin yönetmenliğini, geçtiğimiz yılın eleştirmenler tarafından
çok beğenilen politik gerilim çalışması “ The Contender ”ın yönetmeni
Rod Lurie üstlendi. Filmin başrollerinde Robert Redford, James Gandolfini,
Mark Ruffalo, Clifton Collins Jr, Steve Burton, Brian Goodman’dan
oluşan güçlü bir oyuncu kadrosu kamera karşısına geçti. Senaryosunu
David Scarpa’nın öyküsünden yola çıkarak David Scarpa – Graham Yost
ikilisinin yazdığı filmin yapımcılığını Robert Lawrence gerçekleştirdi.
“ Bir liderin DNA’sı nasıldır? ”
“Bir lideri lider yapan nitelikler nelerdir? Deyim yerindeyse, bir
liderin DNA’sı nasıldır?” “ Son Kale ”nin yönetmeni Rod Lurie, filmin
ana temasını özetlerken yola çıktığı soruların bunlar olduğunu söylüyor.
Liderlik
vasıfları askeri mahkemedeki yargılama sırasında test edilen ve
sonuçta askeri hapishaneye gönderilen bir generalin öyküsünü anlatan
orijinal senaryonun esin kaynağı, gerçek yaşamdaki bir askeri efsanenin
öyküsünü anlatan klasik bir film oldu. Sözünü ettiği klasik filmin
“ Patton ” olduğunu belirten senaryo yazarı David Scarpa, “ Bir
savaş filmi senaryosu yazmayı hep istedim ama günümüzde geçen bir
öykü olmalıydı ” diyor ve devam ediyor:
“
Bir gün ‘Patton’u izlerken aklıma bazı sorular takıldı. Efsanevi
bir general yargılansaydı ve suçlu bulunup hapishaneye gönderilseydi
ne olurdu? Orada kendisinden daha küçük rütbeli bir subayın kontrolü
altına girmek zorunda kaldığını düşününce aklıma gelen ilk soru,
‘ Bu durumda kim kimi selamlayacak? ’ oldu.
Egoların
çatışmasının ortaya çıkaracağı durumun böyle bir filmin temelini
oluşturabileceğinin farkına vardım. Her iki tarafın da ‘ şah ’ olmayı
hedeflediği psikolojik bir satranç oyunu gibi olabilirdi. Bu film,
hapishaneden kaçmak için çalışan mahkumları konu almayacaktı. Orada
kontrolü ele geçirmek için mücadele verenleri işleyecekti... ”
Scarpa’nın
getirdiği fikri dinleyen yapımcı Robert Lawrence, “ Bu senaryo taslağı
bana birkaç sebepten çekici geldi ” diyor ve bu sebepleri şu sözlerle
açıklıyor: “ Birincisi, bir günahın kefaretinin ödenmesini konu
alan ve insan ruhunu yücelten öyküleri severim. Bu öykü herşeyden
önce yaşamlarının bir noktasına kadar idealist olabilmiş insanları
temsil eden bir dünya üzerinde odaklanıyor. Bu insanlar en azından
orduda hizmet vermek için imza atabilecek kadar idealist olabilmişler.
Ancak
sonradan yaşamlarının akışı bir şekilde yanlış yönlere sapmış ve
kendilerini bu koşullar altında bulmuşlar. Herşeye rağmen, hala
büyük cesaret ve onura sahipler. Askeri mahkemede yargılanan generalde
cesaret ve onur gibi duygular yeniden uyanıyor ve hapishanede yöneticisi
konumundaki Albay Winter ile çatışması sonucunu getiriyor.
General
Irwin, işlediği suçların bedelini ödeme zorunluluğu söz konusu olduğunda
her insanda bununla baş edebilme gücü bulunduğuna inanmakta ve hapishanedeki
mahkumların iyiliği için çabalamaktadır. Buna karşılık Albay Winter
tam tersini düşünür. Kendisinin onurla taşıdığı üniformayı kaybetmiş
oldukları için mahkumları küçük görmekte ve o üniformanın onuruna
layık olmadıklarına inanmaktadır. Bunun altında iradelerin çatışması
yatmaktadır.
Yönetmen de asker...
“Son Kale”nin final senaryosunun yazımının gündeme geldiği aşamada
devreye emektar senaryo yazarı Graham Yost girdi. Yost, daha önce
HBO’nun “ Band of Brothers ” adlı mini dizisinin senaryosunu da
yazmış olduğu için askeri konularda deneyimliydi.
“Son
Kale” gibi bir filmin yönetmen koltuğuna oturacak yönetmenin de
birtakım özel nitelikler taşıması gerekiyordu. Bu noktada Rod Lurie’nin
diğer Hollywood yönetmenlerinde bulunmayan bir özelliği vardı.
Günümüz
yönetmenleri arasında silahlı kuvvetlerde hizmet vermiş tek yönetmen
olmasının yanı sıra, West Point olarak da bilinen ABD Askeri Akademisi’nden
mezun olmuş tek yönetmen özelliğini taşıyordu. Lurie’nin West Point’te
aldığı eğitim ve ardından gelen askeri deneyimi, öyküde sözü edilen
iktidar savaşını kavramasına yardımcı oldu.
“Bu
filmi Rod’un yönetmesi gerçek bir armağandı” diyen yapımcı Lawrence
devam ediyor: “Askeri altyapısının olması sayesinde karakterlerin
düşünce yapısını ve çatışma durumunda başvurulan belirli değerleri
kolayca anlayabildi. Böylelikle de askerleri canlandıran aktörlerin
inandırıcılığına önemli katkılar sağladı. Ayrıca film yapımcısı
olarak da aktörlerle çalışma konusunda harika bir birikimi ve çok
güçlü bir görsel stili vardı. Bunların bir araya gelmesiyle, film
için ideal yönetmen oldu.”
|