bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler

Şöyleşi
İşaretler

"Gişe hasılat rakamları umurumda değil. Ben bağlantılara bakarım. Filmlerimin bir fenomen, kültürel fenomen olmasını istiyorum. İzleyici kendisini filmdeki o mekanlarla, insanlarla ve anlatılanlarla bağlantılı hissetmeli..."

Hollywood yaz aylarını devam filmleri sayesinde dolgun gişe rakamlarıyla mutlu geçirdi. Yaz döneminin en büyük sürprizi ise Philadelphia'da yaşamını sürdüren M. Night Shyamalan'dan geldi. Hint asıllı yönetmen üç yıl önce "The Sixth Sense" ile yakaladığı başarının rastlantı olmadığını yeni çalışması "Signs - İşaretler" ile kanıtlarken geleceğin en büyük öykü anlatıcılarından olacağını da kanıtladı. "Signs"ın perde arkasındaki adama yakın bakış...

Bugün 31 yaşında olan M. Night Shyamalan (Soyadı Sha-la-mon olarak okunmalı), Bruce Willis'in bir psikoloğu canlandırdığı "The Sixth Sense - Altıncı His"si çektiğinde 28 yaşındaydı. Küçük aktör Haley Joel Osment ise hayaletler tarafından kuşatılan korku dolu küçük çocuk rolündeydi. Akıllardan kolay kolay çıkmayacak görkemli final sahnesiyle dikkat çeken film, dünya çapında 700 milyon dolara yaklaşan hasılat rakamıyla son yılların gişe rekortmenlerinden birisi oldu.

"The Sixth Sense" birçok açıdan önemli bir filmdi. Herşeyden önce yaz döneminde sinemaya giden izleyicilerin küçümsenmesi gerekmediğini ortaya koymuştu. Shyamalan'ın yeni filmi "Signs"ta başrol oynayan Mel Gibson, "The Sixth Sense"in gücünün nereden geldiğini şu sözlerle yorumluyordu: "O film ölmüş insanlar üzerine bir çalışmaydı. Neresinden bakarsanız bakın sağlam bir yapımdı. Night'ın asıl gücünün kaynağı, bir öyküyü nasıl anlatacağını çok iyi bilmesindedir. Deyim yerindeyse seyirciyi kaşıkla beslemez, onları aptal yerine koymaz."

Shyamalan'ın "The Sixth Sense"in ardından gelen filmi "Unbreakable" adını taşıyordu. Başrolünde Bruce Willis'in oynadığı o filmin gişe başarısı çok parlak olmadı ve hayal kırıklığı yarattı. Ancak başrolünü Mel Gibson'a verdiği üçüncü filmi "Signs - İşaretler"in Kuzey Amerika sinemalarında ulaştığı hasılat rakamlarıyla yeniden eski formuna kavuştuğunu belgeledi.

Shyamalan'ın filmlerini mercek altına aldığımızda 70'li yılların ünlü yönetmenlerinin hepsinden birer parçayı kişiliğinde barındırdığını görürüz. Ancak onun idolleri Fellini, Bergman ve Kurosawa gibileri değildir. Esin kaynağını daha çok Hitchcock, Lucas ve Spielberg'den alır. Örneğin "Signs"taki ürpertici sahneler akla hemen Hitchcock'u getirir.

Ancak Shyamalan'ı mutlaka bir yönetmene benzetecek olursak Spielberg'in gençlik yıllarına daha yakın düştüğü ortaya çıkar. Başrolde çocuk aktörleri oynatmasıyla, orta sınıf Amerikan ailesi yaşam tarzından etkilenmesiyle Spielberg'in gençlik yıllarını çağrıştırdığını söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Bunlara bir de tıpkı Spielberg gibi 10 ile 100 yaşları arasındaki tüm seyirci kitlelerine ulaşmayı hedeflemesi de eklenebilir.

Shyamalan şu anda Hollywood'un en çok kazanan senaryo yazarlarından birisi... Disney ona "Signs"ın senaryosunu yazması için 5 milyon; yönetmesi için de 7,5 milyon dolar ödedi. Bundan sonraki hedefi ise Shyamalan ismini Hollywood'da bir marka haline getirmek. Bu konuda da Spielberg'i örnek aldığı gözleniyor. Hedefi her yeni filminin açılış haftasında izleyicilerin sinemaya Mel Gibson'ı ya da Bruce Willis'i izlemek için değil, bir Shyamalan filmi olduğu için gitmesini sağlamak...

