bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler

Tabii, arz-talep noktasında karşı cevapların gelmesi olası. Ama şu soruyu kendimize sorarak, bu, belki de bir kolaya kaçma yolu olarak gördüğümüz olguya farklı bir gözle bakabiliriz: Hem geniş kitlelere seslenen hem de sanatsal ve toplumsal kaygısını koruyabilen popüler filmler yapılabilir mi ? Ve bunun için Türk sinemacıları, yeterli kapasiteye sahip mi?

Bu ay, “Ayın Konuğu” bölümünde misafir ettiğimiz Suha Arın, Türk sinemasının sorunlarını, çağdaş eğitimin yetersizliği, kurumsallaşmanın olmaması ve sinemanın ehliyetsiz kişilerin elinde olması olarak özetlerken, geleceğe yönelik hiç de umutla bakmıyordu. Kendine yabancı olan bir toplumun, öncelikle, tabiri cairse at gözlüklerini çıkarması ( benim yorumum )ve bu şekilde kendini tanımaya çalışması gerektiğini savunan Arın, aksi taktirde herhangi bir gelişmenin söz konusu olamayacağı iddia etti.

Yılların yönetmeni, bunun için de çağdaş eğitimin en başlıca koşul olduğunu vurguluyor. Fakat iyimser bakıp, bu tür gelişmelerin olacağını umsak bile, yine de Türk sineması diye bir şeyden söz edemeyeceğimizi söylüyor Suha Arın ve nedenini şöyle özetliyor: “Çünkü o zamana kadar düzeltecek bir şey kalamayacak.” Televizyon oyuncuları ve tekniğini kullanarak bir yere gelmeye çalışan sinemamızın, kişiliğini kaybettiği gerçeğini görmemiz gerekiyor galiba.

Gelecek konusunda iyimser olmayan bir başka yönetmen ise, son filmi “Filler ve Çimen” ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde üçüncü olan genç kuşak yönetmen Derviş Zaim. Zaim, Arın’ın da vurguladığı gibi, kurumsallaşma eksikliğinin yanı sıra 1989 yılında tepemize çöreklenen yabancı dağıtım şirketlerinin, Türk sinemasının atar damarını kestiğini düşünüyor. Yönetmen, bireysel çabaların ötesine geçemeyecek olan sinemamızın genç kuşak yönetmenleri için kurtuluş yolunu, kamera ve kurgu teknolojisinde yapılacak gelişmeler olduğunu belirtiyor.

Bu unsuru yılların yönetmeni Atıf Yılmaz’a sorduğumuz vakit, bu teknolojiyi kullanmak için gerekli para ve bu parayı bulsanız bile sinemalara aktaracak olanağı nasıl bulacağımız sorusunu yüzümüze çarpıyor. Kısacası, zaten bir kurum dahi olamayan Türk sinemasının, küçük alanlardaki bireysel zaferlerin dışına çıkması beklenmiyor. Fakat şimdi de şu soru akla geliyor: Giderek yozlaşan bir sinemada, bu dar alanlar daha ne kadar süre hayatta kalabilir?

Aslında, tartışma pek çok noktaya uzatılabilir. Fakat bizim burada vurgulamak istediğimiz, “Abuzer Kadayıf” ve onun gibi filmlerin sürpriz olmadığı ve bu tarz filmlerin, bir trendin talebe ve bu talebin şekillenmesinde önemli bir payı olan toplumsal hayat ve kurumların doğasına uygun olarak gelişmesinin sonucu olarak görülmesi gerektiğidir. Böylece Antalya festivallerinde bu seneki gibi iç karartıcı tabloları yadırgamadığımızı ve gelecek yıllarda da bu tip tablolarla karşılacağımızı söyleyebiliriz.

Görünen köy, kılavuz istemiyor...

 
   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 



 

| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com