Pop
ve caz klasikleri eşliğinde, çarpıcı Las Vegas portreleriyle oldukça
etkileyici bir atmosfer sunan " Las
Vegas' ta Aşk ", şiddet ve iletişimsizliğin hakim olduğu,
çaresizlik ve umutsuzluk içerisinde kaybolan şizofrenik insanların
yaşadığı ve herşeyden önemlisi aşkın, tutku ve cinsel dürtüler karşısında
bozguna uğradığı bir dünyada, aşkın kaderine karşı verdiği mücadeleyi
ele alıyor.
Tabii
bütün aşk filmleri, alışılmış kalıplarda iki yetişkin karşı cins
arasında yaşanan aşklarla sınırlı değil. Mesela orijinali Stanley
Kubrick tarafından 1962 yılında çekilen, ama sansür yüzünden
izlenme şansı bulamayan " Lolita
", yetişkin bir adamın 12 yaşındaki bir kıza olan aşkını konu
alıyor. Ünlü yazar Vladimir Nabokov' un aynı adlı romanından uyarlanan
" Lolita ", 1998 yılında Adrian Lyne tarafından beyaz
perdeye tekrar uyarlandı.
1947 yılında New England'da geçen hikayeye göre, edebiyat profesörü
olan 45 yaşındaki Humbert, evinde kiracı olarak kaldığı Charlotte
adlı aşifte bir kadının 12 yaşındaki güzel ve alımlı kızı Dolores'
e gönlünü kaptırıyor. Küçük kıza olan aşkı, giderek karşı konulmaz
bir tutkuya dönüşen Humbert, küçük kızın annesinin ölmesini fırsat
bilerek kıza üvey babalık yapmaya başlıyor. Jeremy Irons ile Lolita'
yı canlandıran Dominique Swain'in, psikolojik gerilimi yansıtan
başarılı kompozisyonları, her şeye rağmen, muhafazakar sınırları
zorlamasından ötürü, fazla ilgi görmüyor.
Bir
diğer sıradışı aşk öyküsü ise, yönetmenliğini Stephen
Frears' ın üstlendiği " Benim
Güzel Çamaşırhanem " ( My Beautiful Laundrette ). Londra'
nın alt sınıf insanlarının yaşadığı bir bölgede, Pakistanlı genç
bir adamla bir İngiliz sokak serserisinin aşkını konu alan film,
ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmışlığın bir sonucu olarak körüklenen
aşırı muhafazakarlık ve ırkçılığa rağmen ve en önemlisi kimliklerinin
eşcinsellik kıstası altında belirlenmesine izin vermeden eşcinsel
bir aşkın var olabileceğini göstermeye çalışıyor. Filmde, şu sıralar
sesi soluğu çıkmayan Daniel Day Lewis, oldukça etkili bir eşcinsel
portresi çiziyor.
Son
yılların en etkileyici aşk hikayesinin, yönetmenliğini Anthony Minghella'
nın üstlendiği ve başrollerinde Ralph
Fiennes, Kristen Scott Thomas ve Juliette
Binoche' un yer aldığı " İngiliz
Hasta "ya ( The English Patient ) ait olduğunu iddia etmek
mümkün. En İyi Film dalında Altın Küre ve Oscar ödüllerinin sahibi
olan 1996 yapımı " İngiliz Hasta ", 2. Dünya Savaşı sırasında
Afrika' nın uçsuz bucaksız çöllerinde yaşanan tutkulu bir aşk hikayesini
konu alıyor.
Bir
arkeoloji gezisi sırasında tanıştığı evli bir kadın olan Beth' e
sırılsıklam aşık olan Bill adlı bir yazar, aşkını dizginleyemeyerek,
sevgilisinin ve ardından kendisinin ölümüyle son bulacak trajik
bir hikayenin başlamasına neden olur. Oldukça etkileyici çöl manzaraları
eşliğinde, Bill' in hayata olan pesimist bakışını doğrularcasına,
giderek umutsuz bir hale gelen bir aşkı ele alan " İngiliz
Hasta ", biri mağarada diğeri ise harabe bir binada can veren
iki aşığın ölümüyle, bir anlamda savaşın ardından meydana gelen
ve asla tamir edilemeyecek olan yıkımı gözler önüne seriyor.
Söz
Juliette Binoche' dan açılmışken,
Fransız sinemasının aşkla özdeşleşen birkaç kadın oyuncusundan biri
olan bu güzel ve yetenekli oyuncudan bahsetmemek olmaz. Başrolünde
Juliette Binoche' un yanı sıra Denis Lavant ve Klaus-Michael Gruber'
in yer aldığı " Köprü Üstü Aşıkları
" ( The Lovers on the Bridge ), hiç şüphesiz, sıradışı karakterleri
ve hikayesiyle unutulmayan aşk filmlerinden biri.
Yönetmenliğini
Lnos Carax'ın üstlendiği film, Paris'in en güzel köprülerinden biri
olan Pont-Neuf köprüsünde yeşeren bir aşk hikayesini konu alıyor.
Gerçek hayatın katı mantığından usanan genç bir sanatçının, sokaklarda
yaşamaya karar vermesiyle birlikte, kendisi için önceleri bir çılgınlık
ve kurtuluş olarak gördüğü bir sokak adamına zamanla aşık olmasını
konu alıyor.
|