Oscar Amca'nın Yeğenleri
Oscar
adaylarının açıklanmasıyla ilgili basında çıkan haberlerin hemen hepsinin "
Merakla beklenen adaylar... " diye başlaması açıkçası pek de gerçeği yansıtmıyor.
Son birkaç yıldır, özellikle oyuncular tarafından dile getirilen " piyasada
iyi senaryo yok! " gibi serzenişlerle kimi zaman su yüzüne çıkan ve bizim
gibi Amerikan filmlerine endeksli sineması olan ülkelerde belirgin bir şekilde
hissedilen " nitelikli film verimsizliği " olgusunu düşünürsek, başta
film eleştirmenleri olmak üzere sinemaseverlerin tahmin ve merak konusunda hararetli
bir halet-i ruhiye içinde olduğunu söyleyemeyiz.
Zaten geçtiğimiz
birkaç Oscar törenine baktığımızda, en son " Amerikan Güzeli " olayında
olmak üzere değerli ödüllerin hep aynı filmlere gittiğini görebiliriz. Ayrıca
Oscar öncesi adeta bir nabız yoklama işlevi gören Altın Küre sonuçlarını ve İngiliz
Akademisi Ödülleri adaylarını akla getirdiğimizde, bu yılın Oscar adaylarını tahmin
etmek noktasında falcı ya da sinema duayeni olmaya gerek olmadığını iddia edebiliriz.
Her ne kadar oldukça karamsar bir giriş yazısıyla başlasak da, şurası da bir gerçek
ki, Oscar, kelimenin hem gerçek hem de mecazi anlamında tam bir " kuraklık
" yaşayan ülkemiz için hayat kurtarıcı bir mahiyet taşıyor. Nitekim Oscar
adaylarının açıklanmasını bekleyen saygıdeğer dağıtımcılarımız, Mart ayına doğru,
iyi filmleri ellerinde tutarak bizi salya sümük bırakan " stokçuluk "larından
vazgeçecekler ve bizler de hasret kaldığımız iyi yapımlara kavuşacağız.
Hemen şunu
belirtelim ki, Amerikan filmlerindeki bu kalitesizlik başka bir açıdan olumlu
karşılanabilir. " Dar Alanda Kısa Paslaşmalar ", " Balalayka ",
" Filler ve Çimen " ve özellikle " Vizontele " gibi iyi filmler,
bu verimsizlikten fırsat bularak beklemedikleri bir seyirci akınıyla karşı karşıya
kaldılar. ( Tabii bu filmlerin seyirciden rağbet görmesini, yalnızca piyasanın
durgunluğuyla açıklanamayacağını ama, bu unsurun da göz arda edilemeyeceğini vurgulamak
isterim. )
Oscar
olarak adlandırılan heykelciğin, bir film makarasının üzerinde duran ve görkemli
kılıcıyla mağrur bir bakış fırlatan bir şövalye olduğunu hesaba katarsak, Oscar
töreninin bir sövalyelik töreni olduğunu iddia edebiliriz. Tabii burada şövalye
olan filmlerden ziyade, şövalyelik kurumunun ayakta kalmasını sağlayan yapım şirletlerinin
okşanması unsurunun ön planda olduğunu belirtelim.
Nitekim her Oscar töreni " American Beauty " ( Amerikan Güzeli ) ile
geçen senenin galibi olan ve bu sene " Gladiator " ( Gladyatör ) ile
oldukça iddialı gözüken Draemworks, " The Cider House Rules " ( Tanrının
Eseri, Şeytanın Parçası ) ile geçen sene kaybeden ve benzer bir anlatıma sahip
" Chocolat " ( Çikolata ) ile bu sene şansını deneyen Miramax ya da
" Erin Brockovich " ( Tatlı Bela )li Universal ve " Crouching Tiger,
Hidden Dragon " ( Kaplan ve Ejderha ) ile kapışmaya hazır Sony Pictures gibi
belli başlı yapım şirketlerinin karşılıklı mücadelesine tanık oluyor.
Ödüllerin
dağıtımında da Amerika'nın ulusal politikası olan " denge siyaseti "nin
önemli bir rol taşıdığını söyleyebiliriz. Bu nedenle Akademi'nin karar mekanizmasının,
bir nebze de olsa, yurdumuz politikasının dinamiğini teşkil eden, amca-yeğen ilişkisine
dayandığı iddiası pek de yanlış olmasa gerek. Bu noktada Akademi törenini, Oscar
amca tarafından sıvazlanmayı bekleyen şımarık yeğenler mücadelesi olarak karikatürize
edebiliriz.
Her ne
kadar Oscar'ın perde arkası, Akademi üyelerinin kimlerden seçildiği ve bu üyelerin
hangi koşullarda filmleri izlediği noktasındaki muğlaklık göz önüne alınırsa,
pek de şeffaf olmasa da, aday filmlerin hakkını da yememek ve Amerikan sinemasına
reddiyeci bir tutum sergilememek gerekiyor. Tabii aday filmlerin, sezonun en iyi
filmleri olmadığını, sadece güçlü yapım-dağıtımcı firmalar kanalıyla geniş bir
izlenme olanağına sahip filmler içerisindeki en iyiler olduğunu ve başta Akademi
olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından saygı görülmenin bir filmin iyi olarak
nitelendirilmesi için yeterli olmadığını unutmayalım.
|