|
Sinema
tarihine önce oyuncu, sonra yönetmen olarak damgasını vuran,
İtalyan ve dünya sinemasının büyük ustası Vittorio De Sica,
21.İstanbul Film Festivali’nde
özel bir bölümle anılıyor. Usta yönetmen, unutulmaz filmi
“ Bisiklet Hırsızları ” da
dahil olmak üzere sekiz filmlik bir seçkiyle bu yılki festivalin
“Anısına ” bölümüne
konuk oluyor. Programda yer alan filmlerin bir kısmı Türkiye’de
ilk kez seyirci karşısına çıkacak.
İlk
gençliğinden başlayarak tiyatroda başarılı bir oyunculuk
kariyeri yapan, 1930’lu yıllarda İtalyan sinemasının en
çok sevilen aktörlerinden biri olan, 1940’lı yıllarda ise
kamera arkasına geçen De Sica, yarım yüzyıla yayılan sanat
yaşamında kimisi başyapıt düzeyinde bir çok filme yönetmen
olarak imza attı.
Ünlü
bir aktör olarak kazandığı paraları, yönetmen-yapımcı olarak
kotardığı filmlere yatıran De Sica’nın, İkinci Dünya Savaşı
yıllarında senaryo yazarı Cesare Zavattini ile çalışmaya
başlaması, sinemasını kökten değiştirdi ve bu verimli ortaklıktan
dönemin ruhunu yansıtan kalıcı yapıtlar ortaya çıktı. İkili,
filmlerinde İtalyan toplumunun, özellikle alt ve orta sınıfların
yaşamından karanlık kesitler yansıtarak İtalyan Yeni Gerçekçilik
akımının temelini attılar. De Sica-Zavattini ortaklığının
ürünü olan filmlerden beşi Festival programında yer alıyor.
Ustanın
festival programında yer alan en eski tarihli yapıtı “ Çocuklar
Bize Bakıyor ” ( I bambini ci guardano, 1942 ) alabildiğine
mutsuz bir aile yaşamını bir çocuğun gözünden aktarır. Filmin
genç kahramanı, şiddetle çalkalanan bir dünyada, gerçekte
aynı dünyanın kurbanı olan katı yürekli annesin çekip gitmesiyle
aradığı sevgiyi bir türlü bulamaz. De Sica ve Zavattini’nin
bu ilk ortak filminde çocuk, sosyal gerçekleri yansıtan
bir ayna işlevi görmektedir.
De
Sica’nın uluslararası düzeyde en başarılı filmi olan “ Bisiklet
Hırsızları ” ( Ladri di biciclette, 1948 ) artık yalnız
İtalya’da değil, dünyanın pek çok köşesinde sinemayla tanışıklığı
olan herkesin bildiği bir film.
Kapı
kapı dolaşıp iş aradığı sırada ‘ekmek teknesi’ olarak sahip
olduğu tek şeyi, bisikletini çaldıran bir adamın hikayesini
anlatır film. Roma’nın yoksul sokaklarında amatör oyuncularla
çektiği bu filminde De Sica, çocuğuyla birlikte bisikletini
arayan kahramanının çaresizliğini yansıtmakta olağanüstü
bir başarı göstermiştir.
Festivalde
izleyeceğimiz bir diğer De Sica filmi “ Milano’da
Mucize ” ( Miracolo a Milano, 1950 ) yine yoksulların
yaşamına eğilmekle beraber yönetmenin sinemasında farklı
bir eğilimin öne çıktığı yapıt olarak tarihe geçmiştir.
Milano’nun en yoksul kesiminin yaşadığı bir kenar mahallesinde
geçen film, gerçekçi bir zemin üzerinde fantastik ve gerçeküstücü
öğelerle harmanlanmış bir peri masalı gibidir: Yoksullar
barakalarını yıkmak isteyen para babalarına karşı savaşırken
doğaüstü güçlerden yardım alır.
De
Sica’nın, bu filmin hemen ardından çektiği “ Umberto
D. ” (1951), yoksulluğun bir başka çehresine, yaşlılıkla
daha da ağırlaşan biçimine çevirir kamerasını.
Filmde,
30 yıllık dürüst bir iş hayatından sonra oturduğu evin kirasını
ödeyemez hale gelen yaşlı bir emekli memurun, Umberto D.’nin
ibret verici acıklı öyküsü katı, gerçekçi bir dille anlatılır.
Bu filmin bir başka özelliği de İtalyan sinemasında Yeni
Gerçekçilik akımının son filmi olmasıdır.
İktidarın
bu filme yönelttiği saldırılar üzerine, ABD’li yapımcılardan
yardım alan yönetmen, 1953’te Jennifer Jones ve Montgomery
Clift’le “ Termini İstasyonu
”nu ( Stazione Termini ) çeker. Kendi çizgisinden çok Amerikan
sinemasına yakın seyreden bu imkansız aşk öyküsünden sonra,
De Sica’nın kariyerinde belirgin bir düşüş başlayacaktır.
Yönetmen,
başlarını sokacak bir ev bulabilmek için gecekondu yapmaktan
başka çaresi bulunmayan genç insanları konu alan “ Yuvasızlar
” ( Il tetto, 1956 ) gibi filmlerinde, eski çizgisine yaklaşsa
da, sonradan Pembe Gerçekçilik olarak anılan yeni bir kulvara
kayacaktır.
De
Sica ustanın meslek yaşamındaki en parlak işlerinden biri
olan ve Sophie Loren’e “ En İyi Kadın Oyuncu “ dalında Oscar
ödülü kazandıran “ İki Kadın
”da ( La ciociara, 1960 ), İkinci Dünya Savaşı sırasında
yeniyetme kızını savaşın kötülüklerinden sakınmaya çalışan
bir annenin çaresizliği anlatılır.
Festivaldeki
8 filmlik De Sica seçkisi, yönetmenin 60’lı yıllarda İtalyan
Usulü Komedi adı verilen türün en başarılı örneklerinden
biri sayılan ve anlattığı üç farklı öyküde kadın-erkek ilişkilerine
muzip bir tonda göz atarken Sophia Loren – Marcello
Mastroianni çiftinin en beğenilen filmlerinden biri
olarak haklı bir isim yapan “ Dün,
Bugün, Yarın ”la ( Ieri, oggi, domani, 1963 ) kapanıyor.
|