Istanbul - Eski İstanbul
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Anneler Günü
Babalar Günü
Ramazan Özel
Yilbasi Özel
Sevgililer Günü
Konserler
Etkinlikler
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Kurslar
yeme-içme
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
Yemek Tarifleri
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
röportaj
Pinhani
Enis Karslıoğlu
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yılmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Başaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akın
Tüm liste...
alışveriş
Alışveriş Merkezleri
 İstanbul...
Tarih boyunca öylesine görmüş geçirmiş bir kent ki... İş dünyasından eğlence hayatına kadar birçok faaliyetin merkezi bu “Yedi tepeli kent”, yüklendiği onca ağırlık karşısında artık “Yedi tepeye sığmaz” olmuş. Büyüdükçe büyümüş, gelişmiş, serpilmiş. Yaşayanların “kaçmaya”, yabancısı olanların da “gelmeye” çalıştığı bu büyülü kent acaba dün nasıldı?

Günlük yaşamın koşuşturması içinde yaşayanların bile gözden kaçırdığı ayrıntıları yakalayabilmek amacıyla, her sayımızda İstanbul’un bir semtine uğrayacağız.

Özetle, “Dün”ü “Bugün” ile karşılaştırma şansını yakalayacağız. “Dün”ü hatırlamak için Çelik Gülersoy Vakfı tarafından 1989 yılında yayınlanan Willy Sperco’nun “Yüzyılın Başında İstanbul” adlı kitabından yararlanacağız.

İlk durağımız, tarihte “Prens Adaları” olarak bilinen adalar bölgesi olacak. İstanbul’a önce şöyle bir uzaktan bakacak, ardından sınırlarından içeri gireceğiz.

İyi geziler...


Prens Adaları...

İmparatorlar, İmparatoriçeler, Prensler, Prensesler, Patrikler doğanın göz kamaştırıcı güzelliklerine sahip bu adalara sürülmüş, gözlerine mil çekilmiş, işkence edilmiş, hapsedilmişlerdir.

İmparator villalarından, büyük manastırlardan, kiliselerden bugün geriye yıkıntılar ve kırık mermerler kalmıştır.

Gustave Schlumberger ile Charles Diel’in eserleri okunduğunda, bu adaların Bizans tarihinde ne denli önemli rol oynadıkları anlaşılır.

Gerçek olamayacak kadar güzel mavilikler içinde bahçelerinde güller, begonviller, leylaklar, karanfiller, mimozalar, yaseminler fışkıran Büyükada, Heybeli, Burgaz ve Kınalı adaları bugün artık sadece dinlenme ve eğlence yerleridir. Yeşilliklerle örtülü villalar, oteller, pansiyonlar, plajlar bulunur. Otomobil getirmek yasaktır. Gezintiler, üstü açık tenteli faytonlarla ama en çok da eşek sırtında yapılır.

Yaz aylarını buralarda geçirmek şansına sahip olanlar otellerinin terasından ya da evlerinin bahçelerinden, ilkbaharın ilk günlerinden kışın başlangıcına kadar küçük beyaz gemilerin gün boyu ziyaretçiler taşıdığını görebilirler. Bunlar adada oturanların dostlarıdır ya da günü birlik eğlenmeye ve çamlar altında piknik yapmaya, denize girmeye veya balık avlamaya gelenlerdir.

Gün batarken, çam ormanında yollarını kaybeden aşıklardan başka herkes birbiriyle deniz kıyısında ya da sahildeki restoranlarda buluşur.

Eve gecenin geç saatlerinde dönülür, insanın başına ya güneş ya da... ay geçer. Geriye, kucak dolusu çiçeklerin kokularından mest olarak, sepetler dolusu meyveler, canlı istridyeler, istakozlar getirilir.

 




  Willy Sperco

 Çelik Gülersoy,  “Yüzyılın Başında  İstanbul” kitabının  yazarını şu sözlerle  anlatıyor:

 “Elinizdeki kitap,  İstanbul’da yüzlerce  yıl yaşamış olan,  lövanten kökenli,  Venedikli bir ailenin  bireylerinden biri  olan aziz dostum  müteveffa Willy  Sperco’nun bir cins  anılar ve gözlemleri  niteliğinde, özgün bir  eseridir. Sperco’nun  yazdıklarından çoğu,  gördüğü yerlere ve  yaşadığı olaylara  aittir.”