"Signs - İşaretler"de karısını trajik bir olay sonucunda kaybeden Graham adlı eski bir rahibin yaşadığı gerilim yüklü bir öykü anlatılır. Karısını kaybeden rahip bu olay sonrasında inançlarını yitirmiştir. Evliliğinden geriye kalan iki oğlu ve kardeşiyle birlikte Pennsylvania'daki çiftliğinde yaşamaktadır. Bir gün çiftliğindeki tarlada daire şeklindeki tuhaf işaretleri gördüğünde aklına ilk gelen, dünya dışı varlıkların işgal hareketini başlattığı olacaktır.

Tüm Shyamalan filmlerinde olduğu gibi "Signs"ta yine aile, ebeveynlik ve kendini yenileme gibi kavramların ön plana çıktığı görülüyor. Tüm bu kavramlar her yeni sahnede kendimizi daha yakın hissettiğimiz hatasız bir uyarı tekniğiyle çekilmiş.

JAMES BOND'UN MOJO'SUNA KARŞI MÜCADELE:


Hollywood'un çok da güzel filmler yapmadığı son dönemde Shyamalan'ın kariyeri özellikle büyük önem kazanıyor. Hollywood'da bugünlerde en azından yeni birşeyler yok. Yaz sezonu daha önceden var olan konseptler ve karakterler üzerine inşa edilmiş devam filmleriyle başladı. Böyle bir ortamda seyirci sayısının yüzde 15 artmış olmasını elbette kutlamak gerekir. Devam filmlerinin gördüğü bu ilgi, geniş seyirci kitlelerine yönelik film yapan şirketlerin yeni şeyler denemeyeceği, radikal olma adına yeni birşeyler yapmayacağı anlamına da geliyor.

Ancak oturduğu yerde oturmayıp yeni şeyler denemeyi göze alanlar da yok değil. "Signs"ın yapımcıları değişik bir soluk denemekle yetinmeyip gösterim tarihini belirleme konusunda da radikal davrandılar. Öyle bir tarih seçildi ki, James Bond'un mojo'sunu ödünç almış görünen "Austin Powers in Goldmember" ve "XXX" gibi iki iddialı filmle aynı günlere denk geliyordu. Hatta "XXX"in açılışının "Signs" ile aynı günde olması planlanmıştı. Ancak "XXX"în yapımcıları sonradan bundan vazgeçerek gösterim tarihini bir hafta ileriye atmak zorunda kaldılar.

"Signs"ın yönetmeni Shyamalan bu konuyla ilgili olarak, "Endişelendiler, kesinlikle korktular" diyor."Signs"ın yapımcısı Disney Stüdyolarının başkanı Richard Cook ise, Shyamalan'daki cesareti takdir ettiğini şu sözlerle vurguluyor: "Shyamalan yarışmayı sever. Başarısının en önemli nedenlerinden birisi bu sanırım."

HİNDİSTAN'DAN ABD'YE ÇOCUKLUK YILLARI


M. Night Shyamalan, Hindistan'ın Pondicherry kasabasında dünyaya geldi. Doğduğu sırada annesiyle babasının Hindistan'daki büyüklerini ziyareti devam ediyordu. Shyamalan ailesi doğumdan birkaç ay sonra tekrar Philadelphia'ya döndü. Babası Nelliate bir kardiologdu. Yönetmen çocukluğunu anımsadığında olağanüstü hassas bir çocuk olduğunu ve herşeyden korktuğunu söylüyor.

Hindu geleneklerine uygun şekilde büyütüldüğü halde sonradan gerekli öğretileri alması için Katolik okuluna gönderildi. Çocukluk yıllarında çok çeşitli konulara ilgi duyan, adeta daldan dala atlayan Shyamalan, o yıllarla ilgili olarak basketbol sevgisini ve bir de "Raiders of the Lost Ark - Kutsal Hazine Avcıları"nı anımsadığını söylüyor. Bu film onda öylesine derin izler bıraktı ki, giderek tırmanan sinema tutkusu sonucunda ilk filmini henüz 10 yaşındayken 8 milimetrelik kamera kullanarak çekti.

Shyamalan'ın söyleşiler sırasında her zaman oldukça dürüst davrandığı herkesçe bilinir. Ancak sevdiği insanları doğrudan etkileyebilecek sorular sorulduğunda, onlarla paylaştığı geçmiş gündeme getirildiğinde duraksadığı da bir gerçek... Örneğin "Lisedeyken içki içtin mi?" ya da "Kızlarla aran nasıldı?" diye sorduğumda sinirli bir şekilde gülümseyerek "Bunları aileme söyleyecek misiniz?" diye sordu. Bu söyleşi dergide yayınlanacağına göre elbette ki okuyacaklardı. O zaman cevabı aynen şöyle oldu: "O zaman gerçeği söylemeyeyim. Şok olacakları kesin. Hatta kalp krizi bile geçirebilirler!" dedi ve ardından kahkahayı patlattı.
Sonraki
 
   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 




| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com