|
Blair Cadısı
“ Korkmak için hiçbir neden yok, yalnızca korkunun kendisi var... ve korku cehennemden de daha ürkünç ”
Sıradan
bir motel odasında banyo yapan bir kadının arkasından yavaşça
yaklaşan bir gölge, kanlı çığlıkların habercisidir... Denizin
serin sularında kulaç atan masum bir genç, süzülerek kendisine
doğru gelen dev canavarın sivri dişleri arasında koca bir
mideye yuvarlanacağından henüz habersizdir...
Boş
evin içerisinden gelen garip seslere kulak tıkayan çaresiz
bir bebek bakıcısı ise kaçınılmaz sona nafile çığlıklar
atarak direnmeye çalışmaktadır... Karanlık odaların, uzun
koridorların ve kapısı aralık elbise dolaplarının arasında
rahatça hareket eden genç bir kız, maskeli bir sapığın tehditkar
bakışlarına aldırış etmeyerek belki de en büyük günahı işlemiştir
ve cezası oldukça kanlı olacaktır...
“ Bu da neydi ? ”diyen korku dolu bakışlar, ağlamaktan kan
çanağına dönmüş ıslak gözler, sessizlikte kaybolup giden
nefes alışlar ve ardından gelen keskin çığlıklar korku sinemasının
en çok hafızada kalan motifleri olsa gerek.
Korku sineması, son 20 yıl içerisinde çok büyük başarılara
imza atmasına ve de yapımcıların gişeyi garanti altına almak
anlamında en favori türü olmasına rağmen, kendini cinsellik,
şiddet ve bol bilgisayar efektleri gibi yan öğelere teslim
ederek “ saf korku ” ( pure fear ) anlamında yaratıcılığından
çok büyük ödün verdi. Son yıllarda gerçekleştirilen korku
filmleri arasında yaratıcılığın ne demek olduğunu göstermek
anlamında en başarılı yapım ise hiç şüphesiz “ The Blair
Witch Project ” idi.
Film
çekmek amacıyla lanetli bir ormanda tehlikeli bir yolculuğa
çıktıktan sonra esrarengiz bir şekilde kaybolan üç sinema
öğrencisinin yaşadıklarını ellerindeki High-8 kameranın
merceğinden görüntüleyen film, özellikle gerçeklik ve kurmaca
arasındaki yakınlıktan yola çıkarak kafalarda oldukça şüphe
bırakmıştı.
Yalnızca
30.000 dolara mal olan ve sıradan bir el kamerasıyla sadece
sekiz gün içerisinde çekilen film, hiçbir yapay unsura başvurmadan
adeta korkunun doğasını ekrana yansıtmayı başardı.
Korku sinemasının belki de en rahatsız edici ve de ürkütücü
filmlerinden biri olan “ The Blair Witch Project ”, kelimenin
tam anlamıyla görünürdeki hiçlikten yola çıkarak, izleyicisini
oldukça etkileyici ve de inandırıcı bir korku yolculuğuna
çıkardı.
Florida
Üniversitesi’nin iki yetenekli öğrencisi, Daniel Myrick
ve Eduardo Sanchez, senaryosunu, yönetimini ve kurgusunu
kendilerinin gerçekleştirdikleri bu filmde, olağanüstü set
tasarımlarına, profesyonel oyunculuklara, müzik ve özel
efektlere yer vermeden seyirciye bir sonraki sahne için
hiçbir ipucu vermeden gerçek bir korku atmosferi yarattılar.
1994
yılında Maryland ormanında kaybolan üç amatör belgesel sinemacının
haberiyle başlayan “ The Blair Witch Project ”, bir sene
sonra izleri bulunan bu kayıpların çektikleri video görüntülerinden
oluşuyor. Bu anlamda seyirciyi “ Acaba bunlar gerçekten
oldu mu ? ” gibi kuşkulu sorulara sevk eden film, yarattığı
ikilemi başarıyla pazarlayarak oldukça büyük bir hasılat
elde etti.
200
yıldır meydana gelen gizemli olaylardan dolayı kötü bir
efsanesi olan Maryland’deki Kara Tepeler Ormanı, 21 Ekim
1994 tarihinde Heather Donahue, Joshua Leonard ve Michael
Williams adındaki üç meraklı genci konuk eder.
“ The Blair Witch ” ( Blair Cadısı ) diye anılan yerel bir
efsaneye vesile olan söz konusu orman, ziyaretçilerinin
esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasıyla ünlendi. Efsaneye
bakılırsa 1785 yılında Elly Kedward adındaki biri, birkaç
çocuğu evine alarak bedenlerindeki bütün kanı çekip almaya
yeltendi. Büyücülük suçlamasıyla yargılanan Kedward, köy
sakinleri tarafından sert bir kış dönemi köyden kovularak
ölüme terk edildi.
Ertesi
yıl ise Kedward’ı suçlayanlar bir anda ortadan kayboldular.
Köyün üzerinde Kedward’ın lanetinin dolaştığına inanan köy
halkı ise, bir daha onun ismini ağzına almadı. Fakat aradan
geçen yıllar yeni insanların kaybolmasına engel olmadı.
İnsanların ortadan kayboldukları Kara Tepeler Ormanı da
lanetli bir yer olarak efsaneleşti ve bu efsane günümüze
kadar geldi.
İşte bu efsaneyi araştırmak için yola çıkan üç öğrenci de
benzer bir sonun kurbanı oldu. “ Blair Cadısı ” efsanesi
üzerine yapacakları belgesel için işe çevre sakinleriyle
konuşarak başlayan grup, daha sonra ormana yöneldiler. İlk
önceleri her şey normal gibi görünse de güneşin batışıyla
birlikte yolunu kaybeden gençler, ıssız ormanın içerisinde
yapayalnız kaldılar. Soğuk ve açlığın da etkisiyle oldukça
zor anlar yaşayan genç ekip, acımasız doğanın pençeleri
arasında kabus dolu anlar yaşamaya başladılar.
Bütün
yaşananları, Josh’un gözleri ve Heather’ın kamerasıyla gösteren
film, heyecan ve klostrofobi unsurlarını çok iyi kullanarak
izleyiciyi somut bir neden dayanmayan psikolojik bir gerilimin
içine sürüklüyor.
Yolculuk
sırasında duyulan ağaç hışırtıları, ormanın derinliklerinden
gelen uğultular ve her adımda takip ediliyormuş hissi veren
gölgeler filmin en öneli doğal korku öğeleri. Filmin en
büyük özelliği ise, 86 dakika boyunca hiçbir şiddet ve kan
öğesine yer vermemesi.
1999 yılında Sundance Film Festivali’nde keşfedilen “ The
Blair Witch Project ”, kısıtlı imkanlar içerisinde, dar
bir kadro ve yalnızca High-8 el kamerasıyla neler yaratılabileceğini
göstererek genç ve profesyonel sinemacılara iyi bir ders
verdi. Ayrıca sadece hayal gücü ve doğanın sentezinde kurgulanan
bir filmin, herhangi bir yapay korku objesine gerek kalmadan
umulmadık derecede insanları korkutabileceğini ispatladı.
|