Istanbul - Eski İstanbul - Tarihi
   
þehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Kurslar
yeme-içme
Gözde Mekanlar
Kahvaltý-Brunch
Balýk Mekanlarý
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
Yemek Tarifleri
gezi
Boðaz Tekne Turlarý
Yakýn Ýstanbul
Semtler
Eski Ýstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor
Yüzme Havuzlarý
Yaz Okullarý
Boðaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayþenur Yazýcý
Hüseyin Köroðlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yýlmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Baþaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akýn
Tüm liste...
alýþveriþ
Alýþveriþ Merkezleri
 Azınlık Nüfusu İstanbul
 Kimliğinin İçindedir
Azınlık eşrafı
Tarihî yarımadanın, Haliç’in ve Boğaz’ın azınlık nüfusu, genel çizgileriyle, İstanbul kimliğinin içindedir. Bu, özellikle insan ilşkilerinde kendini gösterir. Nezâket, yardımseverlik, doğal güzelliklere düşkünlük ve insanlar arasında dostluğa önem veren anlayışlar, bütün İstanbul nüfusuna egemendir.

Fakat belki eşyanın tabiatı gereği olarak, kendi dillerini büyük ve yapmacıksız bir doğal ortam içinde konuşan azınlık nüfusun, Türkçenin zenginliklerinden, gereğince pay alamadıkları gibi, biraz, üst-baş ve ev temizliğine ait alışkanlıklar ve değer yargılarında ve hayır-hasenat duygularında, bazı farklılıklara sahip oldukları gözlenir.


Azınlık vakıflarının kendi vatandaşlarına öncelik veren yapısı ve koşullarıyla, Müslüman-Hıristiyan ayırımı yapmadan hatta yerli-yabancı farkı bile gözetmeden bütün yolculara eşit ve ücretsiz hizmet sunan Türk/Müslüman vakıflarının, kervansaraylarda, imaretlerde, aşevlerinde, bu belirgin ayırımlarını görmek, bilimsel bir zorunluluktur.

Bir diğer kesin fark, bütün tarih boyunca süren, ama özellikle 19. yüzyıldan itibaren Batı etkisiyle artan bir olaydır: Azınlık insanları ve lövanten tipleri, Roma-Bizans çizgisinin bir devamı ve Batı’yla her zaman ilişkide olmanın bir etkisi sonucu, ekonomiye ağırlık veren ve madde değerlerine öncelik tanıyan bir anlayışı da her zaman sürdürmüşlerdir. Bu da İstanbullu içinde, ayrı bir vatandaş kimliğidir.

Ama onu Fatih’te, Sultanselim’de, Edirnekapısı’nda, Eyüp’te... bulamazdınız. Batılıya yakın kimlikteki İstanbullular biraz yukarıda saydığım, Marmara ve Haliç kıyılarıyla, Galata içlerinde ve en son da Beyoğlu platosunda yaşıyordu.

Herkes iç-içe, herkes el-ele, herkes yakın ve sıcak duygular içindeydi. Hepsinin, dostlukta, tabiat aşkında ve birbirine yardımcı olmada, ortak olan kimlikleri vardı.

Tarihte ve İstanbul’da birçok şeyi değiştiren 1950’li hatta 1960’lı yıllara kadar devam etti, bu az farklı İstanbullu karakteri ve hüviyeti.

60’lardan sonrasının yerleştiği kimlikler, bu yazının çerçevesine girmez.

1453’ten sonrasının İSTANBULLUSU