|
Başrolünde
Nicole Kidman’ın yer aldığı, yılın çok konuşulan filmlerinden olan “ Kırmızı Değirmen
”in yönetmenliğini, kariyerine oyunculukla başlamış olsa da, gerçek yeteneğini
kamera arkasında ispatlama imkanını bulan Baz Luhrmann yaptı.
17 Eylül
1962’de Avustralya’nın New South Wales bölgesinde dünyaya gelen yönetmen/ senarist/
yapımcı Luhrmann, sakin ve normal bir çocukluğun ardından Sidney’deki National
School of Dramatic Arts’a kaydını yaptırdı. Buradaki eğitimi sırasında Peter Brook’un
“ The Mahabarata ” oyunu için asistan olarak seçildi.
Ardından,
“ Strictly Ballroom ”u 1985’te Çekoslovakya’daki Dünya Gençlik Tiyatro Festivali’ne
götürdü ve bu oyunla “ En İyi Yapım ” ve “ En İyi Yönetmen ” ödüllerine layık
görüldü. Aynı yıl, Avustralya’da bir taşra tiyatrosu olan “ New Moon Theater Company
” için “Crocodile Creek ” isimli müzikal bir oyun yönetti.
National
School of Dramatic Arts’dan mezun olduktan sonra “ Six Year Old Company ” isimli
bağımsız bir tiyatro topluluğu kurdu ve tiyatronun sanat yönetmenliğini üstlendi.
“ Strictly Ballroom ”, Six Year Old Company tarafından yeniden sahnelendi ve Sidney’in
Wharf Tiyatrosu’nda başarılı bir sezon geçirdi.
Tiyatro
alanındaki çalışmaları son hızla sürerken bir yandan da sinema alanında şansını
denemeye karar veren aktör, 1982 yılında Judy Davis’in “ Winter of Our Dreams
” isimli filminde kamera önünde yer aldıktan sonra, gerçek yerinin kamera arkası
olduğuna karar vererek yönetmenliğe soyundu.
Luhrmann,
ilk yönetmenlik denemesini, “ Strictly Ballroom ”u beyaz perdeye uyarlayarak gerçekleştirdi.
( 1992 ) 1980’li yıllar boyunca ve 1990’ların başlarında tiyatro ve opera ile
ilgili çalışmalarını sürdüren yönetmenin bu çalışmaları arasında, Giacomo Puccini’nin
“ La Boheme ” isimli oyununun 1950’li yıllara uyarlanmış hali de yer almaktaydı.
( 1990 )
Craig Pearce
ve Catherine Martin ile uzun süre “ Strictly Ballroom ”u sinemaya uyarlamak için
işbirliği yapan Luhrmann, film üzerinde büyük bir hassasiyetle çalıştı. Gösterişli
renklerle ve coşkun danslarla dolu, ironik olmakla birlikte samimi bir romantik
fabl olan “ Strictly Ballroom ”, Uluslararası Cannes Film Festivali’nin açılış
filmi oldu ve özel Onur Ödülü’ne layık görüldü.
Lurhmann’ın
sinema için bundan sonraki çalışması, William Shakespeare’in “ Romeo ve Juliet
”inden uyarladığı post-modern bir çalışma olan “ Romeo+Juliet ” oldu. ( 1996 )
“ La Boheme ”de olduğu gibi, bu çalışmasında da yönetmen hikayeyi 20. yüzyıla
taşıyarak, ünlü aşk hikayesini bol renkli Verona Sahillerine taşımıştı.
Başrollerinde
Leonardo DiCaprio ve Claire Danes’in yer aldığı film, gösterime girdiği tarihlerde
box-office’te büyük başarı elde etmekle kalmadı, Oscar’a da aday gösterildi ve
“ En İyi Sanat Yönetmeni ” dalında ödüle layık görüldü. Sadece Amerika’da 140
milyon dolar hasılat yapan film, ayrıca BAFTA ve Berlin Film Festivali Altın Ayı
ödülü gibi pek çok ödül kazandı.
1997 yılında
çalışma arkadaşı Catherine Martin ile hayatını birleştiren Luhrmann, Nicole Kidman
ve Ewan McGregor’un başrollerde yer aldığı “ Moulin Rouge ” müzikali üzerinde
çalışmaya başlamadan önce film ve oyunlarından müzikleri “ Something for Everybody
” isimli bir CD’de topladı. ( 1998 )
2001 yılında
gösterime giren “ Moulin Rouge ” ( Kırmızı Değirmen ) da, “ Strictly Ballroom
” gibi, Cannes Film Festivali’nin açılış filmi oldu, ne var ki festival izleyicisi,
büyün merakla beklediği bu film karşısında biraz hayal kırıklığına uğradı.
Filmlerinde
müziğin büyük rol oynadığı Lurhmann, “ Moulin Rouge ”da da bu çizgisinden sapmayarak,
bol müzikli ve renkli bir film ortaya çıkardı. 1900’lu yılların Paris’inde göz
alıcı, parlak ama kötü şöhretli bir gece kulübünde geçen filmde Kidman, gece kulübünün
en güzel yıldızı ve şehrin en tanınmış fahişesi Satine’i, Ewan McGregor da, ona
aşık, parasız şairi canlandırdı...
|