bigglook
biggtravel
biggmenu
biggistanbul
biggauto
biggfootball
biggclub
biggshop
 

 

Filmler
  Yeni Çekilenler
Kamera Arkası
Film Arşivi
Ünlüler Arşivi
  Aktörler
Aktristler
Yönetmenler
 
Konuklar
  Haftanın Yıldızı
Haftanın   Röportajı
Dosyalar
  Festivaller
Klasik Filmler
Kült Filmler
SinePortre
ÖzelDosya
E-Kartlar
Film Afişleri
Haberler
     

Sinema tarihine önce oyuncu, sonra yönetmen olarak damgasını vuran, İtalyan ve dünya sinemasının büyük ustası Vittorio De Sica, 21.İstanbul Film Festivali’nde özel bir bölümle anılıyor. Usta yönetmen, unutulmaz filmi “ Bisiklet Hırsızları ” da dahil olmak üzere sekiz filmlik bir seçkiyle bu yılki festivalin “Anısına ” bölümüne konuk oluyor. Programda yer alan filmlerin bir kısmı Türkiye’de ilk kez seyirci karşısına çıkacak.

İlk gençliğinden başlayarak tiyatroda başarılı bir oyunculuk kariyeri yapan, 1930’lu yıllarda İtalyan sinemasının en çok sevilen aktörlerinden biri olan, 1940’lı yıllarda ise kamera arkasına geçen De Sica, yarım yüzyıla yayılan sanat yaşamında kimisi başyapıt düzeyinde bir çok filme yönetmen olarak imza attı.

Ünlü bir aktör olarak kazandığı paraları, yönetmen-yapımcı olarak kotardığı filmlere yatıran De Sica’nın, İkinci Dünya Savaşı yıllarında senaryo yazarı Cesare Zavattini ile çalışmaya başlaması, sinemasını kökten değiştirdi ve bu verimli ortaklıktan dönemin ruhunu yansıtan kalıcı yapıtlar ortaya çıktı. İkili, filmlerinde İtalyan toplumunun, özellikle alt ve orta sınıfların yaşamından karanlık kesitler yansıtarak İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının temelini attılar. De Sica-Zavattini ortaklığının ürünü olan filmlerden beşi Festival programında yer alıyor.

Ustanın festival programında yer alan en eski tarihli yapıtı “ Çocuklar Bize Bakıyor ” ( I bambini ci guardano, 1942 ) alabildiğine mutsuz bir aile yaşamını bir çocuğun gözünden aktarır. Filmin genç kahramanı, şiddetle çalkalanan bir dünyada, gerçekte aynı dünyanın kurbanı olan katı yürekli annesin çekip gitmesiyle aradığı sevgiyi bir türlü bulamaz. De Sica ve Zavattini’nin bu ilk ortak filminde çocuk, sosyal gerçekleri yansıtan bir ayna işlevi görmektedir.

De Sica’nın uluslararası düzeyde en başarılı filmi olan “ Bisiklet Hırsızları ” ( Ladri di biciclette, 1948 ) artık yalnız İtalya’da değil, dünyanın pek çok köşesinde sinemayla tanışıklığı olan herkesin bildiği bir film.

Kapı kapı dolaşıp iş aradığı sırada ‘ekmek teknesi’ olarak sahip olduğu tek şeyi, bisikletini çaldıran bir adamın hikayesini anlatır film. Roma’nın yoksul sokaklarında amatör oyuncularla çektiği bu filminde De Sica, çocuğuyla birlikte bisikletini arayan kahramanının çaresizliğini yansıtmakta olağanüstü bir başarı göstermiştir.

Festivalde izleyeceğimiz bir diğer De Sica filmi “ Milano’da Mucize ” ( Miracolo a Milano, 1950 ) yine yoksulların yaşamına eğilmekle beraber yönetmenin sinemasında farklı bir eğilimin öne çıktığı yapıt olarak tarihe geçmiştir. Milano’nun en yoksul kesiminin yaşadığı bir kenar mahallesinde geçen film, gerçekçi bir zemin üzerinde fantastik ve gerçeküstücü öğelerle harmanlanmış bir peri masalı gibidir: Yoksullar barakalarını yıkmak isteyen para babalarına karşı savaşırken doğaüstü güçlerden yardım alır.

De Sica’nın, bu filmin hemen ardından çektiği “ Umberto D. ” (1951), yoksulluğun bir başka çehresine, yaşlılıkla daha da ağırlaşan biçimine çevirir kamerasını.

Filmde, 30 yıllık dürüst bir iş hayatından sonra oturduğu evin kirasını ödeyemez hale gelen yaşlı bir emekli memurun, Umberto D.’nin ibret verici acıklı öyküsü katı, gerçekçi bir dille anlatılır. Bu filmin bir başka özelliği de İtalyan sinemasında Yeni Gerçekçilik akımının son filmi olmasıdır.

İktidarın bu filme yönelttiği saldırılar üzerine, ABD’li yapımcılardan yardım alan yönetmen, 1953’te Jennifer Jones ve Montgomery Clift’le “ Termini İstasyonu ”nu ( Stazione Termini ) çeker. Kendi çizgisinden çok Amerikan sinemasına yakın seyreden bu imkansız aşk öyküsünden sonra, De Sica’nın kariyerinde belirgin bir düşüş başlayacaktır.

Yönetmen, başlarını sokacak bir ev bulabilmek için gecekondu yapmaktan başka çaresi bulunmayan genç insanları konu alan “ Yuvasızlar ” ( Il tetto, 1956 ) gibi filmlerinde, eski çizgisine yaklaşsa da, sonradan Pembe Gerçekçilik olarak anılan yeni bir kulvara kayacaktır.

De Sica ustanın meslek yaşamındaki en parlak işlerinden biri olan ve Sophie Loren’e “ En İyi Kadın Oyuncu “ dalında Oscar ödülü kazandıran “ İki Kadın ”da ( La ciociara, 1960 ), İkinci Dünya Savaşı sırasında yeniyetme kızını savaşın kötülüklerinden sakınmaya çalışan bir annenin çaresizliği anlatılır.

Festivaldeki 8 filmlik De Sica seçkisi, yönetmenin 60’lı yıllarda İtalyan Usulü Komedi adı verilen türün en başarılı örneklerinden biri sayılan ve anlattığı üç farklı öyküde kadın-erkek ilişkilerine muzip bir tonda göz atarken Sophia Loren – Marcello Mastroianni çiftinin en beğenilen filmlerinden biri olarak haklı bir isim yapan “ Dün, Bugün, Yarın ”la ( Ieri, oggi, domani, 1963 ) kapanıyor.

   
Vizyondakiler
   
Gelecek Program
   
Salonlar

 













 
o

| ANA SAYFA | Vizyondakiler | Pek Yakında | Sinema Salonları | Haberler |
| Film Arşivi | Ünlüler Arşivi |Forum |
Copyright 2002 - On-Net A.Ş. | Bigglook
cinema@bigglook.com